Bölüm şarkısı (Green Day- 21 guns)
Simsiyah parlak gözler, üzerimizde birleşti. Kral ve kraliçe daha önceden gördüğüm gibiydi, soğuk ve ciddi bakışlarıyla beni ve arkadaşlarımı süzüyordu. İkisi de oldukça genç bir görünüme sahiptiler. Kral uzun beyaz saçlarını ensesinde toplamıştı, üzerinde buz mavisi takımıyla kullandığı her zamanki gece karası cep mendili vardı. Kraliçe de tıpkı onun gibi zarif ve otoriter görüntüsüyle dikiliyordu. Üzerindeki dökümlü mavi elbise belinde parlak siyah bir kurdeleyle tutturulmuştu, dizlerine kadar uzayan bembeyaz ince saçları omuzlarından dökülüyordu. İkisinin de başlarını üzerinde ince dallar şeklinde buz çatlakları dolanmıştı.
Kral tek kaşını kaldırarak, "Glacier, bu insanlar neden burada?" diyerek kabaca selam vermeden söze girdi. Biz gergin bakışlarla birbirimizi süzerken, Glacier söze girdi, "Şey, Baba, yani... pardon! Efendim, bunlar benim arkadaşlarım. Ülkeyi geziyorlarmış, kalacak bir yere ihtiyaçları varmış. Bildiğin gibi, bizim sarayda da baya oda var, yani şey... Bizde kalabilirler mi?" derken ailesinde izin isteyen küçük bir çocuğa benziyordu. Annesi simsiyah gözlerini bizim üzerimizde gezdirdikten sonra, Glacier'e döndü. "Neden buradalarmış?" derken iyice kanım kaynamıştı. Kadın ısrarla biz ortamda değilmişiz gibi davranmaya devam ediyordu.
Gözlerimi devirdim ve bir adım öne çıktım, "Bu soruyu sahibine sormayı düşündünüz mü, efendim?" dediğimdi şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. Cevap vermesine izin vermeden konuşmaya devam ettim, "Her neyse, burada olmamızın nedeni, oğlunuzun da söylediği gibi arkadaşlarıma Radia topraklarını gezdiriyor olmam. Glacier da, sizin aksinize, kibarlık yapıp bizi saraya davet etti." dediğimde herkes bana ağzı açık bakıyordu. Yüzü kaskatı kalan tek kişiler kral ve kraliçeydi. Umursamazca Glacier'e dönen kral dudağını büktü, "Kalmalarında bir sorun olacağını düşünmüyorum, şimdi, çekilebilirsiniz."
Sıkıntıyla taht odasını terk ettik, Glacier hala gülümsüyordu, "Bir üst katta iki tane boş oda olacaktı, oralarda kalabilirsiniz." dediğinde ben de minnetle gülümsedim. O sırada aklımda bir ampul yandı, asıl konuyu unutup gitmiştim. "Glacier sana bir şey söylemeliyim!" dediğimde, omzunun üzerinden döndü ve dudağını sallandırdı. "Sabaha kadar bekleyemez mi Glyss, benim için uzun bir gündü.." dedi ve bana yalvaran bir bakış attı. Belki de beklesem daha iyi olacaktı, başımla onaylayıp el salladım ve merdivenlere yönelmiş arkadaşlarıma doğru koştum.
Üçüncü kata çıktığımızda, kızlar bir odaya erkekler bir odaya yerleştik. Buz gibi havadan sonra kapalı ve ısıtılan bir yerde olmak cennet gibi hissettiriyordu. Odamız oldukça genişti, ve şükürler olsun ki, bu sefer dört farklı yatak vardı. Odanın duvarları sarayın her yerinde olduğu gibi şeffafımsı bir açık maviydi, ay ışığı genişlemesine ilerleyen pencerelerden içeri süzülerek odayı aydınlatıyordu. Perdeler koyu lacivertti, ama manzara öyle nefes kesiciydi ki ben olsam asla perdeleri kapatmazdım. Metal başlıklı dört beyaz yatak odanın kenarında yan yana dizilmişti.
Üzerimdeki kan ve siyah balçıkla kirlenmiş iğrenç kıyafetleri boynumdan sıyırıp odanın bilinmeyen köşelerine fırlattım, kızlar da benimle aynı durumdaydı. Üçü de de aynanın önüne geçmiş ellerindeki kumaş parçalarıyla yüzlerini siliyorlardı. Carmeine üzerindeki elbise radyoaktifmiş gibi iğrenerek yatağa doğru fırlattı. Tembel adımlarla banyoya yöneldiğimde, dolaplarda havlu olmadığını gördüm ve bıkkın bir şekilde kapakları geri kapattım.
Üzerime, beyaz kapaklı ahşap dolaptan mavi sıkı bir tişört ve bir şort geçirdim, Carmeine, Quinn ve Valerie'ye dönüp, "Erkeklere gidip havlu var mı diye soracağım.." dedikten sonra odadan ayrıldım. Uzun aydınlık koridorun sonundaki beyaz kapıya doğru aceleci adımlarla ilerledim, bu ortam beni cidden ürkütüyordu. Sert ahşabı tıklattıktan bir kaç saniye sonra kapı kolu kıpırdandı ve kapı açıldı, Savient simsiyah uykulu gözleriyle bana bakıyordu, dağınık saçları onu başının üstüne tünemiş bir kuş varmış gibi göstermişti. "Bizim odada havlu yok da, sizden varsa birini alacaktım.." dedim. Başıyla onayladı ve esneyerek banyoya yöneldi. Umursamazca içeri girdiğimde pişman oldum, Typhonn, Savient'e selam vererek banyodan çıktı. Ve tabii ki çoğu banyo yapan insanda olduğu gibi, üzerinde belindeki havludan başka bir şey yoktu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
RADIA
FantasyHayata gözlerimi açtığım anda, farklı olduğumu biliyordum. Herkes gibi değildim, safkan ya da değil. Ben farklıydım, onlar gibi olmayacaktım, onların istedikleri gibi davranmayacaktım, ve onların istediği kişiyle evlenmeyecektim. Ben istediğimi yapa...
