Yaman abinin bana öğrettiği gibi zaten açık olan damar yoluna şırıngayı geçirdim. Deniz saatlerdir uyuyordu ve onu böyle beslemek zorundaydık. Hemen uyanması için bunlar gerekliydi.
Şırıngayı kolundan çektikten sonra yatağın yanındaki sandalyeye oturdum. Güneş doğuyordu. Birazdan herkes uyanacak ve insanların yakarışlarını dinleyecektik. Yaralananlardan henüz sadece Barın uyanmıştı, o da bıçak yarası aldığı içindi sadece.
Deniz'in saçlarını okşadım sevgiyle. Artık orman gözlerini açıp bana baksın istiyordum. Neredeyse her gün baktığı gibi tiksintiyle değil. Son günlerdeki gibi sevgiyle baksın istiyordum. Ayaklanıp üstüne eğildim. Dudaklarımı alnına bastırırken kokusunu içime çekmiştim.
Odadan çıktım. Bahçede yapılacak işler vardı. Kimseye acı çektirmek istememiştik. Yalnız halletsek daha iyi olacaktı. Yalım ve Yalçın aşırı güç kullandığından uyuyakalmışlardı. Sadece 3 kişiydik.
Garip hissettiriyordu.
Eliz ve Teoman ellerine aldıkları kürekle toprağı kazıyorlardı. İleride, ormanın başlangıcındaki bir ağacın altına gömmeye karar vermişlerdi ölenleri. Yanlarına ilerleyip bir elime ben de kürek aldım. Herkes sessizdi. Herkes farklı bir çukur kazıyordu ki bir an önce bitsin.
Deli gibi ne düşündüklerini merak ediyordum. Özellikle Teoman'ın. Ben de çok değer verdiğim bir insanı toprağa vermiştim fakat hiç aşık olduğum kişi ölmemişti.
Umarım nasıl bir his olduğunu öğrenmezdim.
Toprağı kazarken sürekli taş çıkıyordu. Taşlar da solucanla kaplıydı ve Teoman'dan gücüyle onları kaldırmasını istiyordum. Sanırım elleseydim kusardım tekrardan. Kürek yine bir şeye çarptı.
Kaşlarımı çattım. Kazmaktan sıkılmıştım gerçekten. Barlas olsaydı hemen halledebilirdik.
Barlas'ın da büyük ihtimalle öldüğü aklıma gelince kalbim acıdı. Arkadaşım sayılabilecek bir insanı kaybetmiştim. Ben Belçin'e ne diyecektim?
Gözlerim sızladı. Öfkeyle küreğin çarptığı şeyi toprağın içinden kurtarmaya çalıştım.
Gördüğüm şeyle çığlık attım. Öyle yüksek sesle bağırdım ki boğazım acıdı. Teoman ve Eliz yanıma koşarken ben attığım çığlık, hafızamdan bu görseli silebilirmiş gibi daha çok bağırdım.
Bu Barlas'tı.
Hayır, bu Barlas'tan geriye kalanlardı.
Işınlar boylu boyunca vücudunu parçalamıştı. Sağ koluna isabet eden lazer çarpraz bir şekilde devam etmişti. Sağ kolu yoktu. Sağ göğsünden itibaren yavaşça aşağı iniyordu vücudunun kalanı. Sol böbreğine geldiğinde bitiyordu.
Vücudunun üst kısmı ile alt kısmını ayırmıştı o lazer.
Teoman gözlerimi kapatıp başımı göğsüne dayadığında onu ittim. İttiğim gibi de kusmaya başladım.
Eliz'in hıçkırıklarını da duyabiliyordum. Aklıma geldikçe daha fazla öğürüyordum. Ben bu çağdan her zerremle nefret ediyordum. Kusmam bittiğinde ayaklanıp koşmaya başladım. Nereye gittiğim önemli değildi. Gitmek ve bu savaş hiç yaşanmamış gibi, geldiğimde Barlas'ı bulacakmışım gibi hissetmek istiyordum. Barlas'ın göğüs kafesi, ikiye bölünmüş midesi tekrar aklıma geldiğinde durup tekrardan öğürdüm. Bu his gitmiyordu.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
MEH-RU
FantasySığamıyorduk. Mutantlar olarak biz bu hayata sığamıyorduk. Sığdıramıyorlardı. Öfkeliydim. Öfkem bizi barındıramayan dünyaya değildi. Dünya tüm ihtişamıyla her gün dönmeye devam ediyordu. Güneş açıyordu. Öfkem insanlara da değildi, hayır. Benim öfke...