"Şey...Ben ...." diye gevelemeye başladım ama bunu bir anda söylemem gerekiyordu. "Ben ateş çıkarabiliyorum." deyiverdim. Asam bir anda bana baktı. Anlaşılan böyle bir cevap beklemiyordu. Kendi kendime olamaz her şeyi berbat ettim diye düşünüyordum ki adam katı bir sesle askerlere beni test odasına götürmelerini söyledi. Ne yapacağımı bilemedim. Beni ellerimden ve ayaklarımdan yakalayıp bir önceki odadan daha kasvetli, bir duvarı cam bir odaya getirdiler. Bayağı korkmuştum. Birden mekanik bir ses " Senden birkaç isteğimiz var, lütfen bunları özenle yap. Teşekkürler..." "Ne, nasıl yani?" diye sormayı denedim ama kimse beni duymuyordu. Ilk olarak içeriye bir adam girdi. Bir doktora veya bilim adamına benziyordu. Benle göz teması kurmamaya dikkat ederek birkaç düğmeye basıp çıktı. Tam arkasından gidecektim ki kapının kilitlenme sesi geldi. Ne yapacağımı bilemiyordum. Ben bunları düşünürken etrafımda holiganlar belirmeye başladı. Önceleri bir şey yapmıyorlardı. Soluk tenleri ve yüzlerinde hayattan gezdiklerine dahil izler vardı. Bir süre bakıştıktan sonra birkaç tanesinin ellerinde bıçaklar, silahlar belirdi. Bunun nasıl olduğunu anlayamamıştım. Etrafımdan yardım istercesine bağırıyordum ama kimse beni dinlemiyordu. Ayrıca General'in bakışlarının üstümde olduğunu hissedebiliyordum. Sanırım buna altıncı his deniyordu.
Ben böyle düşüncelerle kafamı oyalarken bir hologram akıllı davrandı ve elindeki bıçağı üstüme fırlattı. Ne olduğunu anlayamamıştım. Şokun etkisindeydim ve eğer tam zamanımda bir adım geri çekilmeseydim şiş kebap olmuştum. Bunun yanında bir bıçak daha ve sonra üçüncüsü... Ne yapmam gerekiyordu ki? Bir anda ellerimin ve avucumun içi kaşınmaya daha doğrusu yanmaya başladı. Kollarımda ve başımda yanma hissi... Ardından avucumun içinden çıkan ateş... Bu ateş sayesinde hologramlar yok olmuştu. General alkışlayacak yanıma geldi. Ben ise yaptığımın ne olduğunu daha tam olarak anlayamamıştım. General bana bakarak yanındaki bilim adamlarına "Onu bulduk!" dedi.
"Ne,ne?" dedim. "Kimi, neyi buldunuz?" General Albert " Kurtarıcımızı, bükücüyü bulduk. Şu anda anladığımız kadarıyla sen ateş bükebiliyorsun. Bu çok güzel bir şey..." General boğum sesiyle konuşmaya devam ederken ben kendi dünyama dalmıştım. Ateş mi? Bükmek mi? "Bunlar da ne demek oluyor?" diye bağırdım. General " Biliyorum şu anda bunu idrak etmen zor ama birçok genç bize böyle geldi. Ajanlardan bahsediyorum. Gerçi onların özel güçleri yoktu. Neyse hadi gel! Beni izle." dedi. General Albert cam duvarı metal odadan bir anda çıktı. Yapacak daha iyi bir işim olmadığından ben de onu takip ettim. Bir sürü kapıdan geçtikten sonra kocaman ve baya korunalım bir kapının önünde durduk. General " Hoş geldin bükücü Anita!" dedi. Anita adım gerçekten bu muydu? Aslında kulağa çok güzel geliyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Arkadan Gelenler (#Wattys2015)
FanficBüyük bir sorun vardı. Kim olduğumu ve oraya nasıl geldiğimi bilmiyordum. Bükücülük kitaplarını sevenlere tavsiye ediyorum.
