4.Bölüm

215 16 2
                                        

'Multimedia Mira'

Ekinle son kavgamızdan beri hiç karşı karşıya gelmemiştik. Ancak o ve yanından ayırmadığı sürtüğüyle her karşılaşmamız da birbirimize ölümcül bakışlar atmıştık. Şuanda aynı sınıfta ve haftanın son saatinin verdiği yorgunlukta olmama rağmen bakışlarımı ondan çekmedim. Pes eden taraf ben değil o olmalıydı. Ancak oda pes edeceğe benzemiyordu.

On dakikanın ardından bakışlarımızı ayıran şey tarih hocasının zarif ses tonuydu.

"Ekin ve Hazal sizlerde son grupsunuz"

Ekin'le aynı anda bakışlarımızı hocaya çevirdik. Birbirimize karşı meydan okuyan bakışlarımız ve sürekli savaşan düşüncelerimiz sayesinde ne olduğunu anlayamamıştık.

"Siz beni dinlemiyor musunuz Allah aşkına? Kendinize bir şehir belirleyeceksiniz ve bu şehrin doğal güzelliklerini, tarihi eserlerini ve şehrin kendi tarihi hakkında bilgi edineceksiniz. Fotoğraflarla da desteklerseniz artı puan alabilirsiniz. Ayrıca imkanınız varsa seçtiğiniz şehre gidip orijinal fotoğraflar da bulabilirsiniz" dedi. Otoriter tavrıyla sınıftan çıkarken tekrar döndü ve "Tam bir ay süreniz var" dedi.

Bu kadar saçma ödevler bulmak için çok uğraşıyor muydu acaba bu kadın. Ayrıca Ekinle benim aynı ödevi yapabilme imkanımız bile yokken.

Üzerimizde ki şaşkınlıktan kurtulunca birbirimize döndük ve

"Seninle asla olmam" dedi ukala. Tam ağzımı açmış aynı şekilde cevap verecekken aklıma gelen şeyle çenemi kapattım ve işime yarayacağını düşündüğüm şey söyledim.

"Mecbursun ukala bu ödevde ortağız" dedim zafer gülümsememle. Bu ödevde seninle çalışmak işime gelir ukala.

"Saçmalama kızım senin gibi biriyle asla birlikte bir şey yapmam"

"Ama yapacaksın" dedim anında cevap olarak. Söylediğim şeyle suratı daha ciddi bir ifade alırken konuştu.

"Madem söylediklerimin tersini yapmakta ısrarcısın o zaman daha açık konuşalım" dedi ve kendi sırasından kalkıp yanıma geldi.

Kollarını sıramın iki yanından yaslayarak bana doğru eğildi. Aramızda ufacık bir mesafe vardı ve bu beni rahatsız etmişti. Sınıfta bizden başka kimsenin olmayışı da bizi gören biri tarafından yanlış anlaşılmaya yol açabilirdi.

"Ben bu saçma ödevi yapmak zorunda değilim. İstediğim notu almak babamın yazacağı bir çeke bağlı. Ama sen bu ödevi yapmak sorundasın. Hem de tek başına"

Hala aynı yakınlıktayken kahverenginin daha önce hiç rastlamadığım güzellikteki gözlerine çevirdim ela gözlerimi. Gözlerindeki bu güzelliği hak etmeyen serserinin tekiydi. Birkaç saniyelik sessizliğin ardından

"Şu küçük dağları ben yarattım tavrından vazgeç. Bu ödevde beraberiz ve sende bana yardım etmek zorundasın" dedim.

Alayla sırıtıp kollarını sıramdan çekti ve karşımda durdu.

"Bunu yapmaya beni ne zorlayacak" dedi. Sinirle soluyup ayağa kalktım ve karşısında dikildim. Tabi ki de seni zorlayan bir şey olmaz ama kabul etmek zorundasın ukala. Sana bunu kabul ettirmek zorundayım.

"Yapmak zorundasın" dedim dişlerimin arasından tıslayarak.

"Ben hiçbir şey yapmak zorunda değilim. Ayrıca benimle bu kadar çok birlikte olmak istediğini bilmiyordum cici kız." dedi ve çantasını aldı. Sınıftan çıkacakken tekrar döndü "Tabi beni ikna edersen düşünebilirim" diyerek göz kırptı ve havalı yürüyüşü ile sınıftan çıktı.

Arkasından sinirle gözlerimi devirdim ve sıramdaki eşyalarımı rast gele çantama attım. İntikamım olmasa senenle bin dakika bile uğraşmazdım aptal. Ama lanet olsun ki alınması gereken bir intikamım var. Nasıl ikna olacaksın bilmiyorum ama ikna olacaksın.

Ekin'in arkasından bende sınıftan çıkmıştım. Artık tamamen boşalmış okulda ne Ekin vardı ne de herhangi biri. Çıkışa doğru giderken telefonumun zil sesiyle durdum ve Teoman'ın aradığını görünce direk açtım.

"Efendim Teo" dedim ve aynı zamanda tekrar çıkışa yöneldim.

"Nerdesin kızım ağaç oldum kök saldım burada" dedi.

Sesi biraz sertti ama aldırmadım. Ağzımı açmış cevap verecekken Okul bahçesinde gördüğüm manzarayla sustum.Ekin ve Mira tam karşımdaydılar.

Ekin ve sürtüğü Mira bahçede öpüşürken telefondaki Teoman'ın söylediklerini es geçerek "Sen git Teoman benim biraz işim var" dedim.

Teoman'ın cevabını beklemeden telefonu suratına kapattım. Bu yaptığıma çok kızacaktı ama sonra gönlünün alabilirdim. Yani sanırım.

Ekin ve Miraya doğru adımlarken aklımda ki tek düşünce Ekin'in bu kıza değer verdiğiydi. Araştırmalarım sonucunda öğrendiğim bir şey vardı ki o da Ekin'in kadınlara değer vermeyişiydi. Bu sebepten de kimseyi koluna takıpta bu kız benim demezdi. Ama bu kız uzun süredir Ekinle birlikteydi ve Ekin'in bu kıza sevgilim dediğini kulaklarımla duymuştum. Bu kızda bir şeyler vardı ve bunu çözecektim.

Aklımdaki düşünceleri daha sonra detaylıca düşünmeye karar verdim. Yanlarına gelince yalandan öksürdüm ve bana dönmelerini sağladım.

"Bölüyorum ama sanırım az önce bazı şeyleri açıklığa kavuşturamadık" dedim.

İşlerini yarıda kestiğim için sinirle bakan Miraya aldırmadan bakışlarımı Ekine diktim. Eğlenir bir ifadesi vardı ve hemen Miraya dönüp

"Mira sen eve git güzelim benim açıklığa kavuşturmam gereken bir konu var" dedi. Kız tam itiraz edecekken Ekin "Akşam geleceğim" diyerek dudaklarına kısa bir öpücük kondurdu.

Mira gidince bana döndü ve "Gayet açık konuştuğumu düşünüyorum. Ama senin için sanırım tekrar edebilirim. Beni ikna et sana yardım edeyim" dedi ellerini ceplerine koyarken. Aptal çocuk seni nasıl ikna edeceğim ben!

Sinir bütün bedenimi ele geçirirken derin bir nefes aldım ve sakince "Bunu nasıl yapacağımı dair bir önerin?" dedim.

İnsanı çiledin çıkaran sırıtışıyla elleri hala ceplerindeyken bir adım atarak aramızdaki mesafeyi kapattı ve "Zeki bir kıza benziyorsun aslında. Tahmin etmesi zor olmasa gerek" diyerek bakışlarını vücudumda gezdirdi.

Söylediği şeyle ve bakışlarındaki imayla gözlerimin büyümesine engel olamadım. Sinirle omuzlarından iterek bağırdım.

"Seni aptal piç o düşündüğün şey asla olmayacak. Beni koluna taktığın sürtüklerinle karıştırma." dedim.

Sinirden titreyen ellerimi sıktım. Bu iğrençliğe daha fazla dayanamayacağım için arkamı dönüp çıkışa yöneldim.

Kendi kendime küfür savururken bileğimin tutulmasıyla tekrar arkamı döndüm.

"Ne var!" diyerek bileğimi hızla elleri arasından çektim. Tepkim karşında şaşırsa da umursamadım.

Tekrar arkamı dönüp bir adım atmıştım ki Ekinin "Bekle" deyişiyle durdum. Derin bir nefes alıp tekrar ona döndüm. Bu sefer daha sakindim ve tam gözlerinin içine baktım.

Beklememi söylerkenki ses tonunda ufacık pişmanlık aradım. Bakışlarından bir özür bekledim. Ancak yoktu. Nede olsa o da bir Gürsoy'du.

"Sadece şaka yapmıştım. Sana yardım edeceğim ama bir şartla"

Eğer İstersenHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin