Yemek ısmarlamakmış peh! Yemekten kastı adamın şirketindeki yemekhaneymiş. Allah'ım nasıl bir cimri bu ben hangi türün eline düşmüştüm ki yemek ısmarlamak adına beni yemekhaneye getirmişti. Allah'tan beni sıraya sokmak yerine benim adıma kendi alıyordu. Cihan Beyimiz yemek alırken bende etrafıma baktım.
"Bakma kızım bakma önüne dön." Dememle tekrar önüme dönmem bir oldu. Bildiğin bütün çalışanlar bana bakıyordu. Acaba farklı biri olduğum için mi? Yoksa içeriye Cihan ile girdiğim için mi bakıyorlardı. Kendi kendime söylenirken önüme tepsi bırakıldı.
"Sen hemen başla ben kendime de alıp geliyorum." Bunun üstüne bir yemeğe bir de Cihan'a baktım. Kendine gel Sedef, hayatında ilk yemek yemekhanede yemek yemeyeceksin. Üniversite yıllarında bundan daha kalabalık ortamda yemek yedin. Elime kaşığı alığım sırada hemen yanıma biri oturmuştu. Ben ne oluyor gibi yanıma bakarken yanıma oturan adam önce yemeği masaya bırakıp sonra da bana elini bana uzattı.
"Merhaba Sedef, ben Ahmet..." Ah çok güzel adımı bilen adamı zerre tanımıyordum o ise kırk yıllık dostummuş gibi tavırlar içindeydi. Uzattığı eli nezaket gereği sıkarak merhaba, dedim.
"Beni beklemeden tanışmışsınız... Ahmet, benim sağ kolum aynı zamanda en yakın arkadaşımdır."Dediği sırada tam karşımda yerini alarak yemeğe başladı. Ahmet dediği adam hızla yerken kendimi uzaylı gibi hissettim. Cihan kaşığı ile yemeği işaret ederek. "Başlasana yemeğin soğuyacak..." Sağ ol ya demesen zaten ben idrak edemezdim.
"Cihan, üçteki toplantı için sunumları kontrol ettin mi? Görüşeceğimiz kadın fazla pinpirikli başımızı durduk yere ağrıtmasın..." Ben yemeğe başlarken onlarda kendi aralarında konuşmaya koyuldu.
"Çıkmadan önce göz attım sorun yok gibi sen şu adamları ayarladın mı?" He ayarlamıştır kesin derken yanımda ki Ahmet dediği adam küfür ederek yemeğini yarıda keserek arkasına yaslanmış. Bende küfürden rahatsız olmamış gibi çorbamı yudumlamaya devam etmiştim.
"Ben hemen çıkıyorum üçe kadar burada olurum. Sedef, tanıştığıma memnun oldum. Ama yine gel bu defa olmadı..."Dedikten hemen sonra ayağa kalkarak benden cevabını bile almadan rüzgar gibi uçup gitmişti. Ayağa kalkarken de sen nesin öyle bu boyda ne böyle demekten kendimi alıkoyamadım. Ahmet denilen adamın boyu Onur'unkine bile geçiyordu.
"Derinlere daldın aç olduğunu sanıyordum."
"Yo sana öyle gelmiş gayet de yiyorum..."diyerek tekrar yemeğe koyuldum. Yemek yenilecek özür dilenecek ve bir daha gelmemek üzere buradan gidilecek.
"Seni fazla durgun gördün hasta mısın?" Hasta falan değilim. Sadece üstümde bilmediğim aptal bir yorgunluk var tabi bunu seninle paylaşmayacağım. Cihan'ın sorusunu geçiştirmemin üzerine Cihan konuşmaya devam ettim.
"Lütfen yanlış anlama. Senin gözün kararınca hemen karnını doyurmalıyız diye düşündüm. Burayı da yemek saatine denk geldiği için tercih ettim." İyi madem en azından o kadar da pinti değilmiş. Bende diyordum bu kadar zenginliği bu pintilikle mi elde etti.
"Sorun değil Cihan, yemek yemektir." Dedim ki külliyen yalan çünkü şu ortamda yemek yemek ölüm gibi bildiğin göz hapsindeyim ve ben rahat edemediğim ortamlarda bunalırım.
"Sorun olduğunun farkındayım Sedef, aşikâr ki insanların bakışı seni rahatsız ediyor... İstersen hemen kalkabiliriz."
"İnan buna hiç gerek yok." Desem de içimden şu yemek bitse de bir an önce gitsem diye dua ediyordum. Ben ısrarla yüzüne bakmadan konuşurken Cihan'ın bu durumdan rahatsız olmuş gibi bir tınısı vardı.
"Sana bir yemek borcum bunu nasıl yaparız?"diye sorduğunda kaşlarımı çatarak başımı kaldırıp yüzüne baktım. Ben o yemek. Yok, canım ben almamayım bu defa da simit yemeye götürüsün neme lazım. Sevdiğim birisi olsa simit yemeğe de giderim de senle olmaz. Senden gram haz etmiyorum. Sadece bana yarımcı olduğun için birazcık minnettarım o kadar...
"Cihan, inan buna hiç gerek yok. Ben halimden gayet memnunum zaten yemeğim bitsin hemen gideceğim..." Nede olsa bir daha görüşmeyeceğiz diyecektim ama Afra faktörü vardı o varken mutlaka yeniden karşılaşacaktık ama ben ne yapacağım olabildiğince ondan kaçıp muhattap olmayacağım. Nedeni mi inanın bende bilmiyorum şuan sadece fazla gaza geldim.
"Şimdi anladım Mert Abinden çekiniyorsun. Sende şu tipik abisinden çekinen tipik kızlardansın bende sanmıştım ki..."derken dişlerimi sıkıp "Ne sanmıştın?" diye sorduğumda arkasına yaslanıp pek bir iddialı konuştu. "Seni korkusuz başını buyruk biri sanmıştım. Sen ki abinden izin alamayacağını bildiğinden dolayı teklifimi ret ediyorsun."
"Kafanda boş şeyler uydurup konulma ben kimseden korkmuyorum sadece çok seviyorum o kadar bu yüzden gazına gelmeyeceğim."
"Söylesene Bursa'dan buraya geleli çok olmamış ama sen yine de tek başına hiç dışarıya çıktın mı? Şu anı sayma ben akşamlardan bahsediyorum gündüzleri herkes dışarıya çıkar önemli olan tek başına gece gezmelerine çıkmak işte o zaman sözlerine inanırım."
"Tamam, kabul seninle yemeğe çıkacağım hem de akşam vakti oldu mu inandın mı?"diye sorduğumda bıyık altından güldü. Şuan gazına geldiğimi bilsem de bu sözlerine fena sinir olmuştum.
"Bu gece benim evimde yemek... Korkma sapık değilim olsam bile kuzenimin arkadaşına sapıklık yapmam."
"Peki, kabul Bay pinti bu gece senin evinde ama lütfen daha fazla pintilik yaparak yemeği kendin yapma. Ne buna tahammül edebilirim ne de zehirlenmek için o kadar saf salak değilim." Kuşkusuz ki hayatımda gördüğüm en pinti adamdı. Belki de bunun üstüne Nobel bile alabilirdi.
"Tamam, yemekleri Ahmet'e yaptırırım enfes yemekler yaparım eminim ki çok seveceksin."
"Emin ol ki karnımı doyurmuş olarak evine geleceğim."
"Pişman olursun benden söylemesi...
"Bazı şeyler için zaten çoktan pişman oldum daha fazlasına ihtiyacım yok."
Boşuna dememiş Mevlana,
Gönlünü hoş tut sen; sabreden erer. Sevenlerin duası her yerde geçer. Mutsuzluk dediğin durmaz gider. Dönecek devrandan şüphen mi var?..
ŞİMDİ OKUDUĞUN
CİHAN 🚬
Adventure© Tüm hakları saklıdır Bazen sadece onun sende bıraktığı izleri özlersin, her şarkıda ayrı bir hatıra saklıdır sanki; istesen de silemezsin...
