Şarkıyı dinleyerek okuyun insanlıklar daha etkili olacaktır bence. Iyi okumalar ✌️😛 bu bölüm süprizlerde dolu.
Lea'nın sözü biter bitmez içimde bir şeylerin parçalandığını hissettim. Bu kadarı burası için bile fazlaydı. Yavaşça ayağa kalktım. Lea ne yapacağımı anlamadan ben hızlıca koşmaya başladım. Ama onun düşündüğü üzere General Howard'ın kafasını uçurmaya değil, bahçeye çıkıyordum. Lea hemen arkamdan atıldı. Elinde tuttuğu küçük telsizle muhafızlara haber verdi. Tabii ki kurduğu cümle şuydu. " Anita deneyden kaçıyor lütfen yardımcı olun oldu." Ama ben onun asıl amacını biliyordum. Kendime zarar vermemi istemiyordu. İlk kapıdaki nöbetçileri hava bükücülüğümle duvara yapıştırdım. O kadar sinirliydim ki birinin kafası uçabilirdi her an. Bahçeye çıkmak kolay olmuştu ama beni orada da nöbetçiler bekliyordu. Ama daha fazla kendime engel olamadım. Avatar Formu'na girmiştim. Bütün vücudum parlamaya başladı. Özellikle batı üssünden kalan kolundaki yara acımaya başladı. Neler olduğu hakkında şöyle böyle fikrim var. Nöbetçilere özellikle ateş bükücülükle karşılık verdim. Ne de olsa en çok zarar veren oydu. Sonunda yavaş yavaş gözlerim kapanmaya başladı. Kendimden geçiyordum.
Tekrar kendime geldiğimde derin bir nefes aldım. Sanki uzun zamandır oksijeniniz kalmıştım. Kendi odamdaydım. Ve her zaman olduğu gibi neler olduğunu bilmiyordum ama bildiğim bir şey vardı. Bir plan yapmıştım.
Lea yatağın yanında dikiliyordu. Ben uyanır uyanmaz bana sarıldı. "Iyi olmana o kadar çok sevindim ki Anita." Ardından kıkırsayıp konuşmasına devam etti. "Neredeyse bir orduya zarar verdin. Hayatımda dAha önce bu kadar çok eğlenmemiştim." Ben bile gülümsemiştim. Bu insanlar bunları hakkediyorlardı. Yani kısmen. "Peki buraya nasıl geldim. Herhalde kimse beni buraya taşımaya gönüllü olmamıştır." Sesim kendime bile garip gelmişti ama Lea'nın bunu pek umursadığı yoktu. "Hayır kimse seni görmek bile istemedi. Seni buraya kadar Alex taşıdı." dedi. Alex? Alex? Sonunda kimsen bahsettiğimizi anladım. Beni buraya kadar taşımış mıydı? Lea'nın garip bakışları hoşuma gitmemişti. "Neyse sonunda ödeştik." diyebildim. Bu benim için iyi olmuştu. Birilerine borçlu kalmak kendimi iyi hissettirmiyordu. Kapının çalınmasıyla kendime geldim. Gelen General Howard idi. Bir şekilde bana pek kızgınmış gibi gözükmüyordu. " Anita hazırlan bir yürüyüşe çıkıyoruz." Sesi düşündüğümden daha buz gibiydi.
Hava ise on kat daha soğuktu. Sadece sonbahardaydık ama sanki buzullarda kışı yaşıyorduk. Göller bile donmak üzereydi. Ben de öyle... General Howard, birkaç eğitmen ve birkaç askerle birlikte üssün sınırlarının dışına doğru yol alıyorduk. Beni beni bayağı eğlendirmişti. Sonunda gercek dünyaya geri dönmüştüm. Yaklaşık iki aydır çıkmamıştım. Bu modern ve iyi şartlı hapishaneden. Bu ise beni çileden çıkarmaya yeterliydi. Eğitmenlerin arasında beni daha önce eğitmen birkaç eğitmen vardı. Askerler toplam 6 kişilerdi. Aralarından sadece birini tanıyordum. Alex. Bana birkaç kez kaçamak bakışlar atmıştı. Onu yakalamıştım. Oldukça keyifli gözüküyordu. En azından ben öyle zannetmiştim. Ormanın derinliklerine doğru ilerleken son bir yılda hayatımın ne kadar çok değiştiğini düşünmeden edemedim. Ne kadar çok şey gelmişti başıma. Bu düşünceler beni dibe çekti ve aklımın karışmasına sebep oldu. Tam olarak nasıl olduğundan emin değilim. Ama başımın arkasına bir darbe almıştım. Bu darbe beni sinirlendirmişti ve yavaşlatmıştı. Ne yaptığımı düşünmeden bana en yakındaki adama kocaman bir ateş topu fırlattım. Bunu o yapmıştı. Tabii ki General Howard'ın emriyle. Bu kadarı yeterdi. O adamın kafası uçacaktı. Ya da ben rahat etmeyecektim. Ateş topu fırlattığım askeri görenler bir an için tereddüt ettiler ama generalin emriyle bana saldırmadan çekinmediler. Tabii biri hariç. Alex. Orada öylece duruyordu. Ne yapmaya çalıştığı umurumda değildi. Önemli olan işime bulaşmamasıydı. Böylece canını yakmazdım. Diğer askerleri de yenmek düşümdüğümden kolay olmuştu. Onlar henüz koşarken ya ben üstlerine hava dalgası yollayıp onları uçurmuştum ya da kocaman kayaları yüzlerine yemişlerdi. Son olarak eğitmenler, General Howard ve onların arkasında duran Alex'di. En iyi kısmı sona saklamak istiyordum ama kendime o kadar da çok güvenmiyordum içten içe. Ama asla kendime itiraf etmedim. Hemen üç eğitmenlerde kısa bir süre bakıştıktan sonra onlara henüz harekete geçmeden üstlerine saldırdım. Uzaktan savaşıyordum. Yani bükücülüğümü kullanıyordum sadece. Bu adamların neresinden ne çıkacağı belli olmazdı. Birini saadete kastan oluştuğu için uçurmam kolay oldu. Diğer ikisi birbirlerine baktılar ve kaşla göz arasında bir yerlerinden bıçak çıkardılar. Üstüme bıçak atıyorlardı. Bundan sıyrılmak o kadar da kolay olmamıştı. Bıçakların %90'ı arkadaki ağaçlara saplanıyordu. O sırada tabii ki General Howard salak gibi durmuyordu. Kaçmaya çalışıyordu ama o anda olan bir olay bunu engelledi. Alex elindeki silahı onun boğazına dayadı. Generali yere kenetlendi. Ben de zaman kaybetmemeliydim. Bıçak saldırısından arta kalan bıçakları oldukça hızlı bir şekilde aldım. Elimde onları biraz ısıtmak yetmişti. Ondan sonra doğruna eğitmenlerin üstüne fırlattım. Adamlardan birinin bacağını isabetliyebildim. Diğerinin ise tam karnına bir tane sapladım. O sırada ölüp ölmedikleri pek umurumda değildi bu adamlar masum değillerdi. Alex benim için geri çekilmişti. General bacağından vurulmuştu. Bu işime gelirdi. Hemen toprak bükerek onu çukura attım. Etrafını da ateşlerde çevirdim. Bu kadarı bu adama yetmezdi. Sesimin kendimden emin çıkmasına özen gösterdim. " Senin için daha sonra geleceğim. Şu anda burada bekleyebilirsin." General Howard sırıttı. Bu durumda bile gülebiliyordu adi pislik. "Beklemekten çok hoşlanmam." Neredeyse ışık hızıyla elini cebine soktu ve bir bıçağı bana doğru fırlattı. Bıçak tam yaramın üstüne saplandı. Başta sadece canım acımıştı. Bunu pek önemsemedim. Daha kötüsü de olabilirdi. Fakat bir dakika sonra feci bir ağzıyla yere düşünce ne olduğunu anladım. Bu beni daha önce yaraladığı bıçaktı. Özel olan! Bir anda etraf bulanıklaşmaya başladı. Tek hatırladığım Alex'in kafasından bir şey çıkarması ve ardından da ben yer doğru kapaklanırken bana doğru gelmeden önce General Howard'ın olduğu yer silahıyla bir ışın göndermesi oldu.
Sanki hücrelerim parçacıklara ayrılıp tekrar birleşiyordu. Hayatımda bu kadar keskin bir acı daha yaşadığımı hatırlamıyordum. Derimin yüzülmesi veya ateşin içinde yanmak kulağa daha iyi geliyordu. Ama çığlık çığlığa uyandığımda. Sadece bir yatağa bağlı nir şekilde yattığımı gördüm. Ve karşımda da kafası önüne düşmüş. Gizemli bir insan. Kim olduğundan emin olamadım ama eğer Doğu üssünden başka biriyse ölümü yakındır demektir. Benim çığlıklarda uyanmama gizemli kişi de başını kaldırmıştı. O an şok olmuştum. Bu oydu. Iki ya da üç aydan sonra. Bir anda " SAM!" diye bağırdım. Sam de beni gördüğüne memnundu. Hemen kollarımdaki bağları çözdü ve eğilip bana sarıldı. Daha önce bu kadar çok mutlu olduğum bir an daha yoktu. Bir an için göz göze geldik. Aramızda on santimden fazla yoktu. Fısıltıyla konuşuyordu Sam. "Hayatta daha önce hiçbir şey beni daha mutlu etmemişti." İşte o an oldu her ne olduysa. Benden kopan parçalar tekrar birleşti. Sam üstüme kapanmıştı. İçimde daha önce böyle bir sıcaklık asla hissetmemiştim. Sam beni sarmıştı ben de onu. Uzun zamandır yapmak istediğim şeyi yapıp saçlarına elimi daldırmıştım. Bir an için nefessiz kaldım. Sam fark etmiş olacakki geri çekilmişti. Ama daha önce bunların olacağını asla düşünmedim. Yüzünde çocuksu gülümsemesi vardı. Beni öpmüştü. Sam ve ben öpüşmüştük. Hem de dostluk belirtisi olamayan bir şekilde.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Arkadan Gelenler (#Wattys2015)
Fiksyen PeminatBüyük bir sorun vardı. Kim olduğumu ve oraya nasıl geldiğimi bilmiyordum. Bükücülük kitaplarını sevenlere tavsiye ediyorum.
