Önümdeki AYT fizik sorusuyla bakışırken kalemimi parmaklarımın arasında çeviriyordum. Kafamı toparlamak adına bir kafeye gelmiş ve favori aktivitem olan AYT fizik sorusu çözme' zamanı yapıyordum.
Şaka bir yana, AYT fizik zihnimi boşaltmama yardımcı oluyordu. Under the swim falan filan bir akım var ya, ha işte benim nazarımda o kaslı ağabeyler AYT fizikti.
Yaptığım boşu umursamadan basit konulardan biri olan dalga hakkında soru çözmeye devam ettim ama daha zoru lazımdı zihnimi odaklamam için. Önümdeki kahveden bir yudum alırken dinamik açtım ve çözmeye başladım. Daha doğrusu, çözmeye çalıştım.Bir insan nasıl manyetizma yapıp dinamik yapamazdı, aklım almıyordu doğrusu.
Telefonuma gelen bildirimleri sessize almıştım çünkü arkadaşlarımla konuşmak istemiyordum. Hayatıma birini almadığımda, çevremde birini gördüklerinde bile yükselip korumacı ağabey mooduna girmelerine rağmen işi ilerlettiği flörtüyle sırf kıskanç diye beni tanıştırmamıştı. Hayatımın her noktasında yanımda oldukları için hep olacaklarını zannetmiştim ancak sadece zannetmekle kalmıştım sanırım.
Belki fazla düşünmekten dahası değildi bu düşüncelerim ancak kırılmıştım işte. Beyza Teyze ile durumu konuşunca müstakbel gelinine kin beslemişti ama amacım bu değildi. Arkadaşlarımı -üçüzlerimi demek cidden içimden gelmiyordu- kıskanan biri değildim. Yani tamam, korumacıydım falan ama onlar gibi yükselmiyor ve hayatlarındaki insanlara müsaade ediyor, onlarla tanışıyordum.
Telefonum çaldığında elimdeki kalemi bıraktım.
"Prenses?" hattın ucundan gelen ses ile derin bir nefes verdim, ne kadar her sabah konuşuyor olsak da özlüyordum. Abim benim ailemdi. Uzunca bir süre, kimse yokken yanımda o olmuş, benim sığındığım kale olmuştu. "Abiciğim?" dedim ben de.
"Ne yapıyorsun?"
"N'olsun, ders çalışıyordum." kısıkça güldü, beni benden iyi tanıyordu. "Fizik?" güldüm ve kahvemden bir yudum aldım. "Yep."
Gözlerim etrafta dolanırken kahve bardağımı elimde hafifçe döndürüyordum. İçindeki kahve ise sallanıyordu. "Seninkilerle mi atıştın?"
Bir iç çektim. "Yok be abi, ne atışması normal işte."
Alaylı gülüşü doldu kulaklarıma, muhtemelen ikonik inanmama pozunu veriyordu. "Ben de yedim bunu zaten." diye mırıldandı. "Dökül bakayım." dediğinde daha fazla dayanamadım.
"Ya abi hayatıma doğru düzgün kimse bile girmemişken erkek arkadaşlarımı bile benden uzaklaştırıp hepsiyle tanışıyorlar ama kendi hayatlarına biri girdiğinde yok kıskanç yok bu yok bilmem ne. Hoş mu bu? Ben her anlamda onlara müsaade ederken bu gerçekten kırıcı." sinirle söylendim ve kahvemden bir başka yudum aldım. "Yani Aydın'a lafım yok, onun hayatı benim hayatım gibi o biraz kendi içinde yaşasa daha iyi olur." son söylediğim Fethi abimi güldürmüştü.
"İrem Hanım siz iyice yumuşamışsınız." göz devirdim. "Fethi Bey-"
"Ne Fethisi? Murat diyeceksin." dudaklarımda istemsiz bir gülümseme meydana geldi. "Ya çok seviyorum he ben seni." dediğimde güldü. "Ben de seni çok seviyorum. Alayım mı seni Antalya'ya?"
İç çektim, Cengiz abimin bildirimleri şimdi bile telefonuma düşüyordu. "Yok abi." sesim içime kaçmış gibi çıkmıştı. Boğazımı temizledim hafifçe. Bu kez o iç çekti. "Seni özlüyorum." dudağımı ısırdım, gözlerim ÇAP yayınları kitabımın logosunda gezindi. "Daha fazla uzak kalmak istemiyorum, tek ailem sendin İrem ama şimdi yoksun." abim genelde duygusal yönünü bana yansıtan biri olmadığı için bu sözleri benim nazarımda çok önemliydi çünkü eğer bu sözler onun dilinden dökülüyorsa, kalbinde bin bir türlü fırtına dönmüş demekti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MAZHAROĞULLARI
General FictionAşiret + gerçek ailem kurgusu. Birçok klişenin toplamından meydana geliyor, istediğimiz de zaten klişeler değil mi? İrem yaşadığı şehri temsil etmiş ve Muay Thai alanında Avrupa şampiyonu olmuş başarılı bir genç kızdır. Hedefi, Dünya şampiyonası ol...
