İçerik Kurallarımızı güncelledik.
Hikâyeleri güvenli bir şekilde paylaşmaya devam etmek için en güncel kuralları inceleyin.

Önce - Pasif Direniş (2)

3.3K 168 135
                                        

En kenardaydım. Bir adımlık mesafe bile yoktu özgürlükle aramızda. Arkamdan gelen sesler aynı şeyi tekrarlayıp duruyorlardı. Kafam karışmış, bu baskının sona ermesi için ne tarafa doğru bir adım atmam gerektiğini bilemiyordum. Ama onlar biliyorlardı. Hafif esen rüzgar yüzüme çarparken önümdeki uçsuz gökyüzüne baktım. Belki de haklılardı. Belki de...

Karanlığa doğru çekildim. Nefes nefese. Koşuyor muydum? Galiba. Ciğerlerim ağrıyordu. Boğazım kupkuru, kaslarımda bile hava kalmamıştı. Demek ki o kadar uzun süredir koşuyordum ki, güçsüz düşen bileklerimin sızısı, ateş gibi yakıyordu her tarafımı. Okuldaydım sanırım. Yalnızca sonu gelmeyen koridor, her bir metrede sonuna eklenerek uzuyor gibi bir his. İleride cılız bir florsan cızırdıyordu. Oraya varabilirsem nefes alabilecekmişim gibi. Dizlerimin üstüne eğilip biraz dinlemeye çalıştım. Arkamdan gelen ayak sesleri yaklaştıkça, korkuyla dikleşip tekrar koşmaya başladım. Duvarlar üstüme doğru gelip, koştuğum aralığı iki yanımdan daraltırken, adımları yaklaşıyordu. Sonunda ayağıma takılan bir şeyle yere yuvarlandım. Başımı öyle fena çarpmıştım ki elimi attığım yerde ıslaklık vardı. İki yakama yapışmış eller beni sarsarken, ben hala o karanlığın içinde elimdeki ıslaklığın rengini görmeye çalışıyordum. Yüzünü göremiyordum. Tükürükler saçarak üstüme doğru eğilmiş olan kişinin kim olduğunu bilmem için görmem de gerekmiyordu zaten. Beni sevdiğini söylerken kullandığı o uysal ton yoktu sesinde. Daha çok bir canavar gibi pençelerinin ardından böğürüyordu. Küfürleri mantıklı bir hizaya giremeden ulaşıyordu bana. Gözlerimi yumdum. Acının kaynağı öyle hızlı yön değiştirmeye başlamıştı ki, dolan gözlerimden taşan göz yaşlarım kulağıma doluyordu. Yüzümde patlayan yumrukla sessizce beni bırakması için yalvardım. Böyle yaptığım için kendimden nefret edecektim daha sonra. Ama korku öyle bir şey. Tüm doğruları alt üst eder. Ağzımdan dökülen kelimelerin hiçbiri bir sese dönüşmüyordu. Az sonra iki yanımda ve kasıklarımda hissettiğim tekme darbeleriyle iki büklüm bayılmak üzere bir uyuşukluk beni sardığında bile, o yakamı bırakmadı. Sonlara doğru ancak söylediği kelimeler netleşmeye başlamıştı. Ezik ibne. Zavallı. Yalnız gebereceksin. Bırak peşimi. Hasta. Tiksiniyorum senden.

Yalnız başına geberip gideceksin, kimsenin haberi bile olmadan.

Atla.

Bir leş gibi kenara fırlatıldığımda acı da yavaş yavaş geri çekildi. Kendimi artık o az ileride cızırdayan florasının maviliğine bakarak karanlığa bırakmak üzereyken, gözlerimi açtım.

-

İki gündür tekrar eden kabuslarla gözlerimi araladığımda saat henüz on ikiyi yeni geçiyordu. Başım dönerken, zorlukla ayaklanıp, banyoya ilerledim.

Aynanın karşısındaki suratım kızarmış, göz altlarımdaki kahverengi hareler derinleşmiş ve en kötüsü yine ağlamıştım. Suyu açıp yüzüme üst üste çarpıp biraz nefeslenmeyi bekledim. İyi değildim. Eskiye dönemezdim. Bunların hepsinin sebebi oydu.

Neden buna karar vermiştim, belki yalnız kalmamak için, belki onun yıllar önce söylediği şeylerden yine korkmaya başlamıştım, bilmiyordum. Çok fazla düşünmeden tuşlamıştım Boran'ın numarasını.

Yarım saat sonra geldiğinde aklında bambaşka şeyler olduğunu görüyordum. Ona rağmen onu geri göndermedim. Kapıyı sonuna kadar açıp, içeri girmesine izin verdim. Belki Cengiz'e söylediğim yalanın yalan olmamasıydı tek niyetim. Bana anlamlı bir şekilde bakarken, gözlerimi üzerinden çekmedim. Denemek istiyordum. Şu kalbimin iyileşmesini istiyordum. Bana olan  duygularını biliyordum. Belki böyle mutlu olacaktım. En kötünün peşinden değil bu sefer doğru şeyin ardından sürüklenmek istiyordum.

A College DramaBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin