▼ Değişim ▼

1K 119 55
                                    

Yine geç kalmıştım. Gözlerimi açtığımda Jongin'in beni defalarca aradığını fark etmiştim. Jisoo da odada değildi bu yüzden durağa doğru bütün benliğimle koşuyordum.

Durağa geldiğimde otobüs hala görünmüyordu. Belki de çoktan kaçırmıştım. Nefes nefese kaldığım dakikalarda bir miktar enerji toplamak için koşmayı bıraktım. Tam o sırada telefonuma gelen bildirim sesiyle yutkundum ve telefonumu çantamdan çıkardım.

- Sevgili öğrencimiz Kim Jennie, bugün saat 08:00'deki dersiniz iptal edilmiştir, bilginize... -

Okuduğum mesajla kaşlarımı çatarken ellerimi dizlerime yasladım ve bir süre bedenimin kendine gelmesini bekledim. Neden dersin iptal olduğunu son dakika bildirmişlerdi ki? Bu gerçekten çok sinir bozucu bir durumdu.

En sonunda yere oturdum ve çantamı kenara bıraktım. Zaten gece Jongin'e nasıl bir açıklama yapacağımı düşünmekten uyuyamamıştım. İçki içmek gerçekten de kötü bir şeydi. Olanları hatırladıkça ağlayasım geliyordu.

Enerjimi toplayarak kendime geldiğimde, ağır hareketlerle doğruldum ve eve doğru yürümeye başladım. Eve döner dönmez hiçbir şey düşünmeden yarım kalan uykuma devam etmek istiyordum. 

Birkaç dakika sonra eve yaklaştığımda, merdivenlerde oturan Jisoo ile karşılaşmıştım. Elinde mektup vardı ve gergin bir şekilde parmaklarıyla kenarlarını sıkıyordu. Bu yüzden adımlarımı hızlandırarak içeri girdim ve Jisoo'nun karşısına geçtim.

"Kim göndermiş?"

Beni fark ettiğinde hızla mektubu arkasına sakladı ve ayağa kalktı.

"Önemli bir şey değil. Bankadan gelmiş. Ben zaten burs işlemlerimi halletmiştim. Yanlışlıkla göndermiş olmalılar."

Bir çırpıda söylediği kelime yığınından sonra arkasına sakladığı mektubu öne aldı ve parçalara ayırmaya başladı.

"Neden parçalıyorsun? Öylece çöpe atabilirdin."

Birkaç saniye afallamasının ardından, zoraki bir şekilde gülümsedi. Daha sonra da parçalanmış kağıt parçalarını çöpe bıraktı.

"Önemli bir şey değil Jennie, böyle alışmışım sadece..."

"Emin misin?"

Gergin bakışları beni huzursuz hissettirmişti. En sonunda da bakışlarımdan kaçmak için bana yaklaşarak kolumdan tuttu ve merdivenlerden çıkarak kapıyı açtı.

"Yine geç kaldın sanırım, kahvaltı yapmamışsındır hadi beraber yapalım. Ayrıca neden okula gitmedin? Devamsızlık mı yapacaksın?"

Konuyu değiştirme çabalarının farkındaydım. Yine de sessiz bir şekilde ayakkabılarını çıkararak mutfağa doğru ilerlemesini izledim.

"Jisoo, huzursuz görünüyorsun. Kötü bir şey mi oldu? O mektup babamdandı değil mi?"

En sonunda buzdolabından malzeme çıkarmayı bıraktı ve bana doğru baktı.

"Neden öğrenmek istiyorsun? Önemli değil demiştim."

"Çünkü hareketlerin önemli bir şey olmuş gibi görünüyor."

Söylediğim cümleden sonra tedirgin bir şekilde yüzüme bakmaya başladı. O an ciddi bir şey olduğunu sezmiştim.

"Baban, artık hapiste değil."

Söylediği şeyle bir süre hareketsiz bir şekilde Jisoo'ya bakmıştım.

"Cezası henüz bitmedi... Yanlış biliyorsundur."

"Eminim Jennie, hapiste olmak yerine akıl ve ruh hastalıkları bakım merkezinde kalıyor."

"Bu nasıl..."

Tırnaklarımı avuç içlerime batırırken yutkundum ve bir süre duyduklarımı sindirmeye çalıştım.

"Rol yapıyordur... Başka türlü oradan çıkmasının imkanı yok bunu o da biliyor. Bu yüzden delirmiş gibi davranmıştır."

"Yapılan testler sonucu normal olmadığı kararına varmışlar. Bunu sana daha önce söylemediğim için üzgünüm."

O an gerçekten çok sinirlenmiştim. En azından gayet sağlıklı olduğunu ispatlamak için bir şeyler yapardım ancak artık çok geçti.

"O insanlara zarar veren biri... Nasıl böyle bir şey yaparlar!?"

Bir süre endişeli bir şekilde yapacaklarını düşündüm. Bu şekil hapisten çıkmış olması, inanılır gibi değildi. Bulunduğum adrese başkalarıyla gönderdiği mektuplar, bunların hiçbiri delirmiş birinkm yapacağı türden şeyler değildi.

"Benden daha önce istediğin şeyi yapalım."

"Neyi?"

"Görüşme ayarlayalım. Böyle bir şey mümkün olamaz. Kendi gözlerimle görmek istiyorum."

Jisoo söylediğim cümleden sonra tedirgin bir şekilde gözlerime baktı. Ancak bu beni durdurmak için yeterli değildi. O adamın tekrar içeri girmesi gerekiyordu. Belki de bakım merkezinden kaçarak, yine bayan Oh Nara'ya zarar vermeye çalışacaktı. Hızla ayağa kalkarak kapıya doğru ilerlediğimde Jisoo önüme geçmişti.

"Onu durdurmalıyım Jisoo, yalan söylüyor! Onunla görüşme ayarlayarak buna bir son vereceğim. O adamın delirdiği falan yok."

"Bu bir işe yaramayacak Jennie."

"Ona inanmıyorum ve gözlerimle görmek istiyorum. Rol yaptığına eminim."

"Rol değil."

"Sen nereden biliyorsun?"

"Çünkü gözlerimle gördüm. Konuşamıyordu bile. Sadece hareketsiz bir şekilde sandalyede oturuyordu."

Jisoo'nun o adamın delirmiş olduğuna inanıyordu. Her şeyden önce, onun için her ne kadar zor bir durum olsa da oraya kadar tek başına gitmişti.

"Bana söylemeliydin."

Kızgın gözlerle ona baktığımda yutkundu ve gözlerini üzerimden indirdi.

"Çok mutluydun Jennie, eskisinden çok daha iyi bir durumdaydın. Bu halinin tekrar kaybolmasını istememiştim, üzgünüm."

Jisoo o adamı tam anlamıyla tanımıyordu. O canavarla beraber yıllarım geçmişti ve ona hiçbir şekilde güveniyordum.

"Yine de gidecek misin?"

Sorusunu onayladığımda kollarımdan tuttu ve gergin bir şekilde gözlerime baktı.

"İyi olacağına emin misin?"

"Ben zaten iyi değildim ancak bugünden sonra çok daha iyi olacağım, söz veriyorum."

BLACK ▼ JenKaiHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin