Playlist: Zakkum - Dile Kolay Kalbe Değil
Boynumdaki sızı katlanamayacağım bir raddeye ulaştığında açılmamak için yeminli olan gözkapaklarımı zorlukla araladım. Karanlık bir odanın içerisindeki küçük koltuğun üzerinde iki büklüm bir şekilde yatıyordum. Etrafta küf ve rutubet kokuları hissediliyordu. Başım çatlayacakmışçasına ağrıyor, bütün kemiklerim sızlıyordu. Midemde boş bir yanma hissi belirirken kusacağımı sandım ancak olan tek şey öğürerek karnımın üzerine eğilmem oldu.
Hatırladığım tek şey Kenan Gürsoy'un telefon konuşması ardından Kıvanç'ın bir anda yanımda belirmesiydi. Sonrası da zaten tahmin ettiğim gibi olmuş, Kıvanç beni alarak buraya getirmişti. Ya da daha açık konuşmak gerekirse yaka paça beni bu adının içerisine sürüklemiş ve kapıyı üzerime kapatmıştı. Onunla aramda geçen son konuşma zihnimde kırmızı ışık yaktığında bu durumu pekte yadırgamamıştım. Bana açıkça, artık onun gerçek yüzünü göreceğimi, bana karşı artık eskisi kadar kibar davranmayacağını söylemişti. Dürüst olmak gerekirse bu pekte umurumda olmamıştı. Bana yapacağı hiçbir şeyi takmıyordum. Bunu Kenan beye de söylemiştim. Yalnızca merak ettiğim tek bir nokta vardı. Kıvanç, Ekin'in düşmanıydı ve Kenan bey oğlunu bana karşı korumak için onunla birlikte hareket ediyordu. Bu tuhaftı. Çünkü biliyordum ki Kıvanç, Ekin'e hala kin tutuyordu ve ödetmek istediği bir bedel vardı. Kenan bey, bütün bunları bilerek nasıl oğlu için onunla ittifak kurardı?
Ve zihnimde yeni bir şüphenin tohumları da böylelikle atıldı. Ya Kenan beyin amacı oğlunu korumak değilse. Ya istediği tek şey güçse... iktidarsa... zirveyse?
Karanlık oda bir anda sarımtırak, cılız bir ışık sayesinde aydınlandığında, kapıdan gelen birkaç kilit sesi kulaklarımı doldurdu. Bir tarafım burada yalnız başına oturmayı ve her zamanki gibi düşüncelere dalmayı isterken, diğer yanım bir an önce gelenin kim olduğunu görmek ve burada bulunuş amacımı merak etmekle meşguldü.
Demir kapı gürültüyle açıldığında önce birkaç anlayamadığım konuşma, ardından gittikçe yaklaşan adım sesleri duyuldu. Ve sonra da içeri hiç beklemediğim birisi girdi.
Defne!
Gözlerim şaşkınlıkla aralandığında, boynumdaki sızıyı geçirmek için enseme ulaşan parmaklarımda hareketsiz kaldı. Beklediğim kişi Defne değildi. Kıvanç olabilirdi, Kenan Gürsoy olabilirdi ama Defne?
"N'aber Prenses?" diyerek alayla karşıma geçtiğinde, baştan aşağı onu süzdüm. Her zamanki görüntüsünden farklıydı. Bir defa topuklu ayakkabı ya da kalçasının altında biten etekleri giymemişti. Şu an başımıza taş falan yağması gerekmiyor muydu? Defne ayaklarındaki siyah fiyonklu babetleri, siyah dar pantolonu ve üzerindeki salaş görmekle hiçte eski sürtük Defne gibi değildi. Aksine onda garip bir şekilde güzel duran bir masumluğa sahip olmuştu.
Ah! Ne saçmalıyordum ben! Onu beğenmiş veya masum olduğunu düşünüyor olamazdım.
Ellerini göğsünün üzerinde bağladığında ağırlığını tek ayağına vererek bana doğru eğildi. Konuşmamı beklediğinin farkındaydım ancak ona karşı tek kelime dahi etmek istemiyordum. Onunla uğraşacak kadar kendimi iyi hissedemiyordum maalesef. Zira boynumdaki sızı ve karnımdaki kasılma beni tüketiyordu.
"Beni gördüğüne şaşırmış gibisin, tatlım?" diyerek dudaklarını büzdüğünde itici görüntüsüne karşı gözlerimi devirdim.
"Sürtük, dekolte manyağı hallerine alışınca seni bu halde görmek beni şaşırttı, evet."
Dudaklarından zarif ancak bana her daim itici gelen kahkahasını attığında "Kimin sürtük olduğunu tartışmayalım lütfen. Ah! Zaten bunu Ekin gelince öğreneceğiz değil mi?" dedi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Eğer İstersen
Teen FictionSigarasından son bir nefes çekerek yere attığında gri dumanını başını bana çevirdiğinde dudakları arasından bıraktı. Yerdeki sigara izmaritini ayağıyla ezerek vücudunu bana çevirdiğinde gözlerini gözlerime sabitledi. Belli bir süre gözlerini dahi kı...
