Mahvetmiştiler hayatımı. Ailem beni yok etmişti. Yıllarca şehirden şehire konmuştuk. Her bir şehirde kurduğum hayallerden zorla koparılarak başka bir kâbusa sürüklenmiştim. Her şehirden gözlerim yaşlı bir şekilde ardıma bakarak ayrılmıştım.
Annem neden böyle davrandığımı söyleyip kızardı bana.
Elimde değildi tüm bunlar. Alıştığım bir yerden koparılmak zor geliyordu. Nefes alamamak gibiydi.
Her gittiğim şehir bana farklı mutluluklar ve acılar yaşatmıştı. Ama en büyük darbeyi sekiz yıldır kaldığım Bursa vurmuştu bana. En büyük sevinçlerimi ve en kötü kâbuslarımı bu şehirde yaşamıştım. Göz yaşlarım pınar olmuş akıyordu odamın penceresinden Marmaraya.
Bursada bir kül tanesine dönüşü vermiştim. Bu şehirde yanmış, zerreler şeklinde gök yüzüne savrulmuştum. Bir hiç gibi hissetmiştim kendimi. Acılarla dolu, depresif ve aşırı kuşkucu bir kızdım. Kimse beni böyle kabul etmemişti, ailem dahi...
Okulumdaki her kes benden kaçmıştı. Bursadaki ilk haftamda gittiğim okulda Merve adındaki bir kızla arkadaşlık kurmuştum. Öyle her kesle anlaşan bir tip değildim. Genelde sınıfın en ücra sırasına geçer, ki bu sıra hep en arkada olurdu. Sessizce saatlerin geçmesini beklerdim. Merve ile iyi anlaşıyordum başta. Saçları hareketli bir kısalıkta kesilmiş, güzel yüzlü bir kızdı. Dudaklarına her zaman koyu pembe ruj sürerdi. Çok konuşan, okuldan ve okul yönetmeliğinden dert yanan bir tipti. Gelende o anlatır ben dinlerdim. Bana yönelttiği sorularda tek kelimelik bir cevap verip susmayı tercih ederdim. Sanırım zaman ilerledikçe biraz daha az yanıma uğramaya başladı. Birkaç hafta sonra okulun kafeteryasında yalnız başımaydım. Sanırım bu kadar az konuşmam ve iç karartan kuşkuculuğum onun benden sıkılmasına neden olmuştu. Alışık olduğum gibi yine tüm yılı yalnız başıma gecirecektim. Tek bir okul arkadaşım olmadan, bir masada kara kara düşünecektim. Ama hiç beklemediğim bir günde, yine yalnız başıma kafeteryada sıkıntıdan patlarken gelip yanıma oturmuştu. Yüzünde koca bir gülümsemesiyle gözlerimin içine bakıyordu. O an gözlerindeki sıcaklığı kalbimde hissetmiştim.
'Selam," demişti gülümseyerek.
Ona aynı şekilde selam, demiştim. Kafamı eğip elimdeki karton bardakla uğraşmıştım.
'Ben Damla,' demişti. Elini bana doğru uzatmış, sıkmamı bekliyordu. Miray demiştim hızlıca. Elini sıkmamıştım. Tanımadığım birinin de elini sıkacak değildim. Damla oldukça sabırlı bir kızdı.
'Çok düşünüyorsun,' demişti.
'Biraz daha zorlarsan kafan koca bir balon gibi şişip patlayacak.'
Bu sözlerine gülmüştüm. O zaman onun gerçekten benimle iyi bir dostluk kurmak istediğini anlamıştım. Aslında Damla hakkında ilk izlenimim onun bir sürtük olduğu kanısındaydı. Hani şu aynı gece içerisinde iki erkekle birlikte yatan kızlardan.
Çok yanlış düşünmüştüm. Tamam, kabul edebilirim ki Damla erkeklere hastaydı, oldukça yakışıklı erkeklere...
Ama bir gece içerisinde de iki erkekle yatacak biri değildi. O sadık bir dosttu ve oldukca sadık bir sevgiliydi. Damla genelde çıktığı erkeklerden başka kimseyle ilgilenmezdi. Tabiri caizse gözü erkeğinden başka erkeklere kaymazdı. Sanırım bu kadar pezevenk değildi. Onun bu huyu benim çok hoşuma gidiyordu.
Bir de bana sevgili bulma girişimleri vardı elbette. Ah ne kadar da sancılı dönemler geçirmiştik. Önüme inanılmaz yakışıklı erkeklerden okulun sivilceli çocuğuna kadar bir çok kişi çıkarmıştı. O bu kadar çabalamıştı lakin ben hiç birini beğenmemiştim. Daha doğrusu onlarla bir ilişki yaşamayı göze alamıyordum. Sanırım o zamanlar korkuyordum.
Damla uzun bir süre uğraşmış lâkin bana bir sevgili bulamamıştı. Her zaman bana 'Bir gün bekar bir şekilde ölüp gideceksin,' deyip duruyordu. O zamanlar bakire bir şekilde ölüp gitmek bana daha cazip geliyordu galiba. Damlayı pek takmıyordum ama o inatla arkadaşlığımızı sürdürüyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KÜLLER
Misterio / SuspensoGizem/Gerilim #3 Bir masal anlatıldı. Acı dolu, hüzün kokan bir havayla. Acı çeken güzel bir kızın gölgeli hayatıydı baştan sona olanlar... Bu masalda mutluluk yoktu. Bir vardı lâkin sonrası yoktu. Olmayacaktı. Kız bir hiç olarak kalacaktı. Sonra...
