Acılar sende olmayanı katardı sana. Bir nevi bağışıklık gibi, gelecek her darbeye tecrübeli kılardı kişiyi.
Bu dünya artık aydınlık çağlarında değildi. Karanlığın hükmü geçerdi gündüzden gecelere. Zifiriydi adı, kötülüğün hayat bulduğu, her türlü pis işin meşru kılındığı tek zamandı gece.
Karanlık korku verirdi, aynı zamanda huzur da sağlardı. Bu yüzdendi esrarı. İçerisinde hem iyiliği, hem de kötülüğü barındırmasıydı sırrı.
Hüzün bedenini kaplayan sert bir kabuk olurdu zamanla. Seni dış dünyaya soyutlayıp görünmez kılardı. Bundan böyle hüzün kalbini yakmaz, buruk bir zevk verirdi sadece. Onusuz yapamazsın, ondan ayrı kalamazsın.
İçinde bulunduğum karanlık buydu işte. Aynı anda iki büyük düşmanı barındıran, dengesiz ve bir o kadar da tehlikeli.
Bu denli pervasızca olan zifiri karanlıkta savrulup duran bir kül tanesine benzetmiştim kendimi. Hiç bir değeri olmayan, aslından kopup savrulan başı boş bir kül tanesi...
Konacak bir yer arayıp duran, hiçlikte yüzen bir gri nokta...
Kan olmuş yağıyordu hayatıma.
Bir insan ölümden neden zevk alsın ki? Ben bu denli ölümden korkarken neden ölüm yolumu kessin ki? Kaçacak bir yerim yokken ben denen kaçayım ki?
Bir umut uğruna, uzun bir hayat yaşamak içinmiydi bunca şeye şahit olmam. Değersizleşen hayat uğrunamıydı bu kadar çırpınmam?
Aslında bir hiç uğrunaydı didinip durmam. Bir gün evet, kesinlikle bir gün ölüm beni pençeleri arasına alıp ayıracaktı bu dünyadan. İşte o zaman bir yere konamadan sonsuzlukta binbir parçaya bölünüp yok olacaktı kül tanesi.
Bir daha var olmayacaktı, uzak diyarlara varacaktı aslı. Başka kül taneleri savrulabilirdi lâkin hiç biri onun kadar acı dolu ve güçlü olamayacaktı. Karanlık hayatı onun en büyük tesellisiydi aslında. Karanlık ve kana bulanmış küller. Yağıyordu göklerden. Tüm dünyayı hüzne ve acıya bürümekti niyetleri.
Hayat hiçbir zaman planlara uymazdı. Beklenmedik bir anda keserdi tüm ümitlerini, hayallerini. Mutluluk namına kırıntı bırakmazdı. Belki intihardı zayıf kişiliklerin kurtuluşu lâkin güçlü bir kül tanesi sonuna kadar savaşırdı hayata karşı.
Beklemek bir şeyin çözümü olmazdı ki, sadece zaman kaybıydı oysa. Harekete geçip konacak bir yer aramalıydı basit kül tanesi. Küllükten sıyrılıp aslına dönmeli, hayatın zarar veremediği koca bir volkan olmalıydı belki.
Alevler püskürtüp korkutmalıydı hayatı. O kadar güçlü olmalıydı ki, alevleri her zaman kaynayıp durmalıydı, üzerinde sürekli bir kül bulutu bulundurmalıydı.
Saatlerdir yoktu ortalıkta. Çağlayanı merak etmeye başlamıştım. Bu karanlık viranede tek başıma, sessizce beklemek hoş değildi.
İçeriye sızan ışıkla yolumu bulup sarmaşıklarla kaplanmış girişe ulaştım. Bu oyuktan dış dünyaya açılan kapı şimdi pek korkutucu geliyordu gözüme.
Tüm korkularımı bir yana itip yavaşça ilerledim. Biraz sonra girişin dışında bir takım hışırtılar duymamla birlikte olduğum yerde donup kaldım. Çağlayanmıydı acaba? Bu ormanda neyin ne olacağı bilinmezdi aslında.
Ani bir karar alıp geri döndüm ve bu harabenin en karanlık köşesine sindim. Neden yanımda bir silah veya en azından kendimi korumak için bir çakı yoktu ki?
Biraz sonra biri eğilip girişten içeri sızdı.
İlk görünen iki bir çift cansız tavşandı. Onları görmemle gözlerim kocaman açıldı. Korkudan tir tir tittiyordum desem yeriydi.
Sonra kafası uzandı ve Çağlayanın tüm bedeni içerideydi.
Onu görmemle rahat bir nefes aldım. Yetkinin burada olma düşüncesi bile tüylerimi diken diken etmeye yetiyordu.
Emekleyerek karanlık taraftan çıkıp Çağlayana doğru ilerledim.
"Merhaba," dedi. Yüzünde hoş bir gülümseme vardı.
Ellimdeki tavşanları kaldırıp bana gösterdi.
"Tavşan avladım," dedi.
Bu kadar hoş ve çekici görünmeyi nasıl başarıyordu acaba?
"Beni korkuttun," dedim hafifçe kaşlarımı çatarak.
"Ah pardon, girmeden önce kendimi tanıtmalıydım."
Bana mı öyle geliyordu, yoksa Çağlayan dalga mı geçiyordu benimle?
"Ciddiyim," dedim. Sert mizacımı bir süre takınmam iyi olacaktı sanırım.
"Ben buralardayken kimse sana zarar veremez Miray, korkmana gerek yok."
Ona tam manasıyla güvenmek isterdim lakin zihnimin buhranlı tarafına taht kurmuş şüpheci Miray buna izin vermiyordu.
Bu aralar kime güveneceğimi bilemiyordum. Aslında Çağlayana güvenerek çıkmıştım bu yola lakin pek rahat hissetmiyordum açıkçası.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KÜLLER
Misterio / SuspensoGizem/Gerilim #3 Bir masal anlatıldı. Acı dolu, hüzün kokan bir havayla. Acı çeken güzel bir kızın gölgeli hayatıydı baştan sona olanlar... Bu masalda mutluluk yoktu. Bir vardı lâkin sonrası yoktu. Olmayacaktı. Kız bir hiç olarak kalacaktı. Sonra...
