Kulağımdaki kulaklığı düzeltme ihtiyacı bile duymadan, tek omzumdaki çantayı düzelterek konağın avlusuna girdim. Bizimkiler bahçede kahvaltı yapıyorlardı. Salonda duş aldığım için çantamı köşeye attım. "Günaydın Mazharoğlu ailesi." deyip sandalyemi çekerek Agır abimin yanına oturdum.
Boran ile göz göze geldiğimizde göz kırpmasına karşı gülümseyerek çatalımı aldım. Yemeğe odaklanmış, yeşil zeytinleri ağzıma doldururken annemin beni mıncırması karşısında acıyla inleyip kafamı kaldırdım ve komik manzarayla karşılaştım.
Dedem, Eyüp amcam, Rojhan amcam, Agah amcam ve babam... Gözlerini benden uzak tutmaya çalışarak uzaklara dalmışken bu kez genç tarafına baktım. Cafer abi, Muhsin abi, Faysal abi, Sinan ve Engin abi... Kahkaha atarak Agır abime vurduğumda annem beni yine mıncırınca Aynur yengem de güldü. "Yav bavo bari sen yapma," demesi karşısında ağzımdaki zeytinleri peçeteye tükürdüm ve dilimle yanağımı temizleyince onlara baktım.
"Hayırdır beyler, hepiniz bana karşı bir taraf almışsınız gibi görüyorum sanki?" Babam yüzünü buruşturdu ve kollarını göğsünde kavuşturdu. "Ben seni Şehzade Mustafa sandım, sen Sarı Selim çıktın! İçim yanıyor içim.." iç çekip uzaklara baktığında yine kahkaha attım.
Gülüşüm durduğunda bana bakan Cengiz abime öpücük attım. "Bu arada Şehzade Mustafa asılması gerektiği için asıldı canım babam, haksız yere değil." dediğimde keskin bakışları bana döndü. "Bir de bana Süleyman'ı mı savunuyorsun?"
Merve yengemin önüme koyduğu çaya şeker attım. "Adam padişah sakalı bırakmıştı baba, isyandır bu isyan! Kanuni tabii ki yapması gerekeni yapacaktı." babam aldığı zeytini bana fırlatınca hızla kaçtım hamlesinden ve yine oturdum yerime. "Koynumda yılan besliyormuşum! Anakonda anakonda! Dılşad, verelim bunun infaz emrini." deyip bakışlarını benden çekti.
Kıkırdadım ve bu kez dedeme baktım. "Oğlun tarihi diziden öğreniyor dede, bak az önce o da benim kellemi aldıracaktı. Demeyecek misin bir şey?" dediğimde iç çekip bana baktı. "Osman deden yoktur deyü mü aklına geldik?"
Dudaklarım şaşkınlıkla aralanınca kahkaha attım ve ayağı kalkıp sandalyesinin arkasından ona sıkıca sarıldım. En son bırakacağım kişi, Mehmet dedem olurdu. Sonuçta beni tanımadan bana destek olmuş, kaç senedir küstüğü çocuklarıyla benim için barışmıştı.
Yanaklarına sert öpücükler bıraktığımda sonunda tribinden vazgeçmiş olmalı ki gülümsemiş ve ellerimi tutup beni hafifçe çekerek yanaklarımı öpmüştü. Amcalarıma bakıp güldüm ve dedem beni bırakınca yerime oturdum. Hep beraber kahvaltıya başladığımızda büyük abilerin bakışları hala üzerimdeydi. "Oh ne ala memleket." diye mırıldandı Muhsin bey abicim.
Takmadan yemeğimi yerken annem konuştu: "Dayınlar akşam yemeğe davet ediyor seni güzel kızım." onaylar anlamda kafamı salladım. "Muratla Şefik söylediler ama kesin değil demişlerdi. Serhat abi işlerini ertelerse şey edelim diye konuşmuştuk." peynirimi ısırıp üstüne ekmek attığımda Miran öksürdü. "Gitmiyor üçüzüm bir yere."
Kafamı kaldırıp densiz Miran'a baktım. "Konuşma hakkın var mı kardeş senin?" of ya, üçüzlerimi de dün gezdikten sonra acil bir şekilde yollamak zorunda kalmıştım çünkü bilin bakalım ne var? Ne Mümtaz amcanın ne de Fatih amcanın bu itlerin benim yanımda olduğundan haberi yoktu ve Aydın'ın vizeleri vardı.
"Var tabii kardeş, boşa mı üçüzümsün?" ekmeği ısırıp ona baktım. "Boş yapma çay yap." dediğimde Armanç iti güldü. "Gittikçe bana benzemen beni bile korkutuyor." Cengiz abim fark ettirmeden masaya üç kez tıklattığında kahkaha attım. Armanç da fark etmiş olacak ki abime baktı. "Abi ayıp vallahi ayıptır yav."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MAZHAROĞULLARI
Ficción GeneralAşiret + gerçek ailem kurgusu. Birçok klişenin toplamından meydana geliyor, istediğimiz de zaten klişeler değil mi? İrem yaşadığı şehri temsil etmiş ve Muay Thai alanında Avrupa şampiyonu olmuş başarılı bir genç kızdır. Hedefi, Dünya şampiyonası ol...
