Uzun zamandır insan içine çıkmamıştım. En azından etrafımda en fazla sekiz kişi oluyordu. Bir anda bu kadar çok insanı bir arada görmek beni şaşırttı. Kafeteryaya girince herkesin gözü bana ve Sam'e çevrildi. Önce yemek alınan yerdeki gözler, ardından masada oturanların gözleri... Biz de bir masa bulup hızlıca oturduk. Sam pek aldırmıyordu fakat ben herkesin fısıldaşmasına dayanamıyordum. Tam o sırada yanımıza bir kız ve bir erkek geldi. Gelenler Joe ve Mer'di. Mer daha önce spor salonunda karşılaştığım kızdı. Anlaşılan Mer benimle Joe da Sam ile konuşmak istiyordu. Bu nedenle ben masadan kalktım ve Mer'in beni yönlendirdiği yere doğru yürümeye başladım. Joe hemen Sam'in yanına oturdu ve konuşmaya başladılar. Henüz birkaç adım uzaklaşmıştım ki Joe'nun '' Anita...'' diye fısıldadığını duydum. Mer beni kafeteryanın en köşesine çekmişti. Mer bana umut dolu gözlerle bakıyordu. '' İyisin, çok şükür. Nasıl oldu? Dur,dur en baştan anlat.'' dedi. Ben de çok kısa bir şekilde Sam'i kurtarışımızı anlattım. Ve o sırada fark ettim. Sam'i kurtaralı neredeyse on gün olmuştu. Mer beni kocaman gözleriyle süzdü ve '' Neyse ki sana bir şey olmadı. Sen buradaki en güçlü kız ajansın. Herhalde herkes çok üzülürdü.'' dedi ama ben öyle düşünmüyordum. Bence sadece bana acıyan gözlerle bakıyorlardı. Ve büyük bir ihtimalle akıllarından '' Zavallı kız garip güçlere sahip ve henüz geçmişini bile hatırlamıyor.'' diye geçiriyorlardı. Düşüncelerimi Mer böldü. Bir anda gözü koluma takıldı. '' Hey bu da nedir?'' diye sordu. '' Boşver!'' diye geçiştirmeye çalıştım ama Mer çok hevesliydi. '' Yoo, bu benim işim. Dur bir bakayim.'' diye ısrar etti. Sinirlerim gerilmeye başlamıştı. '' Mer gerek yok!'' dedim. Sesim tahmin ettiğimden biraz yüksek çıkmıştı. Bu da çevremizde masalrda oturanların ilgisini üstümüze toplamıştı. Hızlı adımlarla Sam'in oturduğu masaya doğru yürümeye başladım ama Mer hala kolumu tutuyordu. Ben birkaç adım öteye gidince kolumdaki havlu birden yere düştü . Şimdi bize bakanlar olan biten her şeyi ve tabii ki yara izini de görmüşlerdi. Koşarak masaya gittim ve yara izini saklamaya çalıştım ama geç kamıştım. Koşarken yanından geçtiklerim yara izini görmüşlerdi. Sam ben hızla masaya gelince bana meraklı bir bakış attı. O sırada ben de fark ettim. Yara izi artık kanamıyordu ama yara izinin tam altında mavi bir işaret çıkmaya başlamıştı. Büyük bir ihtimalle yanından geçtiklerim bunu da görmüşlerdi. Sam'e korku dolu bir bakış attım. Bunun üzerine ikimizde masadan kalktık ve tepsileri elimize aldık. O sırada korkunç bir şey oldu. Yara izinin olduğu kolum ( sol kolum) bir anda tutmamaya başladı. Tepsiyi elime aldım ve sol kolumu hissedemedim bu nedenle tepsi bir anda elimden düştü. Şimdi (eğer o sırada bize bakmayan vardıysa) herkes cidden bize bakıyordu. Ben ise acı içinde kıvranıyordum. Sanki biri kolumu yerinden söküyordu. Ben önde Sam arkada ikimizde yemekhaneden çıktık.
Yemekhaneden çıkışımız birçok insanı içten etkilemişti. Ama o an benim düşündüğüm sadece bana neler olduğuydu? Neden bir anda derimin üstünde mavi bir dövme gibi bir sembol belirmeye başlamıştı? Sam ise benden çok daha meraklanmış gözüküyordu. Nereye gitmemiz gerektiğini biliyorduk ama içimden bir ses oraya yani Keşiş Steve'in odasına gitmememizi söylüyordu. Neden bilmem ama o an içimdeki sesi dinlemeye karar vardim. Sam tam Keşiş'in odasına varmıştı ki arkasından " Sam hayır!" diye seslendim. Sam bana anlamlı bir bakış attıktan sonra konuşmaya devam ettim. " Biliyorum, şimdi söylediklerim kulağa delide gelebilir ama içimden bir ses Keşiş'e gitmememizi söylüyor ve ben o sese güveniyorum." Sam biraz düşündükten sonra "Tamam!" dedi. Bu beni biraz şaşırtmıştı ama neyse ki hemen susmadı ve " Tamam çünkü Avatar olan sensin ve en iyisini senin bileceğini düşünüyorum ama şunu da bil senin için endişeleniyorum." dedi. Bana saygı duyması beni sevindirmişti. Kendimden emin bir sesle " Merak etme hem kolum şimdi daha bence yarına kadar geçebilir." dedim. Sam biraz daha emin olmuştu. Biz kapıdan ayrılırken " Her şey tamam, öğleden önce konuştuğumuz gibi yarın buluşacağız ama bana bir söz vermen gerek." deyip biraz durdu. Ben ise koridora bakmak yerine meraklı gözlerimi Sam'e çevirdim. Bir süre sonra konuşmaya devam etti. "Bu akşam odana girdikten sonra Avatar Formu'na geçmek yok! Bak ben çok ciddiyim. Senin için cidden endişeleniyorum. Sana ihtiyacımız var." Biraz düşündüm ve bunun iyi bir fikir olduğuna karar verdikten sonra tamam anlamında kafamı salladım.
Odama geldiğimde Sam bana " Sakın verdiğin sözü unutma..." dedi. Yine kapıma yaslanmıştı. Onu eskisi gibi görmek çok iyiydi. Kapıyı kapadığımda yaptığım ilk iş saati beşe kurmak oldu. Ardından kendimi cidden yere bıraktım. Şimdi beyaz halının üstünde oturuyordum. Az önce başıma gelenler de neyin nesiydi? Kolum... Sol kolumu kaldırdım. Şimdi mavi iz daha da belirginleşmişti. Bunun ne olduğunu gerçekten öğrenmek istiyordum. Fakat Sam'e bir söz vermiştim ve sözümü bozmak istemiyordum. Bu nedenle odanın ortasında oturmaya devam ettim. Birden elim mavi çizginin üstüne gitti. İçimden mavi çizgiye dokunma isteği geldi bir anda. Fikrimi değiştirmeden hemencecik elimle sol koluma dokundum. Birden kolumdaki mavi çizgi dokunmamalıyız beraber parlamaya başladı. Sol koluma bir kramp girmişti ve parlamaya başlamıştı. Yine kolum tutmuyordu ama bunun ne olduğunu bilmiyordum. Tam koluma yakından bakmak için yaklaştırıyordum ki parlama daha da arttı ve oda birden aydınlandı. İçerisi tekrar normale dönünce etrafıma bir bakındım ve Avatar Aang'i tam arkamda gördüm. Birden yerimden zıpladım. Avatar Aang ise bana bakıp sırıtıyordu. " Bana ihtiyacın var değil mi?" dedi. Evet anlamında başımı salladım ve konuşmadan ona sadece kolumu gösterdim. Avatar Aang'in bakışları birden ciddileşti. " Genç Avatar, şu anda bunun ne olduğunu sana söylemeyeceğim ama merak etme sana zarar verecek bir şey değil. Sana söylemememin sebebi de dikkatinin dağılmaması. Bu nedenle için rahat olsun. Görevinden sonra bunun ne olduğunu sana söyleyeceğim." dedi ve bir anda ortadan kayboldu. Ben ise sadece arkasından teşekkürler diye fısıldyabildim. Ama kafam karışmıştı ve şaşırmıştım. Birden gözüm saate takıldı. Geç olmuştu. Hemen yatmalıydım ki yarın beşte kolay kalkabileydim. Endişe ve suçluluk duygusu
içinde yatağa girdim. Maalesef sadece iki saat uyuyabilmiştim ki o aralıkta da kabuslar görmüştüm. Nerdeyse bütün gece gözümü kırpmamıştım. Sadece yıldızları izlemiştim,daha önce nasıl bir aileye sahip olduğumu ve bu yara izini düşünmüştüm. Kısa bir süre sonra yataktan kalktım. Elimi yüzümü yıkadım ve düzgün bir görev kıyafeti seçtim. Tabii ki kamuflaj giysisiydi. Kıyafeti giyersen gözüm sol koluma takıldı daha önceden yara izinin olduğu yerde şimdi sadece mavi bir iz vardı. Cidden bu neydi? Bu soruyu oturup bütün gece düşünebilirdim ama bir sözüm vardı.
Dolabın yanına gittim ve içinden bir sırt çantası çıkardım. İçine ne koymam gerektiğini tam olarak kestiremesem de normal bir görevde yanıma alabileceklerimi aldım. Bir halat, yakalama kancası, bir şişe su, fener ve telsiz. Tam çantamı hazırlamam bitmişti ki kapımın çalındığını duydum. Açtığımda karşımda Sam suruyordu. O da benim gibi göreve hazır görünüyordu. '' Hadi, yola çıkmalıyız.'' dedi. Ona onay verdim ve tam kapıyı arkamdan kapatacakken kapının yanındaki kitaplığa takıldı gözüm. Rafın arkasına sakladığım rehber kitabımı da almam gerekebilirdi. Bu nedenle kapıyı kapamadan hemen çantama attım.
Keşiş'in odasına varmıştık. Sam gayet normal görünüyordu ama benim içimde bir endişe vardı. Sanki çok önemli bir şeyi yapmayı unutmuştum. Keşiş kapıyı hızlıca açtı ve bizi hızla içeri aldı. '' Hemen yola çıkmalısınız. Her an durumu kötüleşebilir.'' dedi. Bu sözlerin üzerine aklıma geldi. Sam'in ruhunu nasıl dokunacağımı bulamamıştım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Arkadan Gelenler (#Wattys2015)
FanfictionBüyük bir sorun vardı. Kim olduğumu ve oraya nasıl geldiğimi bilmiyordum. Bükücülük kitaplarını sevenlere tavsiye ediyorum.
