Kızlarla koşarak savaş alanına giderken üstümüze gelen bombaları Yonca'nın tuttuğunu gördüm. Savaşabilen herkes her ne yapıyorsa bıraktığı gibi ilerlemeye başlamıştı. Mutantlar, uçamayan mutantları da havalandırarak hızla savaş alanına giderken ben kızlarımla gerideydim.
Mikrofondan iğrenç ses duyuldu.
"Daha fazla can kaybı olmasın. Teslim olun."
Yalım'ın sesi duyuldu hemen ardından. Mikrofonu nereden bulmuştu acaba?
"Hadi ya, baban da öyle diyordu orospu çocuğu."
Dediği gülümsememi sağlarken savaş alanının en gerisindeydik. Önümüzde binlerce insan vardı. Bizim ordumuzdan olan. Alana hilal şeklinde yayılmıştık. Karşı tarafa baktığımda dümdüz bir sıra halinde toplandıklarını gördüm. Askerlerin elindeki kalkanların iğrenç siyahını görebiliyordum.
Karşı tarafın havaya yükselen mutantlardan birisi taktığı gözlüğünü çıkartmıştı. Gözünden çıkan ışınlar bizim üstümüze gelirken bekledim. Birisi engellerdi elbet, herkesi görünmez yapamazdım şu an. Beklediğim gibi de oldu. Çilde lazerleri dondururken buzlar hızla lazerin kaynağına gidiyordu. Çocuk gözlüğünü geri taktığı gibi çekilmişti.
Karşıda bir komutan bağırdı. "Ateş!"
Üstümüze mermi yağarken mırıldandım. "Kazanacaksınız."
Yalçın hepimizin önüne geçip havayı büktüğünde binlerce merminin havada dönüp yere düştüğünü hissediyordum. Karşı taraftaki mutantlar saldırıya geçtiğinde Yalım ve Teoman yükselirken ismini dahi bilmediğim insanları da yükseltmişlerdi.
Asu'nun dev dalının ahtapot kolu misali askerlerin üstüne hızla indiğini gördüm. İnleme sesi alanı doldururken kalkanlarında delik açılmıştı.
Yalım alevini gönderdiği mutantı bırakarak açılan boşluğa alevlerini yollasa da kalkan hemencecik geri kapanmıştı. Umarım beni duyardı.
"Yalım!"
Gözleri kısa bir an bana döndüğünde o herifin gözlüğünü yeniden çıkarttığını fark ettim.
"Dikkat et!"
Yalım önüne döndüğü gibi lazeri görse bile çok geçti. Korkuyla bağırdığımda Çilde yeniden lazerleri dondurmuştu. Yalım ona eliyle teşekkür ederken hızla benim yanıma indi. Sıkıca sarıldım. "Dikkat et salak, ölme."
Güldü. "Sen seslendin Merinos."
Kaşlarımı çattım. "Yüz kişi içindeyken bana dönme."
"Belki."
Omzuna vurdum hızla. "Şuraya yayılmayacak bir ateş yakar mısın?"
Sorgulamadan dediğimi yaptı. Ardından yeniden havalandığında arkasından yine bağırdım. "Dikkat et, sakın öleyim deme."
Eliyle beni onayladığı gibi elinden beyaz ışınlar çıkaran kıza destek olmaya gitmişti.
"Kızlar! Okların ucunu ateşe verin."
Kızların her biri oklarının ucunu ateşe verirken bağırdım. "ATEŞ!"

ŞİMDİ OKUDUĞUN
MEH-RU
ФэнтезиSığamıyorduk. Mutantlar olarak biz bu hayata sığamıyorduk. Sığdıramıyorlardı. Öfkeliydim. Öfkem bizi barındıramayan dünyaya değildi. Dünya tüm ihtişamıyla her gün dönmeye devam ediyordu. Güneş açıyordu. Öfkem insanlara da değildi, hayır. Benim öfke...