Ben bir katil, ben bir maktul ve ben o kanlı olay yeriyim. Sense bu hikayenin en masumusun. Kendini buna inandır.
Ve unutma; kendini inandırmazsan kimseyi inandıramazsın.
♜
❝Tarih tekerrür eder, hem de en kanlı haliyle.❞
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
30.3.1999
1999 yılı, yirminci yüzyılın son kez ilk çeyreğindeyken Timur Kancalı ve ailesi için zor, korkunç ve meşakkatli geçiyordu. Artık tutunacak ne dalları vardı ne de birbirleri. Kaosun sapladığı kanlı bıçağın üzerinde artık kendilerini bile göremez olmuşlardı.
Yeni bir yüzyıla değil, yeni bir güne bile tahammülleri kalmamıştı.
Kaybetmek kirli bir düşmandı ve düzlüğe çıkmak bile ruhu darda bırakıyordu. Çünkü takatleri de yoktu. Ne Timur'un ne de Zeyna'nın. Dar ağacında sallanan ruhları deliliğe çekiliyordu. Her ikisi de bunun farkındaydı. Delirdiklerinin, artık mantıklı hareket edemediklerinin ve kaybettiklerinin...
Timur her şeye rağmen normallermiş gibi davranıyordu çünkü bir taneleri, mutlu anlarından hatıra kalan tek canları bu kaostan sağlam çıkmalıydı.
Elis... Tüm bu kana rağmen temiz kokan çiçekleri.
Timur, dosyalar arasında kaybolmuşken dışarıdan gelen boğuk konuşmaları duyuyordu. Kaostan sağlam çıkmasını istediği kızını her şeyden uzak tutsa bile Zeyna tam tersine bu kaosu bitirecek olanın Elis olduğunu düşünüyordu.
"Mama, nereye vuracağımı bilirsem yara az mı acıtır?" diye soran Elis'i duyan Timur gözlerini sinirle kapattı. Zeyna, Timur'un izni olmadan bu evin bahçesine bile çıkamazdı çünkü bu aralar dengelerini kaçırmıştı.
Timur'un anladığı üzere Zeyna yine rahat durmamıştı. Küçük prensesi Elis, annesiyle evin geniş salonunda oyun oynuyordu. Timur'un hiç sevmeyeceği türden bir oyundu.
Zeyna, kızını küçük yaştan eğitme konusunda çok inatçıydı ve Timur ne derse desin onu umursamıyordu. Israrla Elis'in küçük yumruklarını, küçük parmaklarının saramadığı silahları öğretiyordu.
Elis ise Timur'un canını yakacak kadar hevesliydi. Annesine benziyordu. Kahretsin ki zihni tıpatıp annesiydi, tıpkı Zeyna'nın zihninin Katherina olduğu gibi.
Zeyna da yıllardır Timur'un yavaşça soluşunu izliyordu ve buna istediği çözümü işleyememek zincirler arasına hapsedilen zihninin canını yakıyordu. Timur Kancalı kaybediyordu ve bunu yıllar sonra ilk kez bu kadar derinden görüyordu herkes.
Timur, kaosta kaybettiği arkadaşlarını, ailesinin karşısında oluşunu, kardeşi Aslan'ın kaçmasını, Mustafa'nın sahipsiz kalmasını kafaya takıyordu. Bir sürü arkadaşları ölmüştü. Çoğu çocuk öksüz ve yetim, çoğu eş dul kalmıştı. Timur bunu bitiremiyordu. Bu kaosta ona destek olmak için yanında kalan herkes teker teker yok oluyordu.
Zeyna da en başta onun yanında oluyor, sonrasında da kızına bulundukları hayatı öğretmeye çalışıyordu. Elis, küçüklükten beri annesi tarafından eğitildiği için birini alt etmeyi bilemese de büyük birinin elinden nasıl kaçacağını öğrenmişti. Elis, zeki bir kızdı. Okumayı ve yazmayı çabuk çözdüğü gibi insan zekasını alt etmeyi de çabuk çözmüştü.