RADIA-35 ♦️ Royals Got Talent

214 18 2
                                        

Bölüm şarkısı (All about us- Owl City)

Gördüklerimin verdiği şaşkınlıkla, dirseklerimin üzerinde doğruldum. Yer yüzü tamamen sıvı alev ve volkanik taşlardan oluşuyormuş gibiydi. Zeminden bana doğru sıcak bir dalga yayılıyor ve bedenimdeki tüm suyu buharlaştırırmışçasına içime doğru kıvrılıyordu. Parmaklarım ve topuklarım ısrarla yanmaya devam eden küllerin arasına gömülmüştü. Yine de alevler ve lav olması gerekenden binlerce derece daha soğuktu, tuhaf bir biçide hiç bir acı içinde kıvranmıyordum.

Başımı kaldırdığımda ilk gördüğüm kişi Typhonn oldu. Huzursuz bakışlarla bizi kontrol ediyor ve yüzünü ekşiterek boynunu ovuyordu. Açık sarı gümüşi saçlarının uçları yavaş yavaş yanıyor ve ona deli bir bilim adamının seksi deneyi gibi tuhaf bir görüntü katıyordu. Altın rengi gözleri benimkiyle buluştuğunda, 'İyi misin?' dercesine başını arkaya attı, ben de başımı sallayarak onayladım. Konuşamayacak kadar sarsılmış ve yorgun bir durumdaydık.

Kulağımın çınlamasına aldırmayarak ayağa kalktım. Gökyüzü hastalıklı bir koyu kahverengiydi ve bulutlar bizi lanetlercesine üzerimizde toplanmıştı. Tam karşımda sanki tanrının şöminesine düşmüşüz gibi devasa, korlardan bir dağ vardı. Alev ve yanmış küllerin oluşturduğu tepe ianılmaz bir alanı kaplıyordu, etrafından dolaşmamız koca Radia'yı yeniden keşfetmemiz kadar imkansızdı. Yere doğru sürekli birer parça gri kül yuvarlanıyor ve alevlerin arsından çıtırtılar ve hırıltılar yükseliyordu. Alevler canlı gibiydi.

Ellerimi saçlarıma daldırıp içime çektiğim külle dolu nefesi öksürerek dışarı attım. Saç diplerim nemlenmiş, parmaklarım aleve dokunmaktan kızarmıştı. Herkes şaşkın bakışlarla etrafı izliyorduk. Hafifçe ayağa kalktım ve dengemi sağlamak için bir kaç saniye bekledim, kulaklarım bütün sesleri sustururcasına çınlıyordu. Dizlerim titremeye başlayınca başıma bir ağrı saplandı. Dağdan bu tarafa doğru esen kuru hava da bu konuda yardımcı olmuyordu.

Herkes yavaş yavaş ayağa kalktı, alnındaki teri hararetle silen Aquila'ya ve kız kardeşlerinin tozlanmış kıyafetlerini çırpan Glacier'a baktım. Afriel turuncu saçlarını geriye atıp çenesini kaşıdı, "Burayı coğrafya kitabımda okumadım ama söylentileri duymuştum. Buna göre Şekil değiştirenlerin topraklarına yaklaşmış olmalıyız." dedi, ama söyledikleri konusunda kendi bile tereddüt ediyordu. Quinn sıkılmış sesini yükseltti, "Peki biri bana buradan kemiklerimize kadar erimeden nasıl geçeceğimizi söyleyebilir mi?"

Hepimiz meraklı bakışlarımızı Afriel'e döndürdük, Radia coğrafyası konusunda en iyimizin o olduğu bir gerçekti. "Bu konuda bir efsane hatırlıyorum galiba, doğunun mavi trolleri Savaş için güneyden geçerken ateşten bir canavara yakalanırlar. Bu korkunç canavarı ne kadar silah gücüyle yenmeye çalışsalar da yaratığın alevden bedeni tüm demiri ve kılıçları yutar. Sonunda akkıllı olan trollerden biri öne çıkar ve onu bir zeka düellosuna davet eder. Kendini beğenmiş yaratık bu konuda asla yenilmeyeceğini düşünür ve bu düelloyu kabul eder. Kendisinin trole sorduğu soruyu trol kolaylıkla çözer fakat mavi trolün bilmecesi çok karmaşıktır. Sinirlenen canavar düşmanlarına ateş püskürtecekken, sözünü tutmadığı için bir avuç küle dönüşüp rüzgara karışır."

Afriel'in bu sözlerinden sonra, hepimiz gözlerimizle etrafta canavarı aramaya başladık ama görünürde canlı tek şey yok gibiydi. Rendall başının arkasını ovarken, "Belki de şu tuhaf tepemsi şeyin içindedir.." dediğinde omuz silktim. Şimdiye kadar karşımıza her türden yaratık çıkmıştı, birinin de alevden bir dağda yaşaması oldukça olasıydı.

Hepimiz kıpkırmızı alevlerle çevrelenmiş kıvrımlı dağa doğru hızlı adımlarla ilerlemeye çalışıyordu. Botlarımın kauçuk tabanı aşırı ısıya dayanamayıp yavaşça eriyor, ayağıma dokunan kül ve koru biraz daha yaklaştırıyordu. Parmak uçlarımda lav gölcüklerinden birine düşmemeye gayret göstererek yola devam ettim.

RADIABağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin