20. Bölüm

172 12 7
                                        

Playlist: First Aid Kit – My Silver Lining

Gecikme için çok özür diliyorum. Bölümü Multideki parça ile okuyun. Keyifli Okumalar :)

Büyük bir gürültüyle kapıyı çarparak içeri girdiğimde, hızla merdivenlere yöneldim. Bütün vücudum sinirden titriyordu ve biran önce sakinleşmem gerekiyordu. İçerinin karanlık olmasından ve benim dikkatsizliğim sonucu merdivenlerden inmeye çalışan Meriç'e çarptığımda, inleyerek ona baktım. Birkaç saniyelik bakışmamızın sonunda normal olmadığımı anlamış olacak ki "Neyin var senin?" dediğinde öfkeyle "Hiçbir şey. Hiçbir şeyim yok!" dedim. Ardından omzuna çarparak yanından geçtiğimde "Ekin nerede?" dedi.

Ekin'in ismi daha da sinirlenmeme yol açarken, bütün vücudum kasıldı ve bütün öfkemi kusmak istercesine "Defne'nin yanında!" diyerek bağırdım. Meriç'in bir şey söylemesine fırsat vermeden odama girerek kapıyı sertçe kapattım.

Odamın içerisinde sinirle volta atarken ellerimi saçlarım arasından geçirerek bedenimi yatağın üzerine attım. Nedenini bilemediğim bir şekilde aşırı öfkeliydim ve bu beni tüketiyordu. Ekin'i yanında o kızı, o halde gördüğüm için böyle hissetmek canımı sıkıyordu.

Kızgındım... Kendime ve Ekin'e kızgın. Kendime kızmıştım çünkü neden böyle hissettiğimin, neden delirecekmiş gibi öfkelendiğimi bilmiyordum. Ekin'e kızgındım çünkü ona karşı neden böyle hissettiğimi, bana nasıl böyle hissettirebildiğini bilmiyordum.

Kırgındım. Ama kime kırgındım? Kıskanmıştım. Ama kimi, neyi kıskanmıştım? Benim olmayan bir şeyi, sahip olmadığım birini neden kıskanmıştım? Ona karşı neden bu kadar öfkelenmiştim?

Her günün başında kurtulduğum ancak günün sonunda artarak tekrar karşıma çıkan cevapsız sorularım bugün de beni şaşırtmayarak beynimi ele geçirmişti. Sayıları her gün daha da artarak, her gün daha da gerçeğe yönelen sorularım beni çaresiz bırakıyordu. Korkularım umudum olmasın, kaçtığım her şey gerçeğim olmasın diye çabalamaktan yorulmuş bedenim, artık bununla başa çıkamıyordu.

Zihinim içinde Ekin'le Defne'nin sarmaş dolaş halleri sürekli yinelenerek farklı senaryolarda son bulurken artık direnmedim ve öfkemin esiri oldum. Yattığım yerden kalkmam ve makyaj masamın üzerinde bulunanları etrafa saçmam saniyelerimi almıştı. Duvara çarpıp binlerce parçaya ayrılan parfüm şişeleri, parçalanmış ruhumu temsil ediyordu sanki. Onlar kırıldıkça ruhumdan bir parça eksiliyordu adeta.

Elime geçen parfüm şişeleri, biblolar, aynalar... ne varsa zeminle buluşup tuzla buz olurken, çıldırmışçasına bağırıyor ve gözlerimden süzülen yaşlara hakim olamıyordum. Beynimin içinde benden bağımsız olmuş bir beden vardı ve Ekin'in adını, görüntüsünü sayıklamaktan vazgeçmiyordu. Onu istiyordu, onu kıskanıyordu, ondan vazgeçemiyordu. Onunla savaşmaktan yorulmuştum. Ben artık tükenmiştim.

Komodinin üzerinde duran melek figürlü son bibloyu da alıp duvara fırlatırken bütün öfkemi kusarcasına "Yeter! Artık yeter! Yoruldum!" diyerek bağırdım. Ardından yerdeki cam kırıklarına aldırmadan duvara sırtımı yaslayarak yere oturduğumda başımı ellerim arasına alıp ağlamaya devam ederken, beynimin içindeki sesleri susturmak istercesine tekrar bağırdım.

"Sus artık! Sus! Bu hisler beni tüketti ne olur sus artık" Sonlara doğru fısıltı gibi çıkan sesime hıçkırıklarımda eklenirken odamın kapısı açıldı ve içeri birisi girdi. Başımı kaldırıp kimin geldiğine bakmamıştım ancak Başak olduğunu tahmin edebiliyordum. Gecenin bir vakti neden bu halde olduğumu merak etmiş olmalıydı.

Başak tek kelime etmeden önüme diz çöktüğünde ellerimi ellerinin arasına alarak oturdu. İkimizde konuşmuyorduk ve dakikalardır göz göze dahi gelmemiştik. Başımı kaldırıp da yüzüne bakmaya utanıyordum çünkü beni bu kadar zayıf bir halde görmesini istemiyordum. Bütün duvarlarım yıkılmış, bütün hislerim gözler önündeyken zayıflığımı ona göstermek istemiyordum.

Eğer İstersenBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin