"İrem?"
Bir süre şok içinde bana baktıktan sonra beni hızla iterek kendinden uzaklaştırdı. "Dokunma bana!"
Derin bir nefes alarak ayağa kalkıp onun da kalkmasını bekledim.
"Bana böyle elini uzatıp sonra babamı öldürmelerine izin vermiştin. Bu kez uzatma. Başka kimseyi kaybetmek istemiyorum."
Hani bazen biri, sinirlenince güler gibi bir ses çıkarıp başını çevirir ya, aynen o ifadeyi takınmıştım sözleri karşısında.
"Benim elimde olan bir şey yoktu."
"Onları durdurabilirdin!" diye bağırdı.
"Durduramazdım!" diye bağırarak karşılık verdim ama kendime hakim olup hemen ardından sesimi alçalttım.
"Bak, o senin babandı biliyorum ama ne kadar kabul etmek istemesen de affedilemeyecek şeyler yapmıştı anlıyor musun? Arkadaşımı durdurabilsem bile, ki arkadaşım dediğim babanın tecavüz ederek öldürdüğü kadının yeğeni..."
"Sus! Anlatma daha fazla!"
"Diğerini durduramazdım. Diğeri dediğim de küçük kız kardeşi dahil tüm ailesi yakılan çocuk."
"Sus dedim sana!" diyerek üzerime atıldı. En başta yakamı tutup beni sarsarken az sonra sarsılarak ağlamaya başladı. Birlikte yere çöküp İrem omzumda ağlamaya devam ederken kollarımı ona dolamıştım.
"Küçük kardeşi aslında ölmemiş biliyor musun? Onu almışlar ama babana kız kardeşinin hesabını sorarken, ölmediğini söylememiş. Öleceğini bilmesine rağmen, onun acısını dindirmeyip yaşadığını söylememiş. Bir şekilde kardeşini buldu. Nasıl tatlı bir kız olduğunu bir görsen. Sana benziyor. Çok güzel ve çok ürkek bir kız çocuğu. Neler yaşadığını anlatamıyor ama duyduğu en ufak sesten bile korkuyor. Ne yaparsa yapsın yanlış bir şey yaptığını sanarak saklanıyor. Bulduğumuzda ise ağlayarak özür dilemeye başlıyor. Halbuki masada duran badem şekerlerinden yemişti yalnızca biliyor musun?""
Ağlaması şiddetlenirken hala kazağımı tutan elleri daha da sıkılaştı.
"Çok üzgünüm. Çok üzgünüm İrem, sana bunları anlatmak zorunda olduğum için. Bunları öğrenmek zorunda olduğun için özür dilerim ama benim de, onların da kötü olmadığını bilmen gerek. Yeterince yük var omzumda zaten, bir de senin nefretini yüklenmek istemiyorum. Çok yoruldum, anlıyor musun?"
Ağlamaktan başka hiçbir yanıt vermedi. Kaldı ki ben de onunla ağlamaya başlamıştım bile çoktan.
"Arkadaşım bir de kız kardeşini kaybetti. Çok yakışıklı bir çocuk ama hayatının merkezine kız kardeşini yerleştirdiği için hiç sevgilisi olmamış. Hep onunla ilgilendiği için çok anlayışlı, kibar ve düşünceli. Onu suçlama. Çok küçük yaşta çok fazla yük yüklenmiş, ailesinin ismini ayakta tutup bir prenses yetiştirmiş. Şimdi ise prensesini kaybettiği için uçsuz bucaksız bir çölde kaybolmuş gibi. Ne tarafa gideceğini, ne yapacağını bilmiyor. Kardeşi için yaşıyordu ama kardeşini aldılar, artık sadece onun intikamı için yaşıyor. Anlıyor musun?"
Ağlayarak başımı İrem'in omzuna yasladım bir süre.
"Bir de ben varım. Kocaman bir şehirdim ben İrem. Lunaparklarım, cıvıl cıvıl kafelerim, ışıl ışıl gökdelenleri olan bir şehir. Tüm sokakları temiz ve aydınlatmalı, sıcak bir sahil şehriydim. Şimdi ise o şehir tamamen savaş alanı. Tüm ışıklar söndü, binalar yıkıldı. Şimdi sadece bu bomboş ve karanlık arka sokak gibiyim. Şu an olduğu gibi, tam ortasında oturmuş sürekli ağlayan yalnız bir kız çocuğu var sadece, kendinden başka sarılacak kimsesi yok. Şehir sular altında kalmak üzere ama o öylece oturup ağlıyor sürekli."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Dilemma
AventuraNedensizce nedenleşmekte olan nedenlerin hikayesi. En değer verdiği varlıkları elinden alınmış bir kız hayal edin. Kendisini öfkesinin kontrolüne bırakmış, yoluna çıkan herkesi hiç çekinmeden ortadan kaldırabilen. Bir genç hayal edin; İnsanın kanın...
