Koridorda Haymitch ile yürürken Leo'yu bizimle çalışmaya nasıl ikna edeceğimi düşünüyordum. Bir anda Haymitch'in sesiyle irkildim. '' Hey Anita, nereye gidiyorsun?'' Dikkatimi topladığımda Haymitch'in Leo'nun kapısının önünden bana seslendiğini gördüm. Birkaç adım geri gidip yanına ulaştım. Haymitch'in kapıyı birkaç defa vurmasından sonra açıldı. Leo morarmış gözüyle bize bakıyordu. Hoş olmayan bir ses tonuyla konuşmaya başladı. '' Ne var?!'' Haymitch'in öfkelendiğini duyabiliyordum. '' Tahmin et ne oldu Leo, bizimle göreve geliyorsun.'' dedim. Biraz düşündü ve '' Hayır ben almayayim. Ne sana ne de sevgili Sam'ciğine yardım ederim.'' dedi. Bunun üzerine Haymitch harekete geçecekti ama onu durdurdum. '' Bir tahmin daha Leo sana seçme şansı bırakmıyoruz. Oyun bitti. Onlara yardım ettiğini biliyoruz. Ya gelirsin ya gelirsin.'' dedim. O ise oyunu sürdürüyordu '' Şanssız Avatar, sen de sevgilin gibi öleceksin.'' Bu bardağı taşıran son damla oldu. Haymitch harekete geçmeden Leo'nun koluna yapıştım ve basit bir kilit hareketiyle onu duvara sabitledim. Kulağına eğilerek '' Dinle küçük yalancı, birincisi o benim sevgilim değil. İkincisi ya bizimle gelirsin ya da ölecek olan sen olursun. Ha bir şey daha bir daha ben izin verene kadar bana Avatar demeyeceksin.'' Leo hiç kıpırdamadı. Haymitch ise olanları hayranlıkla izliyordu. Leo'nun ayaklarını yerden kesecek kadar onu havaya kaldırdım ve '' Beni anladın mı?'' diye bağırdım. Cevap kısık sesliydi ama istediğim yanıttı. '' Evet.'' Bunun üzerine onu yere bıraktım ve '' Şahane, seni almak için Haymitch gelecek.'' dedim ve yürümeye başladım.
Haymitch beni arkadan takip ediyordu. '' Hey Anita, Leo eğitimlere katılmayacak mı?'' dedi. Durdum ve kendimden emin bir tavırla. '' Hayır, onun bu operasyondaki görevi bize Sam'in yerini göstermek. Ayrıca operasyon saatini ve eğitimlerimizi görürse, bunu düşmanlara söyleyebilir. En iyisi hiçbir şey bilmemesi.'' dedim. Haymitch hayran bakışlarla bana baktı ve '' Peki sana Avatar mı ne dedi. O nedir?'' dedi. O sırada hatırladım Haymitch henüz benim güçlerimi bilmiyordu. Yalan söylediğimi anlamasın diye gözlerine bakmadan '' Şey, sen gelmeden Leo benimle bu keli aracılığıyla dalga geçiyordu.'' dedim. Birkaç dakika koridorda yürüdükten sonra Joe ile buluşacağımız eğitim salonuna geldik. Joe çoktan bazı silahları denemeye başlamıştı. Bizim salona girdiğimizi görünce hızlıca '' Çocuklar General izlemeye gelemeyeceğini söyledi, acil bir toplantısı varmış. Bu arada yetkiyi de Anita'ya bıraktı.'' dedi. Ben de bundan korkuyordum. '' Tamam o halde sırayla hepimizin en zayıf olduğu konudan başlayalım.'' dedim. İlk olarak Joe ile kılıç dövüşerine çalıştık. Ardından Haymitch ile bazı silahlara çalıştık. Aslında düşündüğünden daha iyiydi. Sıra bana geldi. Bunun farkında değildim. Haymitch '' Senin zorlandığın konu nedir?'' diye sordum. Neredeyse ağızımdan '' Aslında henüz hava bükmeyi beceremiyorum.'' sözleri çıkacaktı. Kendime geldim ve kekeleyerek '' Ben.. benim zorlandığım alan yok.'' dedim. Haymitch Joe'ya bir bakış attı ve o dışarı çıktı. Şimdi odada sadece ben haymitch kalmıştık. Gelip yanıma oturdu. '' Hadi ama Anita eksiğini söylemekten utanmamalısın.'' dedi. Ben de biraz sinirlibir ses tonuyla '' Bak Haymitch, kim olduğum hakkında hiçbir fikrin yok. Sana eksiğimi en azından şu anda söyleyemem. Ayrıca bu neden seni bu kadar ilgilendiriyor? Neden bana bu kadar yardım ediyorsun?'' dedim. Haymitch başını yere çevirerek '' Nasıl yani?'' dedi. '' Hadi ama Haymitch beni salak filan mı sandın. Yani Leo'nun gözündeki morluğu sence fark etmedim mi? Bunun nasıl olduğunu da biliyorum ama bunu neden yapıyorsun?'' Ardından asla tahmin edemeyeceğim bir şey söyledi. '' Ben... ben Sam'in ağabeyiyim.'' O an şok olmuştum. Bunu nasıl fark edemediğimi anlayamadım. İşte o an gerçek anlamda Haymitch'in yüzünü incelemeye başladım ve gördüm. Sam ile aynı yüz hatları. Aynı gözler. Aynı sıcak gülüş. Bunun üzerine oturduğum yerden hemen kalktım ve koşarak odadan çıktım.
Koridorlardan koşarak geçtim ve odama girdim. Şu anda Haymitch ile ilgili gerçeği düşünmek istemiyordum. Ama ben fark etmeden kafamda sorular birikmişti. Nasıl olurda Sam bana bir ağabeyi olduğunu söylemezdi? Bunu ben nasıl fark edememiştim? Haymitch bana ilk sefer niye kaba davranmıştı? Soruları kafamdan olabildiğince uzaklaştırdım. Bir süre yatakta yatıp tavana baktıktan sonra aklıma gizemli kitap geldi. Bana sadece o kitap yardımcı olabilirdi. Saate baktım. Kararlaştırdığımız buluşma saatine neredeyse iki saat vardı. Kitabı sakladığım yerden aldım. İçindekiler bölümüne bakarken aklıma taş geldi. Böylece ''Zorlanan elementler'' bölümü yerine '' Yardımcılar'' adlı bölüme baktım. Bu bölümde birçok yardımcıdan bahsediyordu. Büyülü tozlardan büyülü hayvanlara kadar. Hatta ejderhalar bile vardı. Taşları görünce gerçekten heyecanlanmıştım. Okumaya başladım. Bir süre sonra satırlarda '' Taşı dinle!'' diye bir cümle gördüm. Bunu bana Avatar Aang'de söylemişti ama bunu nasıl yapacağımı bilemiyordum. Bir anda aklıma bir fikir geldi. Hemen yere çöktüm ve kitabı önüme bıraktım. Taşıda tişçrtümün içinden çıkardım. Ellerimi yumruk yapıp birbirine kenetledim. Sadece iç benliğime ve Avatarlığa yoğunlaştım. Bir süre orada öyle oturdum ama iç benliğime geçemedim. Fakat daha farklı şeyler oldu. Tam gözlerimi açacakken sesler duymaya başladım. Bu Avatar Aang'ins sesiydi.
Beni mi arıyordun genç Avatar? Evet efendim, sizi arıyordum. Taşın bana nasıl yardım edeceğini öğrenmek istiyorum. Genç Avatar, bu çok kolay fakat bunu kendin keşfetmek zorundasın ama sana bir iki küçük kopya verebilirim. Taş bir şeylere bağlı olarak renk değiştirecek ve senin hava bükmene yardım edecek. İyi şanslar Avatar. Taşı iyi dinlemeyi unutma...
Bir anda gözlerimi açtım. Aklıma bir şey gelmişti. Eğer taş bana yardım edecekse ve bende onu dinleyeceksem... Taşı hemen denemem gerekiyordu. Ayağa kalktım ve masanın üzerinde sürahide duran suya yoğunlaştım. Küçük bir hareketle suyu sürahiden dışarı çıkardım ve aynı anda da taşa baktım ama ne bir renk değişimi ne de bir hareketlenme oldu. Hemen yere oturdum ve düşünmeye devam ettim. O sırada önümde açık bir şekilde duran kitap gözüme takıldı. Satır aralarında silik bir resim vardı sanki. O sayfayı yırtmadan dikkatlice katlamaya başladım. Sonunda kağıt çok garip bir hal almıştı ama istediğim olmuştu. Kağıdın üstünde taşın bir ve benim bir resmim vardı. Bu bana ilk başta biraz ürkütücü geldi ama sonra aklıma bir fikir getirdi. Taşı hemen iki avucuma aldım. Bütün düşüncelerimi ateş bükmeye yoğunlaştırdım ve taş bir anda kırmızıya döndü. Daha doğrusu turuncu ve kırmızıya döndü. Çok güzel gözüküyordu. Ardından taşı boynuma taktım. Elimde bir ateş topu oluşturdum ve taşta bir parlama belirdi. Ardından aynı şekilde su büktüm ve taş maviye döndü ve parıltı çıkardı. İşte başarmıştım. Taşı uyandırabilmiştim. Şimdi tek yapmam gereken taşı nasıl dinleyeceğimi bulmaktı. Ama bu çok zamanımı alabilirdi. Bu nedenle hava bükmeye yoğunlaşmaya karar verdim. Kitapın sayfasını düzelttikten sonra '' Zorlanan elementler'' bölümüne geldim. Okuduklarım çok ilgimi çekmişti. Burada yazdığına göre eğer hava bükmek istiyorsam bu konuda uzman bir bükücü bulmam gerekiyordu. Fakat bu neredeyse imkansızdı çünkü Dünya'daki bir çok bükücü yok edilmişti. Sanırım hala birkaç kişinin bükme gücü vardı ama en genci 80 yaşındaydı. Buna şu anda kafa yoramazdım. Zaten çıkacağımız bu görevde havaya pek de ihtiyacım yok diye düşündüm. Bir süre sonra kapım çalındı. Yerdekileri hemen topladım ve eski yerine sakladım. Kapıyı açınca karşımda Haymitch'i gördüm. Şakacı bir ses tonuyla '' Yoksa göreve gelmiyor musun? Sana ihtiyacımız var.'' dedi. Ben ise şoke olmuştum. İki saat çok çabuk geçmişti. Tamam anlamında başımı salladım. Ardından da '' Sen ve Joe, Leo'yu alın ve kapının önünde beni bekleyin.'' dedim. Haymitch ile konuşmayı fazla uzatmak istemiyordum. Haymitch ise konuşmaya hevesliydi. '' Sorun şu ki Leo gelmek istemediğini söyledi. Onu duvara yapıştırmam bir işe yaramadı.'' Ben de bunun üzerine Haymitch'in beni bir dakika beklemisini söyledim. Bu sürede bende içeride hızlıca kamuflaj kıyafetimi giydim. Soluk yeşil tişört ve kamuflaj pantolonu. Ayrıca ağır botları da unutmamak gerek. Hemen dolaptan bir sırt çantası aldım. İçine bir su matarası, tırmanma takımı ve Avatar kitabını aldım. Çanta düşündüğümden daha hafif olmuştu. Zaten ihtiyacım olanların hepsi buydu. Kapıyı açtım ve beni Sam gbi bekleyen Haymitch ile karşılaştım. Onun yüzüne bakmamaya çalışarak Leo'nun odasına gittik. Leo gelmemeye kararlıydı. Onu ne kadar zorlasak da tehdit etsek de buna rağzı olmadı. Bunun üzerine çok sinirlenmiştim. Haymitch'e beni dışarıda beklemesini söyledim. Bunun üzerine Leo'nun odasından çıktı ve kapıyıda kapadı. Leo'yu hemen duvara yapıştırdım. Bunu beklediği belliydi ama benim yapacağım ve onun beklemediği benim bir sonraki hamlemdi. Elimi hemen yumruk yaptım ve ateş bükerek ateş topu çıkardım. Ardından kızgın bir ses tonuyla '' Bak asker, ya bizimle gelirsin ya da sana öyle bir hatıra bırakırım ki beni bir daha asla unutamazsın.'' dedim. Leo benim Avatar olduğumu bilen sayılı kişilerdendi ve sanırım onu bununla tehdit edeceğim aklına gelmemişti. Hemen evet demedi ama ben ateş topunu onun koluna değdirince fikrini değiştirdi. Kapıdan çıktığımızda Leo önümde yürüyordu. Haymitch de şaşırmış bir şekilde bizi arabanın alacağı yere götürdü.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Arkadan Gelenler (#Wattys2015)
Fiksi PenggemarBüyük bir sorun vardı. Kim olduğumu ve oraya nasıl geldiğimi bilmiyordum. Bükücülük kitaplarını sevenlere tavsiye ediyorum.
