RADIA-14 ♦ Life like a Nightmare

505 27 3
                                        

Naber böcüklerim nabeyonus? şimdi tatilde olduğumuz için ben hızlı hızlı yazıyorum ama bu sene sınav senem olduğu için okul başladığında temponun düşme ihtimali var, sizden bolca vote ve yorum almazsam yazma hevesim daha da kırılıyo güllerim yani nolur biraz da beni düşünün :(( hwpinizi joook seviyorum umarım bölümü beğenirsiniz! Bölüm şarkısı (The Weeknd- Devil May Cry)

Gözlerimi açtım, ama sanki herşey biraz gerçeklikten uzaktı.. Uyuduğum, şehrin her yerini gören cam odadaydım. Yatğımda terler içinde yatıyordum, yorganı sıkmaktan parmaklarım acımıştı. Yavaşça yataktan süzüldüm ve aynalı duvara yöneldim. Üzerimde hala aynı kıyafetler vardı sadece botlarımı çıkarıp saçlarımı açmıştım.

Sanki yer çekimi binlerce kat güçlenmiş gibi yorgun hissediyordum. Saçlarımın içinden ellerimi geçirdiğimde elimde birkaç tel kaldı. Bakır rengi parlak saçlarımın arasında gri tutamlar çok kolay belli oluyordu.

Ağzımı şaşkınlıkla araladığımda dudaklarımın yanında çizgiler oluştu. Yavaş yavaş saçlarım beyazladığını ve alnımın kırıştığını görebiliyordum, gitgide kamburum çıkıyor üzerimdeki kıyafetler bana bol geliyordu.

Asıl tuhaf olan ise pencereden baktığımda şehirde aniden kar yağdığı sonra güneş açtığı, günlerin ve gecelerin maraton koşar gibi hızla akıp gittiğiydi. Aynaya birdaha baktığımda artık doksan yaşımda vardım. Gözlerim çökmüş dudaklarım ipince olmuştu. Yere yığılırken kalbime bir ağrı saplandı, sol kolum uyuşmuştu. Sanki tüm bedenime içten minik minik iğneler batırılıyordu.

Çığlık atmaya çalışsam da ağzımdan zayıf bir tıslamadan başka birşey çıkmadı. Artık bana destek olan kolum da işe yaramıyordu. Yere düştüğümde başım gürültülü bir sesle çarptı, artık bittiğini hissettiğimde başımın etrafında ılık kırmızı sıvıdan bir gölcük oluşmuştu. Gözlerim yavaşça sonsuzluğa doğru kapandığında, karanlıkta doğru süzülmeye başladım.

Ölümüm de bu odada olmuştu.

~~~

Aniden beni sarsan kollarla kabustan ayrıldım. Gözlerimi açtığımda bal rendiyle dans eden gözler kaşlarını çatmış bana bakıyordu. Kabusta da olduğu gibi tuhaf bir şekilde sol kolum uyuşuktu. Gözyaşlarından yanaklarım sırılsıklamdı ve yastıkta bir gölcük oluşmuştu. Çarşafı sıkıca kavrayan parmaklarım terden sırılsıklamdı. Hala hıçkırarak ağladığımı yeni farketmiştim. "Kabus, sadece bir kabustu.. Hadi Prenses, kendine gel!" derken sol kolumu hafifçe sıkıyordu. Başımı yavaşça salladım ve yatakta doğruldum.

Akşam olmuştu ve ay tüm şehrin üzerinde asil bir şekilde parıldıyordu, yıldızlar tüm gökyüzünü kaplamıştı, aslında oldukça huzurlu olabilecek bir tablo benim korkunç kabusumla bozulmuştu. Typhonn yatağımın ucunda oturuyordu, "Çığlıklarını duyunca içeri girmek zorunda kaldım.." dedi, başımı onaylarcasına salladım.

Suratında her zamanki aksi ifadenin yanında başka bir şey daha vardı, hafif endişe parıltıları. İlk defa pisliklik yapmamıştı. Açıkçası ona minnettardım, o kabus da neydi öyle? Hayatımın sonuna kadar burada kalırsam sonum yine bu odada mı gelecekti? Belki de o kadar beklemzler, beni biran önce öldürürlerdi. Beynim çorbaya dönmüştü.

Ağzımı yavaşça araladım ve cılız sesimle "Bir şeyler yiyebilir miyim?" diye sordum. Vücudumdaki her hücrem gibi midem de çökmüştü. Ağzımda ekşi bir tat vardı, belki bir şeyler yersem geçerdi. "Bir şeyler ayarlamaya çalışırım." dedi ve kapıyı ardından kapatarak çıktı. Önce evimden kaçırılıp karanlık similasyon hücrelerine kapatılıyor sonra da burada rehin tutuluyordum. Yüzümü yastığa gömüp kocaman çığlığımın yastığı titretmesine izin verdim.

RADIABağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin