"Geberiyorum yorgunluktan."
Pars gelip kendini Eliz'in yatağına atmıştı. Ben de kendi yatağımda yorgunluktan gebermiş bir vaziyette yatıyordum. Eliz hala uyanmamış olan antrenmandan çıkmış kişileri kontrol ediyordu hiç durmadan. Saatler geçmişti.
Özellikle Teoman kötü bir haldeydi. Üzülmüştüm. Benim dikkatsizliğim yüzünden kaybetmiş oluşumuz yetmezmiş gibi feci bir şekilde acı çekmişti. Ben de arada kalkıp Teoman'ın yanına gidiyordum fakat tık yoktu.
"İşin iyi yanı sadece antrenmana girmişler kaldı. Eliz ve Tomris burada bir de. Kalkan amaçlı."
Başımı salladım. Konuşamayacak haldeydim. Eliz odaya girdiğinde Pars'ı görünce gözleri parladı. "Aldın mı istediklerimi?"
Pars göz devirip hafifçe kalçasını kaldırdı yatakta. Arka cebinden çıkarttığı kutuyu Eliz'e uzattı. Eliz heyecanla kutuyu aldı. İçinden çıkanı görünce hafifçe gülümsemiştim. İçinde yüzük seti vardı. Çok güzellerdi.
Pars boğazını temizlediğinde ona döndüm. "Sana da aldım."
Heyecanla yatakta doğruldum. Bana kutuyu fırlattığında yakalayamamıştım. Gücünü unutmuş, yavaş fırlattığını sanmıştı herhalde. Duvara çarpıp yatağa düşen kutuyu aldım. İçinde ay şeklinde kolye ve yüzük vardı. Gülümsedim, çok güzeldi. O esnada kapıdan Yalım girdi.
"Ölüyorum lan, boğdu beni piç herif."
Kendini yanıma attığında yatakta sıkışmıştık. "Kalksana, kocamansın. Sığmıyoruz."
Yalım omuz silkti. "Görünmez ol o zaman. Çok rahat burası, Eliz Hanım yaptığım iyiliklere karşılık galiba beni koltuğa yatırmış. Belim de ağrıyor."
Eliz gülümsedi. "Yatak kalmamıştı. Centilmen bir bey olduğunu bildiğimden seni koltuğa attım."
Yalım küfür mırıldandı. Sadece ben duymuştum.
Pars bize döndü. "Siz uyurken ben Deniz harici kazananları da götürdüm. Uyananları yani."
Kaşlarımı çattım. "Kaç kişiyiz şu an?"
Pars yerine kapıdan içeri giren Deniz cevap vermişti. "8 kişiyiz."
Deniz'i görünce bakışlarımı hemen çektim. Kolyemi inceliyordum. Keskin bakışlarını hissetsem de bir kez ona dönmedim.
"Bunun acısı çıkacak."
Yalım, Deniz'e diyordu bunu.
"Öyle diyorsan."
Yalım'ın gerildiğini hissetmiştim. "Seni yaktığımı ne çabuk unuttun."
Deniz'in alay akan sesini yine duyduk. "Yanında yatan gelmese elimde ölmüştün."
Bana yaptığı ima ile yumruklarımı sıktım. Cevap vermeyecektim.
"Ne diyorsun lan sen?"
Pars ayaklanıp Deniz'in karşısına dikilmişti. Yalım'ın vücudundan yayılan ısı terlememe sebep olmuştu.
"Yalan mı söylüyorum oğlum? Yan yana yatmıyorlar mı?"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MEH-RU
FantasySığamıyorduk. Mutantlar olarak biz bu hayata sığamıyorduk. Sığdıramıyorlardı. Öfkeliydim. Öfkem bizi barındıramayan dünyaya değildi. Dünya tüm ihtişamıyla her gün dönmeye devam ediyordu. Güneş açıyordu. Öfkem insanlara da değildi, hayır. Benim öfke...
