Gözlerimi lanet odada, lanetin kendi olan adamın yatağında açmıştım. Deli gibi başım ağrıyordu. Barda Jungkook'u gördüğümü, yanıma oturduğunu ve içtiğimizi hatırlıyordum ve ufak tefek hatıralar... Gitmek için ayaklandığımda neredeyse düşmek üzereyken Jungkook tarafından tutulduğumu hatırlıyordum. Bir de arabasına bindiğimi ve yoldayken kusmak için durduğumuzu, Jungkook saçlarımı bile tutacak kadar beni topladığını... Sadece kesik kesik hatırlardan ibaretti dün gece.
Sarhoş olursam arkamı toplamayacağını söylemişti.
Başımın ağrısını ve mide bulantımı umursamadan ayaklandım. Dün gece kusmuş olmasaydım şu an ayağa kalkamayacak kadar başımın ağrıyacağını bildiğimden dün geceki kendime teşekkür ediyordum.
Aklıma gelen şeyle direkt üstüme baktım. Neyse ki kıyafetlerim üstümdeydi, sadece ayakkabılarım çıkartılmıştı. Anlık bir rahatlama yaşadım; bir de bir hata ile uğraşamazdım.
Yavaşça odadan çıkıp, aşağı indim. Kimseye görünmeden bu evden çıkmak istiyordum. Yaptıklarından sonra Jungkook'a teşekkür etmekse asla niyetimde olmayan bir şeydi. Doğrusu yüzünü bile görmek istemiyordum.
'Küçüğüm, bir teşekkür bile etmeden mi gidiyorsun?' Tam çıkmak üzereyken duydum Jungkook'un rahatsız edici sesini. Derin bir nefes alarak yavaşça arkamı döndüm. Ona teşekkür etmek istemiyordum çünkü bana yaptığı onca kötülüğün yanında bu iyilik bile sayılmazdı.
'Yardım etmeni istemedim senden'
Ufacık gülümsemenin ardından yanıma yaklaşarak karşımda durmuştu. Elleri cebindeydi ve dikkatli bir şekilde yüzüme bakıyordu; sanki bir şeyi anlamaya çalışıyor gibiydi hali.
'Ama ettim üstelik ben yardım etmeseydim nerede açardın gözlerini ya da açabilirdin miydin bilmiyorum bile.'
Gülümseyen suratını dağıtmak istemem çok mu şiddet yanlısı biri yapardı beni?
'İğrençsin ayrıca arkamı toplamayacağını söylemiştin.' dedim geri adım atmayarak.
Önce mırıltısını duydum. 'Bunu söylerken kendime inanmıyordum bile' Sonra ise daha yüksek sesle 'O anlattıklarını dinlemeden önceydi' dedi.
Dedikleri kaşlarımı çatmama sebep olmuştu. Ona kendimle ilgili en ufak bir şey bile anlatmış olmam kendime yapabileceğim en büyük kötülük olurdu. İçimden dualara başlamıştım bile ki sesini duydum.
'Bana aşık olduğunu söyleyen bir kıza ne olursa olsun yardım etmeliyim değil mi?' Başka bir zamanda olsaydık bu söylediği beni sinirlendirebilirdi ancak ona başka bir şey anlatmamış oluşumun verdiği rahatlıkla derin bir nefes çektim içime.
'Saçmalık. Sana aşık değilim o yüzden bu saçmalığı sadece sarhoşken söyleyebilirdim zaten' demiştim. Jungkook'un yüzündeki gülümsemenin büyüdüğünü görmek garip hissettiriyordu. Sanki yüzüme bakan çocuk kantinde herkesin önünde 'senden intikam aldım' diye bağıran çocuk değil gibiydi. Kafamı iki yana salladım. Hayır, bu o oydu. Başka bir şey düşünmekse sadece saflık olurdu.
'Gidiyorum ben' dedim bir şey demesine izin vermeden.
'Bekle. Anahtarımı alayım' dedi o da konuyu uzatmadan.
'Gerek yok. Kendim gidebilirim'
'Tabi ki gidebilirsin ama şu an benim evimdesin ve seni ben bırakmak istiyorum. Üstelik bu kıyafetle gündüz vakti sokağa çıkmak eminim seni mutlu etmez.'
Sesimi çıkarmamıştım. Jungkook'u anlamıyordum. Neden birden bana iyilik yapmaya başlamıştı, bu sefer niyeti neydi, hâlâ neyin intikamını almaya çalışıyordu anlamıyordum. Sessiz geçen bir yolculuğun ardından evimin önündeydik. Sessizce ona döndüm. Ne diyeceğimi bilmiyordum.
'Jungkook' diyebildim zorlukla ama gerçekten söyleyebilecek bir şeyim yoktu.
'Bu yaptıklarım kafanı karıştırmasın. Ben hâlâ senden nefret eden ve sana intikam uğruna yaklaşan Jungkook'um.' dedi sabahki tavrına zıt olarak. Bence şizofrendi ya da kişilik bölünmesi yaşıyordu. Ne olduğunu bilmiyordum ama kesinlikle psikolojik bir rahatsızlığı olduğuna emindim.
'Güneşin batıdan doğmasını da sağlasan sana olan nefretim bitmez, merak etme' dedim sinirle ve indim arabasından. Kapıyı büyük bir gürültüyle çarpmadan önce 'umarım' dediğini duysam da umursamadım ve eve doğru adımladım.
Sanki ondan yardım istemişim gibi bana yardım etmiş, üstüne evime bırakmış; bir de bunları ben yapmışım gibi kafan karışmasın diyordu aptal. Öfkem tepemden taşmak üzere bir şekilde eve girdim. İçeri girmemle annemin çığlıklarını duymaya başladım.
Bitmiyordu, başıma gelenlerin sonu yok gibiydi.
İçimdeki korku ve öfke çığ gibi büyümeye devam ederken kendime sakin olmam gerektiğini hatırlatarak yavaşça sesin geldiği yöne doğru adımladım. Salona girmemle babam denen pisliği annemin üzerinde gördüm. Yine kafası yerinde değil gibiydi. Onları öyle görür görmez mutfağa koştum; elime ilk geçen şey tezgahın üzerindeki bıçaktı; düşünmeden onu aldım.
Kafam durmuştu. Hiç bir şey düşünemiyordum. Geçmişte yaşadıklarımı tekrar yaşayacağım hissi hiç o kadar korkutmamıştı beni. O an hatırlıyordum sanki bu adamın ne kadar korkunç olabileceğini. Bağırdım. Bir yandan da gözyaşlarım süzülüyordu.
'Annemden uzak dur yoksa seni öldürürüm'
Annemle babam bağırmamla beni fark etmişlerdi. Annem gitmem gerektiğini söylerken babam yüzündeki iğrenç gülümsemeyle anneme tekme atarak üstünden kalkmıştı. Göz ucuyla anneme baktım tekmenin etkisiyle bayılmıştı ve korkunç görünüyordu. Korkuyordum. Titreyen, bıçak tutan elimi ona doğru uzattım.
'Eğer hemen şimdi defolup gitmezsen seni öldürürüm.'
Bana doğru bir adım attı, yaklaşmasını istemiyordum. 'Annen bana para vermek istemediğini söyledi küçük kızım' Sesi, bakışı, her şeyi iğrençti. Onu görmek midemi bulandırıyordu.
'Bundan pişman edeceğim seni' dedi alkol kokan ağzıyla.
Ondan sonra yaşanan hiç bir şeyi hayatım boyunca unutabileceğimi sanmıyordum. O aşağılık üzerime doğru yürümüştü elimdeki bıçaktan korkmadan, ben ise deli gibi korkuyordum. Ufak bir boğuşma, bıçak tutan elimin tutulması, yüzüme yediğim bir yumruk, kan akan dudağım, bacak arasına tekme atmamla kurtulan elim, daha da öfkelenmiş adamın üstüme yürümesi, korkudan ne yapacağımı bilemez haldeyken bıçağı karnına saplamam...
Onu bıçaklamıştım.
Ben şaşkınlıkla ona bakarken; o yavaşça yere çökmüş ve gözlerini kapatmıştı. Hıçkırarak yere, dizlerimin üzerine çöktüm. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum ve korkuyordum. Annem babam yüzünden, babamsa benim yüzümden kanlar içinde yerde yatıyordu. Bu görüntü ve anın şokuyla daha da ağlamaya başladım. Bu yaşadıklarımın hiç birini hak etmemiştim.
Bu sırada kapının zili duydum. Polisler mi gelmişti. Beni mi götürmek için gelmişlerdi? Kim haber vermişti ki onlara?
Yavaşça oturduğum yerden kalktım. Titriyordum. Kapıyı araladım yavaşça.
'Telefonunu arabamda düş-' diyen Jungkook'la göz göze geldim. 'Neyin var? Ne oldu burada?' diye sordu çatılı kaşlarıyla halimi görür görmez.
'Ben-' desem de devam edememiştim. Üstüm başım kan içindeydi ve kan kokusu çoktan midemi bulandırmıştı. Gözyaşlarım ise bana sormadan süzülüyordu yanağımdan.
Jungkook cevap vermeyeceğimi anlamış olacak ki beni iterek içeri girmemizi sağlamış, kapıyı da ardımızdan kapatmıştı. Bana sormadan salona geçmişti, ben de yavaşça ardından yürüyordum.
'Orospu çocuğu' Bunu babamın yüzüne bakarken, iğrenmiş ifadesiyle söylemiş olsa da ardından bana dönmüş yanaklarımı ellerinin arasına alarak konuşmuştu.
'Merak etme küçüğüm, bir şey olmayacak. Sana yardım edeceğim.'
Herkese merhaba. Bölümü beğendiyseniz oy kullanmayı ve fikrinizi belirtmeyi unutmayın lütfen.
Sevgiler.🎈
ŞİMDİ OKUDUĞUN
FORGET FOREVER -Liskook-
FanfictionGenç kadının gözlerindeki hayal kırıklığı ve elindeki silah sonun başlangıcıydı, kimse bilmiyordu.
