Min Sung'a öldürücü bakışlar atmaktan başka bir şey yapmadım. Bir süre sonra Jin'in bana baktığını farkettim.
"Ne yapacaksın? Onunla mı gideceksin?" Kırılmış gibiydi. Gözlerinde tuhaf bir parıltı vardı. Eğer Min Sung'la gidersem ne olacaktı bilmiyordum.
"Böylesi daha iyi," gözlerini yere indirdi. Kendimden bir kez daha nefret ediyorum. Biliyorum, onu kırmıştım ama ondan uzak durmamın tek yolu buydu. O bana göre çok iyi biriydi. Ben katildim. Babamın katili. Bir anda nefesim hızlanmaya başladı.
"Şu küçük ayıya ne dersin? Tıpkı sana benziyor."
Anılar beynime dolarken istemsiz olarak elimi başıma götürdüm.
"Choon Hee, iyi misin?" Jin'in endişeli sesini duymam çok zor olmuştu. Nefes alıp vermekte çok zorlanıyordum.
Biri beni havalandırdığında o kişinin boynuna sarıldım. Nefes almaya ihtiyacım vardı. O sırada sarıldığım kişiden gelen koku...rahatlamamı sağlamıştı. Burnumu resmen üstüne gömmüştüm ama nefes alıp vermem düzelmeye başlamıştı. Beni bir yere oturttuğunda kucağına alan kişinin Jin olduğunu farkettim.
"Bir şey mi oldu?" sesindeki endişe, nedense hoşuma gitmişti. Kendimi bir psikopat gibi hissettim.
"Y-yok b-bir şey," sesimdeki titreme hâlâ kendime gelemediğimin farkına varmamı sağladı.
Yanımıza gelen Min Sung ile aramızdaki tuhaf hava biraz da olsa dağılmıştı.
"İçecek bir şeyler getirdim," elindeki şişeyi kaptığım gibi bir dikişte bitirdim. Yanıma oturduğunda Jin'in bu tarafa bakmadığını farkettim. Kırmıştım işte onu, bunu bile isteye yapmıştım hemde.
"Sen onunla git, benim yapmam gerek işlerim vardı." Yalan söylüyorsun. Tamamen yalan.
"Tamam," dedim uzatmamak için. Gözlerindeki parıltı artarken kendimi tutmakta zorlanıyordum. Ona zarar veriyorsun Choon Hee. Kendimi ondan uzak tutmalıydım ama yapamıyordum.
"Gidelim Choon Hee,"
Omzuma dokunan ellerle irkilsemde, Min Sung'a bakmadım. Bana bakmayan Jin'e bakıyordum. Kafasını bu tarafa çevirmemek için kendini zor tuttuğunu gayet anlayabiliyordum.
Üzgünüm Kim Seok Jin. Kendimden nefret ediyorum.
___
Min Sung beni evime bıraktıktan sonra öylece gitmişti. Hiç bir şey söylememişti. Şu an tek yapmak istediğim kafamı duvara sürtmekti. Kendi isteğimle Jin'in yanındaydım ama şimdi ondan uzaklaşıyordum. Böyle olacağını hiç tahmin etmemiştim.
"Choon Hee, sen misin?"
"Evet,"
"İçeriye gelsene," uzun zamandır kapının dibinde dikili bir şekilde bekliyordum.
"Banyoya gideyim, gelirim." Hızla banyoya gittim ve üstümdekilerden kurtulup kendimi suya teslim ettim. Sıcak su bedenimi rahatlatmıyordu. İçimdeki huzursuzluk gitmiyordu. Ona karşı çok kaba davranmıştım. Ondan kaçmıştım. Bunu dile de getirmiştim. Elimi alnıma vurdum.
Aptaldım. Korkak bir aptaldım. Jin'den kaçmamın sebebini kabullenemiyordum. Beni değerli hissettirmesi hoşuma gitmişti ve şimdi bundan kaçıyordum. Bana değer vermemeliydi. Ben değer verilmeyi hak etmiyordum. Gözlerimi kapatıp yere çöktüm. Bunları düşünmek beynimi yakmaktan başka bir işe yaramıyordu. Bir süre öyle kaldım. Derin derin nefesler alıyordum.
Ayağa kalktım ve banyodan çıktım. Üstümü değiştirdim ve saçlarımı havluya sardım. Ders çalışacaktım.
"Choon Hee, içeriye gelmeyecek misin?"
"Ders çalışacağım anne!"
Annem bir şey demedi ve bende çantamdan kitaplarımı çıkardım. O sırada çantadan bir şey düştü. Elime aldığımda onun Jin'in bana verdiği yemek kabı olduğunu anladım. İçindeki notu elime aldım.
Şu sıralar kendini çok zorluyorsun, bir şeyler yesen iyi olur. -Kim Seok Jin.
Ellerim istemsiz olarak not kağıdında geziniyordu. Yazısı bile mükemmeldi. Kabı ve not kağıdını bir kenara koydum. Geri kalan kitapları da çıkardıktan sonra ders çalışmaya başladım. Biraz zorlanmaya başlamıştım ama iyice odaklandıktan sonra az da halledebilmiştim. En azından dikkatimi dağıtmıştı.
Şimdilik.
___
Sabah ilk işim annem ve bana güzel bir kahvaltı hazırlamak oldu. Klasik kahvaltı edişimizden sonra evden çıkmıştım bile. Elimdeki poşedi dikkatli bir şekilde taşıyama özen göstererek durağa doğru yol aldım. Aslında normalde yürüyerek giderdim ama başka bir planım vardı. Durağa vardığımda etrafa bakındım. Oradaydı.
Öylece taş kaldırımın üstüne oturmuş etrafa bakıyordu. Hızla yanına gidip oturdum. Benim geldiğimi gördüğünde bir süre baktıktan sonra başını geri çevirdi.
"Bu saatte burada ne yapıyorsun?" Dedim aradaki o değişik havayı bozmak için.
"Bu saatte ne yaptığım seni neden ilgilendirsin ki?" Dedi soğuk bir sesle.
"En azından bunu al. Otobüs geldiğinde gitmiş olacağım." Kucağına dikkatlice poşedi koydum ve ayağa kalktım.
"Böyle olmasını bende istemezdim. Keşke başka bir şekilde tanışsaydık, Kim Seok Jin."
Otobüs geldiğinde bir şey demesine izin vermedim ve hızla otobüse bindim. Otobüsün camından ona baktığımda şaşkın gözlerle bana bakıyordu. Başımı çevirdim ve ona bakmamaya çalıştım. Sende çok kırgındın Kim Seok Jin. Bunun farkındaydım. Ve beni bulduğunda yaralamızı beraber sarabiliceğimizi sandın. Ama ben bir katildim. O yaralar asla kapanmayacaktı.
Seni çok özledim baba.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Alium| Kim Seok Jin
Fiksi Penggemar"Hâlâ seni düşünebiliyor olmak... bu can sıkıcı." Şemsiyenin altına kendisi de girdiğinde başımı yukarı kaldırdım. "Hâlâ seni koruma isteğim...bu can sıkıcı." Gözlerini gözlerimden ayırmıyordu. "Bu can sıkıcı ama, ne olursa olsun, içinde sen varsan...
