İçerik Kurallarımızı güncelledik.
Hikâyeleri güvenli bir şekilde paylaşmaya devam etmek için en güncel kuralları inceleyin.

Önce - Anahtar

3K 191 94
                                        



Zihnim teslim olmamakta inat ediyordu ve saatlerce yatakta döndükten sonra bedenim nihayet yorgun düşmüştü.

Hayal kırıklığı, heyecanla eve koşturarak gelmemden, hazırlanıp, kapısında bitmemden ve bir aptal gibi dakikalarca açılmayan kapının önünde beklememden kaynaklanmıyordu.

Çünkü buna hazırlıklıydım veya olmam gerekiyordu. Bunun için yıllar içinde oluşturduğum koruma kalkanım vardı.

Ve bu yüzden, bir daha üzülmemek için, insanlara karşı her zaman belli bir mesafede kalmıştım. Kurallarımı kendim koydukça ve çekirdek dairenin içine insanları almadıkça, her şeyin yolunda gideceğine emindim.

Ta ki o gelip de, elindeki cam misketi, bana ait saklı uçurumdan aşağı sürene kadar.


Sertçe çalınan kapının sesiyle gözlerimi araladım. Sersem gibi hissediyordum. Baş ucumdaki saat gece yarısı ikiyi gösteriyordu. Ve kapı bir daha çalınınca, uyuşuk bir şekilde doğruldum yataktan.

Ayaklarımı sürüyerek gittim kapıya. Ve yarı sinirli yarı uykulu bir şekilde kapıyı açtığımda, yumruğu havada asılı kalmıştı. Kafası önüne eğik, boynu neredeyse bükük bir şekilde tam karşımda dikilen bir pislik beklemiyordum bu saatte.

Kapısında dakikalarca beklemenin devamını eve taşımış, oturduğum, dikildiğim yere sığımadan, en azından bi aramasını veya hiç olmadı kısa bir mesaj atmasını beklemiştim. Saatlerce. Tam bir ahmaktım. Acaba dediğim noktada elimde olmadan büyümüştü işte o yersiz umut. Kendime verdiğim sözü bozmayı düşündüğüme inanamıyordum. Halbuki o hep aynıydı. Liseden beri aynı kişiydi. Hakkında çok az şey bilsem de, koşarak kaçmam, kilometrelerce uzak durmam gerektiğine yeterdi elimdekiler. Beni okuldan, kulüpten attıran, köşeye sıkıştıran, kendinden başka hiçbir şeye değer vermeyen, şımarık, ukala bir pislikti işte. Nasıl bu hale gelmiştim ben?

Ve şimdi gelmiş sanki öylesine, her zamanki gibi, rahatça utanmadan karşımda dikiliyordu.

Kimse beni üzemez artık derken, yumruğu aynı yerden yiyordum. O değildi suçlu, bendim.

Zaten kimse kimseyi üzemezdi, değil mi? Aptal olan insanlar böyle avuturdu kendilerini. Yapamadıkları için, hayal kırıklıkları için, çektikleri acı için başkalarını suçlarlardı. Ben o safhayı çoktan geçmiştim.

Ellerine cebine soktu. Yüzünü yavaşça kaldırıp, yüzüme baktı. Karanlıktan hatlarını seçemiyordum ama yüzüme vuran alkol kokusuyla yüzümü buruşturdum.

"Kafayı mı yedin bu saatte?" mümkün olduğunca sessiz olmaya çalışmıştım ama yine de sesim sert çıkmıştı. Şu an karşımda görmek istediğim son insandı kendisi. Ne bir açıklama yapmasını istiyordum ne başka bir şey. Hatta bir süre yüzünü görmemek iyi olurdu. Ama galiba o öyle düşünmemiş olacak ki, sabaha karşı içkili bir şekilde kapıma dayanmıştı.

Çünkü dünya kralların etrafında dönüyordu tabii.

"İçeri girebilir miyim?"

"Hayır?"

"Anahtarım yok." tam suratına kapıyı kapatmak üzereyken söylediği cümleyle duraksadım. Kafamı karıştırmasını istemiyordum. Ona sinirli olduğumu anlamasını da. Ama en son istediğim şey, bütün bunların üstüne, onunla aynı evde yalnız kalmaktı. Beni açıklamasız bir şekilde ekip, başkalarıyla içtikten sonra, istediği zaman kapımda bitmeyi kendinde hak görmemişti tabii. Bu hakkı, bugün kütüphanedeki aptal davranışlarımla ben vermiştim ona.

"Nereden geliyorsan oraya git?"

Aptal bir alaycılıkla gülüp, iki kolunu pervazın iki yanına yerleştirip, öne doğru eğildi. Otomatik olarak kendimi geriye doğru çektiğimde ise yüzünü yukarı kaldırdı. "Merak etme seni öpmeyecektim." kelimeleri kaymıyordu. Hatta bu alkol kokusu olmasa, yalnızca sözlerini dinlesem kesinlikle sarhoş olmadığını söylerdim. Ona olan nefretim an be an artarken, bir yanım benden ne istediğini sormak için kıvranıyordu. Kafamı karıştırıyordu pislik ve bunu yaparken kılını bile kıpırdatmıyordu işte.

A College DramaBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin