Ben tam olarak okulda herkesin önünde Jungkook'la dans ettiğim anda kalmıştım, çıkamıyordum.
Söyledikleri zihnimde dolanıp duruyordu, gördüğüm her şey bana onu hatırlatmaya başlamıştı ve ben artık cidden delirmeye başladığımı düşünüyordum. Kalbim gerçekten artık yaptıklarına ya da söylediklerine dayanmıyordu ve umursamıyor gibi davranmak her geçen an daha zor oluyordu sanki.
O sabah da kimseye bakmadan yerime geçmek üzere sınıfa girmemle yüzü morluklar ve yaralar içindeki Jungkook'u gördüm. O kadar kötü görünüyordu ki birkaç dakika şaşkınlıkla ona bakakaldım. İçimdeki endişeyi yok saymak imkansızdı ancak ona ne olduğunu soramazdım, bu kadar karışıkken onunla konuşup kendimi de onu da daha fazla karıştırmak istemiyordum o yüzden sessizce yerime oturdum.
Dersin bittiğini duyduğum zille beraber oturduğum sıradan kalktım. Koşar adımlarla Taehyung'un sınıfına doğru ilerliyordum. Tek derdim Tae'yi Jungkook ile buluşmadan önce yakalayıp ona ne olduğunu sormaktı.
Koridorda köşeyi döndüğümde Tae çıktı karşıma, bir arkadaşı ile gülerek yürüyordu. Beni görmesiyle yüzündeki gülüş şaşkın bir ifadeye bırakmıştı yerini ve kaşları çatılmıştı istemsizce. Haklıydı, en son ki konuşmamızın üzerinden uzun bir zaman geçmişti ve o günden bu zamana dek onu da tıpkı Jungkook gibi yok sayıyordum. Aslında onunla bir derdim yoktu, aksine Tae iyi biriydi ancak ben Jungkook'un yakın olduğu her şeyden uzak durmalıymışım gibi hissediyordum.
'Konuşabilir miyiz?' dedim koşturmacadan ötürü nefes nefese kalmış sesimle. O beni ufak bir baş hareketiyle onaylamış ardından yanındaki çocuğa dönmüştü.
'Jimin sen kantine geç, ben de geliyorum şimdi.'
'Şey Tae'nin benim yanımda olduğunu Jungkook'a söylemezsen sevinirim' dedim onun da ortak arkadaşları olduğunu fark eder etmez. Jimin denen çocuk söylediğim şeyi kaşlarını çatarak karşılamış olsa da Tae'ye bir bakış attıktan sonra 'Tamam' deyip yanımızdan ayrılmıştı.
'Jungkook'un hali ne öyle?' Uzatmanın ya da dallandırarak sormanın bir anlamı yoktu.
'Merak mı ettin?' dedi soğuk bir sesle.
'Hayır, etmedim sadece... Sadece o halde görünce... Evet merak ettim yani kim olsa ederdim çünkü kötü görünüyor ama ona soramaz-'
'Tamam. Dur. Lisa' deyip sözlerimi resmen ağzıma tıkmıştı. Dediğini yaptım; sustum ve beklenti gözlerimle ona baktım.
'Dün gece sarhoş oldu ve kavgaya karıştı. Aslında bilerek dayak yedi de diyebilirsin.'
Gözlerimi şaşkınlıkla açtım, ne demek bilerek dayak yedi. Öfkelenmiştim bana ölmek istediğimi soran adam şimdi ölmeye mi çalışıyordu yani?
O andan sonra düşünme yetimi kaybetmiştim. Eğer birazcık mantıklı düşünebilseydim yaptıklarımı yapmazdım ama endişe ve öfke o kadar içimdeydi ki o an başka hiç bir şeye yer kalmamıştı.
Hızlı adımlarla kantine yürüdüm ve kantine girdiğim gibi onu kollarını bağlamış, arkasına yaslanmış ve gözlerini kapatmış bir şekilde buldum. Yüzündeki yaraların, çürüklerin hiç biri yakışıklı ve herkesi kendine hayran bırakan havasından bir şey götürmemişti ve bazı kızlar açık açık, manzara misali onu izliyordu. Az öncekinden daha öfkeliydim artık.
Bir kaç saniye kantinin girişinde ona baksam da bulunduğum yerde çok durmamış, masasına adımlamıştım. Hemen arkamdan da Tae'nin büyük bir sırıtmayla geldiğini fark etmiştim ama Jungkook bizi, ben konuşana kadar fark etmemişti.
'Kafayı mı yedin? Kendini öldürmeye çalışıyorsun?' dedim geçenlerde bana kurduğu cümlenin aynısını kurarak.
Sesimi duyan Jungkook büyük şaşkınlıkla gözlerini açmış ve kaşlarını çatmıştı. Şu an neden ondan hesap sorduğumu anlamıyor gibiydi, neyse ki ben de anlamıyordum. Konuşmasına izin vermeden devam ettim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
FORGET FOREVER -Liskook-
FanfictionGenç kadının gözlerindeki hayal kırıklığı ve elindeki silah sonun başlangıcıydı, kimse bilmiyordu.
