Fark Ediş

339 24 0
                                        

Bu soru beni dehşete düşürmüştü. Gerçekten biz hangi yıldaydık? Cam kapılı odadan koşar adımlarla çıktım. Koridorları geçtikten sonra demir kapıdan içeri ilk girdiğimizde geldiğim açıklığa vardım. Herkes eni gösterip aralarında fısıldaşıyordu. O sırada General Albert'ı gördüm. Sam ve birkaç bilim insanıyla konuşuyordu. Hemen yanlarına gittim. General " Biz de seni bekliyorduk Anita, hoşgeldin." dedi. "Merhaba." diye karşılık verdim ve sabırsız bir ses tonuyla " Biz hangi yıldayız?" diye bir anda sordum. Herkes dönüp şaşkın gözlerle bana bakıyordu. Birkaç saniye sonra sorduğuma pişman oldum ama General " 2050." diye cevap verdi. Aslında çok şaşırmamıştım çünkü görünmez elektrik telleri Milenyum'a ait olamazdı. "Bunu neden sordun, yoksa bir şey mi oldu?"dedi General. Ben "Hayır,hayır! Sadece merak ettim."dedim. Bunun üzerine General "İyi o halde, turumuza başlayalım. İlk olarak Anita sana neden burada olduğunu anlatacağız. " dedi. Beni bir toplantı odasına götürüp bir koltuğa oturttular. General " Şimdi anladığın üzere burası askeri bir üs. Burada en iyi devlet ajanlarımızı,askerlerimizi ve komutanlarımızı eğitiyoruz." dedi ve devam etti " Sen bizim büyük şansımızsın. Sayende birçok şey kazanacağız ancak ilk olarak seni eğitmemiz gerekiyor. Bu kolay olacak çünkü savaşa yatkın bir doğan var. Sadece biraz hassassın bunu atlatmana da Sam yardımcı olacak." dedi. Tam o sırada kafamı kaldırdım ve Sam'in iki tane kömür gözü bana bakıyordu. Hemen gözlerimi kaçırdım. General o sırada konuşmasını bitirmişti ve ben sadece son cümleyi duyabilmiştim. "Çalışmalar başlasın." Sam " Evet efendim, şimdi Anita'yı alıp başlıyorum." dedi. Sam ile birlikte toplantı odasından çıktık. Birlikte ana salona geldiğimizde herkes bize daha çok bana bakıyorlardı. Tam o sırada arkamızdan bir çocuk geldi ve " İyi iş Sam." diye bağırdı. Sam hafif kızarmış bir şekilde "Sen bu işe karışma Joe." diye bağırdı arkasından. Ardından bana döndü ve " Kusura bakma burada biraz kaba insanlar var." dedi. " Bir de bana sor buraya beni neredeyse silah zoruyla getirdiler." diye karşılık verdim. Bunun üzerine Sam gülmeye başaldı ve onun gülüşü beni de etkiledi. Bir süre böyle güldükten sonra binanın çatısına çıktık. Manzara gerçekten büyüleyiciydi. Etrafıma baktığımda buranın şimdiye dek çıktığım en yüksek yer olduğunu fark ettim. Sam beni bir köşeye çekti. Yerde bir sürü silah vardı. " Birini seç." dedi. "Tamam seçerim ama bunlar gerçek silah ve bunlarla çalışmak tehlikeli olmaz mı?" diye karşılık verdim. Sam ise gülerek eline eski tip bir tabanca alıp kafasına dayadı. Ben ise şaşkın bir halde onu izliyordum. Bir anda tetiği çekti. O zaman dilimi gözümün önünde ağır çekimde geçmişti. Sam tetiği çekmeden birkaç saniye önce avucumun içi yanıyordu ve tam o tetiğe bastığı an elimden bir ateş topu çıkmıştı. Bir toz bulutu oldu. Ben Sam'in ölü olup olmadığına bakarken toz bulutu birden dağıldı ve Sam'in bana gülümseyerek baktığını gördüm. Ben ise öfkeden ve şaşkınlıktan kekeliyordum " Sen...na...nasıl?" diyebildim sonunda. "Bunlar simülasyon için. Gerçek silahlar ama çıkardıkları mermiler gerçek değil. Bu arada ateş topun harikaydı." dedi. " Aaa, şey teşekkürler. Onu kullanmayı tam olarak bilmiyorum ama öğreneceğimi düşünüyorum." dedim. Bir süre sessiz kaldıktan sonra Sam'in genç ama çocuksu sesini duydum "Çalışmaya devam."

Arkadan Gelenler (#Wattys2015)Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin