-8- Bir Sarılmalık Mesafe

395 55 3
                                        


"İrem!"

Antreye doğru koşarken tüm hücrelerim isyan ediyor, başım da bu isyanı desteklercesine dönüyordu. İsyanı yöneten midem olacak ki, en sert o saldırıyordu.

Onlara aldırmamaya çalışarak bıçağımı havada tuttum ve antreye çıktım. İrem beni görünce koşarak gelip arkama geçti. Ağlıyordu, yine.

Başından sızan kanla bize doğru dönen adam ise..

"Kaan!"

Ona doğru ilerledim. İrem'in korkarak vazoyu kafasına geçirdiği adam, bizi kurtarmaya gelen Kaan'dı. Kaan. Buradaydı. Kalbim tekledi, Batı?

"Ecmel hanım." Dedi elini kanayan yarasının üzerinde tutarken. İrem'in vurduğu darbe bilincini kaybetmesine yetmemişti.

Batı'yı sormak için ağzımı açmıştım ki, gözlerim yatak odasından telaşla çıkan Batı'nın gözleriyle buluştu. Fırtına bulutları örtmüştü gözlerindeki gümüş gökyüzünün üzerini.

Batı.

İyiydi.

Ne yaptığımın farkında olmadan, onu karşımda görmenin sevinciyle koşarak boynuna atladım. Kolları belimi sararken ayaklarım yerden kesildi. Batı yanımdaydı işte. Onu kaybetmemiştim. Buradaydı ve ben onun kollarının arasındaydım.

"Teşekkür ederim Allah'ım." Diye fısıldadım çok, çok kısık bir sesle. "Teşekkür ederim, teşekkür ederim."

Batı beni yere indirince patlayan kaşına baktım. Güzel yüzüne dokunmuşlardı. Beni yere indirmişti ama ellerini belimden çekmeyerek uzaklaşmama izin vermedi.

"Özür dilerim," Dedi. "Seni benim yanımdan alıp götürmelerine izin verdiğim için."

Dünden beri ona bir şey oldu diye ölüp ölüp diriliyordum, onun bana söyleyeceği ilk şey bu muydu? Kendini suçlamasını istemiyordum. Akılsız Ecmel'in cezasını Batı çekmemeliydi. "Benim hatamdı, seni arkamda bırakıp gitmemeliydim."

Ellerim hafifçe göğsünde dururken gözleri yüzümü inceliyordu. Kaşları çatıldı.

"Gitmemeliydin. Bunu bir daha sakın yapma."

Parmaklarımla çatılan kaşlarını düzelttim.

"Yapmam." Dedim gülümseyerek. Batı buradaydı işte, geri kalan hiçbir şeyin önemi yoktu. Gülümseyebilirdim.

Batı ise gülümsemiyordu. Gözleri bileklerime takılmıştı. Elimi hemen indirip saklamaya çalışsam da, uzanıp yavaşça elimi tuttu. Parmaklarını, incitmekten korkarcasına, hafif hafif bileğimin üzerinde gezdirdi.

Sonra gözleri tekrar gözlerimi buldu. Bana böyle şefkat dolu bakması içimden bir şeyleri alıp götürüyor, beni savunmasız bırakıyordu. Bana bu kadar derin bakması bana masumluğumu hatırlatıyordu. Bana bu kadar korumacı bakması bana savunmasızlığımı hatırlatıyordu. Bana bu kadar güzel bakması, bana kim olduğumu hatırlatıyordu.

Ben, babasının pamuklar içinde sakladığı prensestim. Ben, en ufak şeyde annesine koşarak mızmızlanan küçük bir kızdım. Ben, paçaları uzun gelen pijamalarla evin kedisi gibi davranan, yaşına aldırmaksızın yaramazlıklarına devam eden, hala annesinin kucağında uyuyan, gök gürültüsünden korkup babasının göğsüne saklanan küçük bir kız çocuğundan ibarettim.

Bana böyle bakması içimdeki tüm intikam şarkılarını susturuyordu. Bana böyle bakması içimdeki iyiliklerin üzerine ördüğüm duvara balyoz saplıyordu. Bana böyle bakması içine düştüğüm bataklığı unutturuyordu.

DilemmaBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin