Akşam odamda yatmış pencereden yıldızları izliyordum. Çok huzur vericiydi. Tabii bu huzur karşısında dayanamadım ve derin bir uykuya daldım.
Bir bebek... Mavi gözlü... Biri tarafından kutsanıyordu ve ardından ani bir harketle suyun içine atıldı. Atan kişiye engel olmaya çalışıyordum ama hiçbir şekilde müdahele edemiyordum. Bir anda sudan parıltılar çıkmaya başladı. Su saniyeler geçtikçe daha da mavileşiyordu. Sonunda su buz mavisi olmuşken bebeği suya atan keşiş dondurucu bir sesle " Sıra sende Anita." dedi. Bunun üzerine bir anda uyandım.
Bu da ne demek oluyordu böyle? Yataktan kalktım ve banyoya yöneldim. Musluğu açtıktan sonra yüzümü soğuk suyun altında yaklaşık 5 dakika boyunca beklettim. Yüzümü kuruladıktan sonra giyilecek en iyi kıyafetin asker kıyafeti olduğuna karar verip giyindim. Saçımı ördüm. Emin adımlarla tam kapıdan çıkmış, koridorun sonundan dönecektim ki Sam ile karşılaştım. "Günaydın." dedim. "Günaydın. Ben de tam seni yemekhaneye götürmek için geliyordum." dedi yüzündeki belli belirsiz bir gülümsemeyle. Birlikte yürümeye başladık. Bir sürü gri duvarlı koridorlardan ve ana kapılardan geçtik. Biz yürürken ben bu yapının dışarıdan aslında içeriden olduğundan çok daha küçük gözüktüğünü fark ettim. Birkaç dakika sonra yemekhanenin önüne gelmiştik. Bir sürü insan vardı ve açıkçası hiç bu kadar çok insanı bir arada görmemiştim. Sam ile yemek aldıktan sonra kalabalığın ortasına daldık. İnsanlar gruplar halinde oturuyordu. Üçlü, dörtlü, beşli gruplar... O sırada gözüme bir şey takıldı. Yemekhanede ve bu binanın genelinde kızlardan daha çok erkekler vardı. Bunun nedenini merak etmiştim ve sonra Sam'e sormak üzere kafama kazıdım. Sam ile boş bir masa bulunca oturduk. Sam bugün yapılacak işleri anlatmaya başladı:
Dövüş dersi
Meditasyon
Hologram Saldırısı
Silah Kullanma " Ve ayrıca günün sonunda test var." diye ekledi. Meraklı ve kaygılı bir ses tonuyla "Test mi, ne testi?" diye sordum. Sam rahatlatıcı bir sesle " Merak etme sadece yeteneklerine bakacaklar. " dedi. Sam ile kahvaltımızı yapmış masadan kalkıyorduk ki yanımızdan uzun boylu,iri,siyah saçlı ve yeşil gözlü bir çocuk geçti. Geçerken de Sam'e sert bir şekilde çarptı. Ardından da küstah bir şekilde "Önüne baksana Sam!" diye bağırdı. Neyseki yemekhanedeki mevcut gürültüden dolayı onu sadece biz duyabilmiştik. Sam hafif kızgın bir ses tonuyla "Bana bulaşma Leo." diye karşılık verdi. Leo ise pis pis sırıtıp "Bunu göreceğiz..." demekle yetindi ve orayı terk etti. Sam konuşmak yerine sinirini masaya vurarak çıkarmıştı. Ben de bu konuda konuşmak istemediğini fark ettiğimden konunun derinlerine inmedim.
*
Kahvaltıdan sonra ilk dersim dövüştü. Sam ile beyaz süngerden duvarları olan bir odaya gittik. Bana birkaç temel hareket gösterdi. Çoğu düşmanı kendime yaklaştırmamak ve iç organlarımı korumakla ilgiliydi. Bir ara çok utanç verici bir şey oldu Sam hareketleri gösterirken ona odaklanmak yerine gözüm dalmıştı ve bana vuruyormuş gibi yaptığında neredeyse düşüyordum. Neyseki Sam bana yardımcı oldu. Ardından benden hareketleri uygulamamı istedi. Bana saldırmaya daha çok yumruk atmaya başladı. O yumrukların bana çarpmasına asla izin vermeyeceğini bildiğim halde hareketleri baya ciddiye alıyordum. Bir süre böyle çalıştıktan sonra birlikte beyaz odadan çıktık. Sessiz ve sakin koridorlarda yürürken birden ayağım yerdeki solgun renkli halının kenarına takıldı. Yere düşüyordum ki Sam beni elimden yakaladı. Bu çocuğun yanında böyle saçma davranmamın sebebini bir türlü anlayamıyordum. Sam ise bana bakıp " Dikkatli ol sakar savaşçı. Sana ihtiyacımız var." dedi. Ben ise " Herhalde kendini yaralayan tek savaçı benim." diye karşılık verdim. Sam bana gülümseyen gözlerle baktı ve yolumuza devam ettik. Büyük beyaz kapısı olan bir odanın önünde durduk. Sam bana baktı ve ''İşte geldik. Burada sana Keşiş Steve yardımcı olacak. Kendisi en iyisidir. Sonra öğle arasında görüşürüz.'' dedikten sonra Sam oradan ayrıldı. Ben de cesaretimi topladım ve içeriye girdim. Odanın içerisi kesinlikle kapısından çok daha renkliydi. Keşiş turuncu kıyafetler giyiyordu ve her yerde çiçek kokulu tütsüler, mumlar vardı. Keşiş gözleri kapalı bir halde oturuyordu. Benim geldiğimi nasıl anladı bilmiyordum ama ben içeri girdiğimde '' Hoş geldin Bükücü Anita.'' dedi. ''Merhaba.'' diye karşılık verdim. Keşiş konuşmaya devam etti. ''Lütfen karşıma benim oturduğum gibi otur. Bugün seninle birlikte iç benliğine yolculuk yapacağız.'' dedi. Hızlıca keşişin karşısına oturdum ve onun yaptıklarını yapmaya başladım. Ardından devam etti '' Şimdi son birkaç günde gördüğün rüyaları hatırla. Konsantre ol.'' Ne diyeceğimi bilmiyordum. Zaten toplamda üç ya da dört gündür kim olduğumu biliyordum. Öncesini hatırlamıyordum ama yine de denedim. Fakat bir türlü olmuyordu. Konsantre olamıyordum. Keşiş '' Derin bir nefes al. Bırak ruhun yolunu bulsun.'' dedi rahatlatıcı bir ses tonuyla. Gözlerimi kapadım ve derin bir nefes aldım. Kendimi rüyalarımda hayal ettim ve bir anda ruhum yolunu buldu. Rüyalarımı görüyordum... Ateşe atılan bebek, suya atılan bebek... İki seferde de çok güçlü bir ışık saçıyordu. Ardından bir anda üşümeye başladım. Gözlerim kapalıydı ama sanki etrafı görebiliyordum. Ruh yolculuğum başlamıştı. Steve'in bana baktığını hissedebiliyordum fakat gerçek dünyaya dönemiyordum. Steve General'i ve diğerlerini çağırdı. Kısa sürede General, Sam ve bilim adamları odaya toplanmıştı. Gözlerim hala kapalıydı ama onları hissedebiliyordum. Bir şekilde hepsi bana gözlerini dikmiş bakıyordu. Ben ise önce terliyor sonra üşüyor ardından da titriyordum. Birden damarlarım mavi renk aldı, bunu da hissetmiştim, ve etrafta bir çığlık koptu. Ben ne yapmıştım? Birden Sam bana dokunmak için öne bir hamle yaptı ama Steve onu durdurdu ve '' Eğer ona dokunursan hep bu halde kalabilir.'' dedi. O andan sonra hiçbir şey hatırlamıyorum. Gözlerimi açtığımda odamda yatıyordum...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Arkadan Gelenler (#Wattys2015)
Hayran KurguBüyük bir sorun vardı. Kim olduğumu ve oraya nasıl geldiğimi bilmiyordum. Bükücülük kitaplarını sevenlere tavsiye ediyorum.
