Kendimi olayların ortasında bulduğum o âna kadar, hep olumlu düşünmeye çalışmıştım. Ancak gerçekler düşündüğüm kadar olumlu değildi.
O adamla yüzleştiğimde her şey resmen alt üst olmuştu.
Onu ilk kez, o sevimli kızın evinin önünde görmüştüm. Ancak bu son değildi. Üstelik bu sefer bana çok yakındı.
Yine evimin kapısının önünde o sevimli kızı beklerken, o adamla karşılaşmıştım. Dikkatli bir şekilde yüzüme bakarken yolda ilerliyordu. Bana baktığına emindim, bu yüzden yavaş yavaş korkmaya başlamıştım.
Evdeki köpekler içimdeki korkuyu sezmiş olmalı ki birden havlamaya başlamışlardı. Onlar duvara bağlandıkları zincirlerden kurtulmaya çalışırlarken ben, hareketsiz bir şekilde o adamı izliyordum.
Sessiz bir şekilde onu izlerken, birden adım atmayı bırakarak bana dönmüştü. Benden birkaç adım uzaklıktaydı. Çoktandır tuttuğum demir parmaklıkları daha da sıkıladım ve yutkunarak sessiz bir şekilde bana yaklaşmasını izledim.
"Sen."
Korkudan bütün bedenim uyuşurken elini bana doğru uzattı ve yaklaşarak demirlerin arasından kolunu uzattı. Başımı kaldırarak onu izlemeyi sürdürürken, saçlarımı okşamasıyla irkilmiştim.
"Sıradaki sen olabilirsin, dikkatli ol ufaklık."
Köpekler havlamayı ve zincirlerden kurtulmaya çalışmayı sürdürürken, elimden hiçbir şey gelmiyordu. Minik kalbim korkuyla hızlanırken, bütün bedenimin titremeye başlamıştı. Bana neden böyle bir şey söylediğini bilmiyordum ancak o an önemli bir şey fark etmiştim. Ellerinde herhangi bir yara izi yoktu. Belki de o kan kendi bedenine ait değildi.
Zaten bu olaylardan sonra, daha fazla olumlu düşünmeyi sürdürememiştim.
Olanları anneme anlatmak istesem de o adamın söyledikleri aklıma geliyordu ve dudaklarım adeta birbirlerine kilitleniyordu. Elimden gelen hiçbir şeyin olmaması beni üzüyordu.
O günden sonra her gece kabuslar görmeye başlamıştım. Her gece yanıma geliyor ve dikkatli olmamı söyleyerek saçımı okşuyordu. Anneme neler olduğunu anlatamadığım için, yaptığım tek şey yorganın altına girerek gözlerimi sımsıkı kapatmak ve onun sesini duymamak için şarkı söylemekti.
Her ne kadar o adamdan korkuyor olsam da, yapmam gereken şeyler vardı. O da hiçbir şeyin farkında olmayan o sevimli kızı kurtarmaktı. O masum kalbinin, kötü olaylardan dolayı zarar görmesini istemiyordum.
Bu yüzden gece saatlerinde eşyalarımı hazırladım ve elimdeki bavulla en alt kattaki odalardan birine girdim. Daha sonra pencereyi açarak aşağıya atladım. Hava karanlıktı ve yaprakların sesi ürpermeme sebep oluyordu. Yine de bu beni durdurmak için yeterli değildi.
Tam demir tellere doğru ilerlerken, duyduğum havlama sesiyle arkamı döndüm. Evdeki köpeklerden biri beni takip etmişti ve üstüme tırmanmaya çalışarak havlıyordu.
"Sessiz ol..."
Havlamayı sürdürdüğü için hızla ağzını kapattım ve kucağıma alarak evi çevreleyen tel demirlerden tırmandım. Köpeği dışarı çıkardıktan sonra geri döndüm ve bavulla beraber kendimi dışarıya attım.
Bavulla beraber koşar adımlarla ilerlerken köpek de beni takip ediyordu. Annemin söylediğine göre insanlara fazlasıyla bağlı bir köpekti. Kabuslar görmeye başladığımda annem benim için almıştı. Evden kaçtığımı öğrendiğinde çok üzülecekti ancak olanları anlatmak gibi bir şansım yoktu.
Eğer ona her şeyi anlatmış olsaydım, çoktan o mahalleden taşınmış olurduk ve o sevimli kıza ulaşmak için bütün kapılar yüzüme kapanmış olurdu. Bu yüzden susmaktan başka bir çarem yoktu. O an durdum ve arkada kalan evime son kez baktım ve yutkundum.
"Özür dilerim anne..."
Yola devam etmek için yürümeye devam ettiğimde karanlık sokak ürpermeme sebep olmuştu. Bu halde olmamın en büyük sebebi ise o adamdı. Yaptıkları kötü şeylere şahit olmak veya hiçbir şey yapmadan olacakları beklemek gibi bir niyetim yoktu. Tek isteğim hiçbir şeyin farkında olmayan o kızı kurtarmaktı.
O kızın evine geldiğimde adımlarımı yavaşlattım ve içeriye doğru baktım. Muhtemelen beni tanımadığı için benimle gelmek istemeyecekti. Yine de olayları kısa bir şekilde özetleyerek onu bu lanet yerden kurtaracaktım.
Bavulu kenara bırakarak içeri doğru ilerlemek istediğimde duyduğum sesler beni duraklatmıştı. İçeriye daha dikkatli baktığımda, bodrumdan yayılan ışık kafamı karıştırmıştı. Güneşin doğmasına birkaç saat kaldığı bu dakikalarda, neden bodrumun lambası açıktı? Belki de açık unutmuşlardı.
Her ne kadar olumlu düşünmeyi sürdürsem de, içeriden çıktığını gördüğüm o adam, beni resmen olduğum yere çivilemişti. Ağır adımlarla bodrumdan çıktı ve ışığın yansımasından gördüğüm kanlı gömleğini çıkararak tenekeye attı. Cebinden çıkardığı çakmağı çaktığında, yüzündeki o tiksindirici ifade daha da netleşmişti.
Hemen sonrasında ise, ışığın yansımasından, tenekeye kadar sürüklediği kanlı beden görünmüştü. Bedeni sıkı sıkı kavradı ve yanan tenekenin içine bıraktı.
Artık, her ne kadar istemesem de, o adamla ilgili bir olayın şahidi olmuştum. Ve bu olay düşündüğüm kadar masum bir şey değildi.
Kısacası, bodrum ışığını açık unutmamıştı, orada kasten birini öldürmüştü ve ben bunları gözlerimle görmüştüm.
Korkuyla geriye doğru adım atarken çarptığım bavul yere düştüğünde, o adamın bakışları bana yönelmişti. O an birden bana yaptığı uyarı aklıma gelmişti. Bana doğru attığı bu bakışlar, dikkatli olmadığım için sıradaki kişinin ben olduğu anlamına geliyordu.
O an arkamı döndüm ve hiçbir şey düşünmeden koşmaya başladım. Birkaç gün önceki koştuğum yol ile aynıydı. Ancak o zamanki hızım ile kıyaslanamazdı bile.
Sürekli gözlerimin önüne gelen o korkunç sahne, bütün bedenimi etkisi altına alırken arada ayağım takılıyor ve yere düşüyordum. Yine de can havliyle koşmayı sürdürüyordum. Yüzümü görmüştü ve kaçmaktan başka çarem yoktu.
Yolun sonuna geldiğimde, kendimi karanlıktan dolayı sonu görünmeyen uçurumda bulmuştum. Ya bugün kurtulacaktım, ya da gördüklerim benimle birlikte toprak olacaktı. Nefes nefese kalmış bir şekilde uçuruma doğru bakarken, köpeğimin yanımda havlıyor olması düşünmeme engel oluyordu.
O katilin beni bulduğunu fark ettiğimde, atlamaktan başka çarem olmadığını anlamıştım ve kendimi öylece uçuruma bırakmıştım. O an yanarak ölmektense bu şekilde ölmek daha mantıklı bir tercih gibi gelmişti.
Bugün bile düşündükçe ürperdiğim bu sahneler, nefesimin kesilmesine sebep oluyordu. Geçmişe dair birçok şeyi unutmuştum. Ancak bu anları istesem de unutamıyordum.
Uçurumun dibinde ne olduğunu bile bilmezken, kendimi karanlığa bırakmak oldukça korkutucuydu. O an tenimde hissettiğim soğuk su, beni teselli eden tek şey olmuştu. Bütün bedenimi saran nehir, o gün beni ölümden korumuştu. Koşarken düşerek yaraladığım dizlerim, soğuk suyla tamamen hissizleşmişti.
Bu zor zamanlardan sonra bugün, bana nasıl yüzmeye başladığımı sorduklarında, en korkunç yolla öğrendiğimi söylüyordum.
En korkunç yol olduğu doğruydu, ancak o günden sonra, kendimi güvenle bırakabileceğim bu doğadaki tek şey olmuştu.
Bu bölümü favori bölümüm seçiyorum xd
Oy vermeyi unutmayın~
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.