25

18.1K 1K 722
                                        


<>

Karşımda sanki her şey normalmiş gibi duran insanların ağzını yüzünü dağıtma isteğimi zorlukla bastırarak sert bakışlarımı yumuşattım. Oyun mu oynamak istiyorlardı? Gayet iyi oynardım. 

Gençler olarak oturduğumuz yerden davetsiz misafirler geldiği için kalkmış ve büyüklerin yanına geçmiştik. İrem direkt olarak dedemin yanına oturmuşken ben de üçüzlerimin ortasında oturuyordum. Üçümüzün de bakışlarının aynı olduğuna yemin edebilirdim ancak kanıtlayamazdım.

Keskin bakışlarımızla Barkın ve İrem'e bakıyor, dalga geçercesine süzüyorduk. Hareketleri öyle iğrenç duruyordu ki gerginlik vücudumu yoğun bir sis dalgası gibi sarmış, ayak parmaklarımdan saç tellerime kadar akmıştı.

Barkın'ın gözleri üzerimde duruyor, konuşmak için an kolladığı belli olurcasına beni izliyordu. Aile büyüklerimiz gergindi. Dedemin üstünde de aynı gerginlik vardı ama misafir kültürü dolayısıyla kibar davranıyordu. Yani Miran sinirden kudururken Armanç öyle olduğunu söylemişti.

Babam umursamıyordu. İrem ile kısa bir konuşması dışında bir şey geçmemişti. İrem daha çok annem ile konuşuyor, annemin merhametinden yürüyordu ancak karşısındaki kişinin Dilşad Mazharoğlu olduğunu bilmiyor muydu? Bunca senedir onu tanıyamamış mıydı? 

Annem ona karşı babam kadar soğuk olmasa da bize olduğu gibi sıcak ve sevimli değildi. Dışarıda konuştuğu herhangi biri ile münasebeti nasılsa o şekilde karşılık vermişti. 

Azad'ın gözleri üzerimde dolandı ve ardından bardağındaki çayı kafasına dikip bardağını kendinden uzakta olan Cengiz'e uzattı. "Kardeşim çay koyar mısın hayrına?" dediğinde Cengiz'in yanağındaki gamze seğirdi ve ardından bardağı aldı. Normalde gençler çayı doldururken Cengiz, Azad için çay doldurdu ve ona uzattı. "Al kardeşim." 

İrem'in kaşları anlam veremediğini belli edercesine çatıldı ancak kısa süreliydi. Muhtemelen o da bunun farkına vardı ve bakışlarını düzeltti. "Aranızın düzelmesine çok sevindim abi." dedi Cengiz'e bakarak. "Azad abime hep söylüyordum küs kalmamanız gerektiğini." samimi bir şekilde gülümsedi.

Abilerime abi demesi beni gerdi. Agır ile bakışlarımız kesişti, yerimde dikleştim. Şiyar yanımızda olmadığı ve İrem'in geldiğini bilmediği için de ayrıca gerildim. Bu aptal kız, kardeşimde travma yaratmıştı. 

Kollarım göğsümde kavuşmuş bir şekilde Cengiz'e baktım cevap vermesini bekleyerek. Bana döndü, siyah biçimli kaşları gördüğünü beğenmiş şekilde kalktı. Sonra gamzesi belli oldu ve göz kırptı. Bütün gerginliğim üstümden giderken gülümsedim. 

İrem, Cengiz'in cevap vermeyeceğini anladığında sustu. Ortamda büyük bir sessizlik hakimdi. İşin kötü ve garip yanıysa sessizliği bozan kişinin Yusuf olmasıydı. Ulan dedim içimden, Azad'ın gitmesinin nedeni bu kızken sırf bana inat olsun diye niye bununla konuşmaya çalışıyorlardı?

"Nasıldı Antalya, özledin mi bizi?" sorusu karnımın kasılmasına neden oldu. Gözlerim alayla onun üstünde durdu, dudağımın kenarı aynı alayla kıvrıldı. 

İrem büyük bir şekilde gülümsedi. "Ay Yusuf abi!" dedi heyecanla. "Antalya'ya bayıldım. Geceleri sahili görmeniz lazım," erircesine kafasını dedemin omzuna yasladı. Kaşlarım alayla havalanırken Ferit ile bakıştık. Burnundan nefes vererek hafifçe gülünce aynı tepki benden de çıktı.  "Ama tabii Antalya'nın hiçbir güzelliği ailemin yerini tutamaz. Sizi çok özledim." gülüşüm dudaklarımda soldu, eh, Ahmet ve Baran'ın dudaklarında geniş bir gülümseme oluştu. Tüm suç üzerime yıkıldı. 

MAZHAROĞULLARIHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin