"Sizin de bildiğiniz gibi dün bazı mutantlar bize destek videosu yayımlamıştı. Başkanın hesabından açılan yayında askerler onları bulup öldürmüştü. Bu buzdağının görünen kısmıydı tabii ki. Bizim arkadaşımız, Pars. Gücü çok özeldir."
Hafifçe gülümseyip yanımda oturan Pars'ı işaret ettiğimde konuşmaya başladı. Göz kırpmıştı konuşmasına başlamadan.
"Teröristlerle savaştığımız videodan beni hatırlarsınız, ekrana göz kırpıp zafer işareti yapan eleman bendim. Aşırı hızlı koşabiliyorum ve başkanın yayını görür görmez olduğumuz yerden mutantları kurtama amacıyla oraya yola çıktık. Yine de biz gittiğimizde her şey için çok geçti. Ya da biz öyle sanıyorduk."
Biz gittiğimizde derken Eliz'i ve beni işaret etmişti. Konuşmaya devam ettim. "Sığınağın parkesinin altında toprak kazılmıştı ve 4 yaşında bir kız vardı. Dilsiz."
Kız yanımıza geldiğinde kucağıma aldım. Kucağında bana çizdiği resimler ve mors alfabesiyle yazılan not vardı.
"Kızın elinde bu not vardı. Alfabeyi bilenler anlamıştır zaten bilmeyenler için söylüyorum. Öldürülmedilerse terk edilmiş lunaparkta olacaklarını söyleyen bir yazı var. Kızla da resimle anlaşabileceğimizi söylüyordu not. Kıza sığınaktaki insanların videosunu gösterip onlara ne olduğunu sorduk. Kağıdı alıp çizmeye başladı."
Kızın elinden kağıtları alıp ekrana doğrulttum. "Bunlar da çizimleri."
Bir süre insanların çizimleri görmesi için zaman tanıdım. Derin bir nefes alarak konuşmaya devam ettim. "Oraya Pars'la beraber gitme amacımız Eliz'in şifacı oluşu, benim de görünmezlik gücümün oluşuydu. Görünmez olup çıkacaktık, ağır yaralı varsa da Eliz iyileştirecekti. Planımız oydu. Hükümetin mutantlarla iş birliği yaptığını bildiğimizden Pars bizi civara yakın bir yerde yere indirdi ve görünmez bir şekilde koşmaya başladık."
Nefesim tükenmişti. Dudaklarım kurumuştu. Ben sustuğumda geri konuşamadan Eliz devralmıştı.
"Koşarak gidiyorduk çünkü daha önce işkence çekmiştik ve o insanların sırf bize destek verdiğini söyledikleri için bir saniye bile fazladan o işkenceye maruz kalmasını istemiyorduk."
Eliz'in ses tonu sertleşmişti. "Çünkü bazıları sıcak yataklarında götü tutuşmasına rağmen bir savaşçı gibi devlet her şeye yeter, bizi sınamayın mesajları atarken bazıları da sesinin gitmesine sebep olacak şekilde işkence çekiyor. Ama ne var biliyor musunuz? İğrenç düzeniniz yıkıldığında anlayacaksınız. Mutantlar işkence çekerken; mutantlar yaşamayı hak etmiyor, böcek gibi ezeriz onları yazmak basit. Sıranız gelecek."
Eliz'in gözünden bir damla yaş aktığında kadraja giren Asu, Eliz'i kaldırıp çıkartmıştı odadan. Derin bir nefes alıp konuşmaya devam ettim. Pars'ın gözü Eliz'deydi ve gitmek istediğini hissedebiliyordum. Zor tutuyor olmalıydı kendini.
"Biz koşarken Eliz dayanamadı ve çöktü. Hiç birimiz böyle bir şey beklemiyorduk bu yüzden Eliz rahatlıkla o insanları görünmez yapıp çöktüğü yere getirmemizi söylemişti. Lunaparka girdiğimizde korku tünelinde olduklarını tahmin ettik. İşkence esnasında kişinin sesi gidene kadar o kadar bağırıyor ki yakınlardan şans eseri biri geçiyorsa duymaması imkansız. Korku tünelini bu yüzden kullanmaları mantıklıydı. Tünelden aşağı koşarken yanılmadığımızı anladık. Oradaydı mutantlar ve işkence çekiyorlardı. Bize ihanet eden kadın, Tomris onlara özel güçlere karşı kalkan sağladığı için görünmez yapamadım ve kalkanı zorlayınca o bizim geldiğimizi anladı."
Ben sustuğumda Pars devam etti. "Ayda'nın gücüyle oradaki askerlerin hepsini yok edebilirdik aslında. Yek denen ruh hastasını da öldürmeyi denedim. Yanına geçip bıçağımı boğazına saplayacağım esna Ayda bıçağı görünür kıldı fakat bıçak girmedi. Mutant avcılarının kıyafet, deri gibi gözüken zırhları var üstünde. O ana kadar bunu anlayamamıştık. Teknoloji bu kadar gelişmiş de insan olmayı öğrenememiş ülkedeki canlılar."

ŞİMDİ OKUDUĞUN
MEH-RU
FantasiSığamıyorduk. Mutantlar olarak biz bu hayata sığamıyorduk. Sığdıramıyorlardı. Öfkeliydim. Öfkem bizi barındıramayan dünyaya değildi. Dünya tüm ihtişamıyla her gün dönmeye devam ediyordu. Güneş açıyordu. Öfkem insanlara da değildi, hayır. Benim öfke...