İçinde kıyametler kopsada,
Ben baharıyım yarınlarımın
Çiçek açarım her kışın ardından...
Nazım HİKMET
Kendimi hep rüzgârda esen bir yaprağa benzetirdim de bu kadar sert bir rüzgarla karşılaşacağımı hiç bilmezdim. Orada daha fazla duramadım. Gitmeli ve nefes alabilmeliydim. Evden ne ara çıkıp pamuğa binip annemin mezarının yamacına gelmiştim. Kucağının sıcaklığını bilmediğim kokusunu hiç duyamadığım annemin yanına gelmiştim. Mezarlıklar kimi insan için kasvetlidir ama benim için anne demekti. Toprağın kokusu annemin kokusuydu.
''Anne, anne, anne, anne'' ses yoktu. Sadece gecenin sessizliği vardı.
''Anne, anne canım acıyor. Senin canını da bu kadar yaktılar mı? Nasıl dayandın. Annem ben dayanamıyorum.''
Ağladı ağladı ağladı. Anneciğin toprağını gözyaşlarıyla suladı bütün gece, kimseyi düşünmedi. Sadece canı acıdığında annesinin yanına koşan bir yavruydu. Sarıldı toprağına kapadı gözlerini...
HAKANDAN;
Evlere yine sığamamıştı. Gerçi yıllardır hiçbir yere sığamıyordu. Şimdi ayakları onu tek huzur bulduğu yere sevdiğinin mezarına götürüyordu. Onun toprağına karışmış kokusunu içine çekip konuşunca rahatlıyordu. Mezarlıktan içeri girince onu koyu bir karanlık karşıladı. Onun sevdiği hep ışık saçardı halbuki, içi gibi kapkaranlık ve sessizdi her taraf ilerledikçe cılız hıçkırık sesleri duymaya başladı. Özlemiyle yandığı kişinin mezarlığına gelince gördüğü manzarayla bütün bedeni buz tuttu içinin yanmasına rağmen...
Arkadaşlar hikâye yazma yolculuğuna yeni çıktım. Bu yolculukta gerek beğenerek gerekse yorumlarınızla kıymetli desteklerinizi esirgemezseniz sevinirim 😊
ŞİMDİ OKUDUĞUN
GÜLFEDA
RomanceNazeninle birlikte yavaşça sofraya yaklaştık. Tüm aile üyeleri masadaydı. Tanımadığım bir kadınla bir kiz cocugu da vardı masada, yavasca sandalyeme oturdum. Oğlum hemen elimi tuttu. Hareket etmek canımı yaksa da eğilip öptüm. Kafamı kaldırdığımda o...
