35.Bölüm

59 6 2
                                        

Playlist: Grup Seksendört – Hangimiz / Emre Aydın - Ölünmüyor

Bölüm birazcık kısa oldu ancak paylaşmamı rica eden arkadaşım Ayşe'yi kırmak istemedim. Bu nedenle bölümü ona ithaf etmekten Onur duyarım! :)

-----

Derin bir nefes...

Onun karşısına çıkmadan önce akan son göz yaşı...

Ve kulaklarımda yankılanan Ekin'in son sözleri...

Her ne kadar güçlü durmaya çalışsam da aslında koca bir harabeden farksızdım. Artık yolun sonuna da gelmiştim zaten. Ekin, her şeyi öğrenmiş ve beni terk etmişti. Artık onsuzdum. Onsuz ve mutsuz...

Canım yanıyordu. Fazlasıyla. Bütün bunları, hatta belki de bunların daha da fazlasının olacağını biliyordum. Yaşadığım her şeyi daha önce zaten zihnimde onlarca kez yaşamıştım. Ama sanki her şey daha farklıydı. Yaşadıklarımın, zihnimdekilerle aynı olmasına karşın hissettiğim acı, daha fazlasıydı. Kaldıramayacağım kadar çok canım yanıyordu. Sol tarafımdaki sızı her geçen gün daha da büyüyor ve beni öldürüyordu.

Derin bir nefes daha alarak boğazımdaki yumruyu görmezden geldiğimde, gözümden akan tek damlayı sildim. Zihnimin acıya hükmeden kısmını görmezden gelerek elimi kaldırdığımda kapı tokmağını tutarak birkaç defa tıklattım. Ardından ellerimi ceketimin cebine koyduğumda, kapının ardından gelen birkaç tıkırtı sonunda kapı açıldı. Esmer, otuzlu yaşlarının sonlarında ve daha önceden Cansu'nun bakıcısı olduğunu öğrendiğim kadın kapıyı açtığında, "Buyurun?" dedi.

"An-" dediğimde bir anda susarak gözlerimi kapattım. Ona anne demeyecektim! Benim annem on sene önce ölmüştü.

"Pınar hanımla görüşecektim. Evde mi?"

"Tabi. Ben geldiğinizi haber vereyim." dediğinde kim olduğumu sorarcasına gözlerime baktı.

"Hazal deyin. Hazal Atan"

Kadın bana gülümseyerek içeri girdiğinde, çiseleyen hafif yağmur taneleri ve saçlarımı uçuran rüzgara karşı inatla omuzlarımı dikleştirerek beklemeye başladım. Birkaç dakikanın ardından yine aynı kadının geleceğini zannederek etrafı incelemeye başladım. Kısa süre sonra yaklaşan ayak seslerini duyduğumda başımı kaldırdım ve kapıda beliren annemle (!) göz göze geldim. Anlaşılan yanılmıştım. Beni karşılamak için kapıya geleceğini tahmin etmemiştim.

"Hazal. Hoş geldin" diyerek bana sarılmak adına bir hamle yaptığında elimle onu durdurdum. Buna bozulsa da hızla ifadesini toparladı ve gülümsedi. "İçeri gel birtanem."

Başımı sallayarak içeri doğru adımladığım da suratımda ne acı, ne hüzün, ne de öfke barındırıyordum. İfadesiz ve hissizdim...

"Nurdagül sen Cansu'yla ilgilenir misin? Misafirimle özel olarak görüşmek istiyorum"

Bana kapıyı açan bayana seslendiğinde, kadın başını sallayarak onu onayladı ve üst kata çıkan merdivenlere yöneldi.

Zihnimde ise kadına benden bahsederken kullandığı misafir kelimesi kalmıştı. Benim için kızım bile diyemiyordu. Ve bende ona asla annem olduğunu hissettirmeyecektim. Asla!

Girdiğimiz oda geçen sefer geldiğim ve ona içimde tuttuğum her şeyi söylediğim odaydı. Kırmızı, siyah ve beyazın hakim olduğu odada her şey aynıydı. Bunu fark edebiliyordum çünkü onu tanıyordum. Düzen ve alışılmış... bu kelimeler onun hayatını ifade ederdi ve hayatında çok fazla değişiklik olmazdı. Ve asla modern çizgisini de aşmazdı. Hayatındaki en büyük değişikliği de zaten on yıl önce yapmıştı. Beni, abimi –her ne kadar öz oğlu olmasa da- ve babamı terk ederek yeni bir aileye sahip olmuştu. Bizim dışımızda başka bir değişiklikte göremiyordum zaten. Saçları bile aynı boydaydı. Omuzlarında ve hafif dalgalı.

Eğer İstersenBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin