"Multimedia Ekin "
Kıvanç'ın yanından ayrıldıktan sonra onun adamlarının eşliğinde nihayet eve gelmiştim. Ancak adamlar eve girene kadar bekleme konusunda ısrarcı oldukları için çantamın içinde olmayan anahtarı arıyormuş gibi yaparak Ekin'e mesaj attım.
"Meriç ve Başak hala bardalar ve umarım ki sen evdesindir. Kıvanç'a ait iki badigartla kapının önünde kaldım. Bir şekilde gözükmeden içeri girmemi sağla. Bu adamlar çok ürkütücü."
Zira eğer Ekin'i görecek olurlarsa, arkamdaki dövüş filmlerinden kaçmış gibi duran iki adam oracıkta ölüm fermanımızı imzalardı. Bunun için bir yolunu bulup Ekini göstermeden eve girsem iyi olurdu. Ya da Ekin evde olsa iyi olurdu.
Ekinden bir cevap alamayınca titrekçe nefesimi üfleyerek arkamdaki adamlara döndüm ve zoraki bir gülümsemeyle "Sanırım anahtarım evde kalmış." dedim. Adamlar hiçbir insanlık belirtisi vermeden bana bakarken tekrar önüme döndüm ve kapıyı yumrukladım. Sanırım Ekin piçi evde yoktu! Lanet olsun ki yapacak hiçbir şeyim yoktu.
Ben kapıyı tekmelemeye devam ederken arkamda ki sesle başımı çevirdim.
"Hazalcım yinemi anahtarlarını evde unuttun..." diyerek adamlara döndü ve "Merhaba ve güle güle baylar." derken kapıyı açarak içeri girmemizi sağladı. Rahatlamış bir halde Başağa sarılırken "Varya sen gelmesen bunlar beni çiğ çiğ yerdi. Ödüm koptu" dedim. Başakta kollarını açıp bana karşılık verirken "Biliyorum biliyorum. İyi ki varım." dediğinde aynı anda kıkırdadık. Kollarımı Başaktan ayırırken bahçe duvarından atlayarak içeri Meriç girdi.
"Ne haber kızlar?"
"Ne işin vardı senin orada? Kapıdan girsene Tarzancık." dedim ve ayakkabılarımı çıkartarak elime aldım. Zira ayaklarım bu işkenceye alışık olmadığı için çok ağrımıştı.
"Kapıdan girseydim de Kıvanç'ın adamlar beni linç etseydi demi?" derken ona hak vererek güldüm.
Hep beraber salona girip ışığı açtığımızda elinde bira, başını yayıldığı koltukta geriye atmış Ekini görünce gözlerim yuvalarından fırlayacakmış gibi açılırken "Yuh!" dedim.
Ekin tek kaşını kaldırıp bana bakarken yüzünü buruşturarak tekrar önüne döndü. Öfkeden deliye dönerken tam karşısına geçtim ve elimi belime koyarak "Sen ne kadar piç bir çocuksun ya! Evde olduğun halde gelip beni o adamlardan kurtarmak yerine burada keyif çat! Adi pislik!" dedim.
Ben onun intikamı için bir şeyler yapmaya çalıştıkça o benim işimi zora sokmak için her şeyi yapıyordu. Derdi her neyse artık söylemeliydi! Bugün tam iki kez işlerimin sarpa sarmasına neden olmuştu!
Elindeki bira şişesini sehpaya koyarken ayağa kalktı ve tam karşımda durarak "Bir sus kızım ya beynimi siktin. O adamlarla buraya gelmen senin sorunun! Ayrıca tek kelime daha edersen..."
"Naparsın!? Yine boğazıma mı yapışırsın yoksa duvara mı çarparsın!?" diyerek sözünü kestim. Her seferinde aynı şeyi yapıyorduk ve bunun sonu gelmiyordu. Hem beni kuklası gibi görüp istediğini yaptırıyordu hem de işimi zorlaştırmak için ayrı bir çaba sarf ediyordu.
Ekin'in gözleri öfkeyle parlarken çenesi kasıldı ve bana doğru eğilerek kulağıma "Şimdi ne yapacağımı göreceksin" dedi tehlikeli ses tonuyla. Ardından konuşmama bile izin vermeden kolumdan tutarak üst kata sürüklemeye başladı.
"Bırak kolumu!" diye çırpınarak ellerinden kurtulmaya çalıştım. Ama o cevap olarak kolumu daha da sıkı tutarak çekmeye devam etti.
Bana aldırmadan merdivenleri çıkarken Meriç "Ekin saçmalama abicim bırak kızı" dedi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Eğer İstersen
Teen FictionSigarasından son bir nefes çekerek yere attığında gri dumanını başını bana çevirdiğinde dudakları arasından bıraktı. Yerdeki sigara izmaritini ayağıyla ezerek vücudunu bana çevirdiğinde gözlerini gözlerime sabitledi. Belli bir süre gözlerini dahi kı...
