İpucu

159 11 5
                                        

Koşarak koridorlardan geçtim. Durmadan koşuyordum. Ayrıca başım da hala dönüyordu. Odaların, ofislerin nerede olduğunu da baş dönmesi yüzünden karıştırıyordum. O an hiçbir şeye odaklanamıyordum. Kılıftan çıkardığım ''şey'' hala elimdeydi ve belli bir bölgesi elmas gibi parıldıyordu. Tam zar zor sonuna vardığım koridordan dönecekken karşıma Sam çıktı. Neredeyse ona çarpacaktım. İkimiz de geriye sendelledik  ve aynı anda '' Pardon!'' dedik. Bu biraz ürkütücüydü. Ardından Sam dehşet dolu gözlerime baktı. O sırada ben de elimdekini görmesin diye ellerim arkada onu kılıfına koymaya çalıştım. Fakat geç kaldım. Sam benim gözlerimdeki dehşti kısa zamanda fark etti ve '' Anita, sen iyi misin?'' diye sorduktan hemen sonra '' Elinde ne var?'' dedi. Bunu görmesini istemiyordum. Bu nedenle geçiştirmeye çalıştım ama bir işe yaramadı. Sam bu bir oyunmuş gibi elimdekini almaya çalışıyordu. Ben de hem elimdeki ''şeyi'' almasına engel olmaya çalışıyor hem de elimde olmadan gülüyordum. Ancak Sam elimdekini alınca işler değişti. Bir anda yüzü ciddileşti. Korkutucu bir ses tonuyla '' Bunu nereden buldun?'' diye gürledi. Sesi beni yerimden oynattı. Şimdi karşımda her zaman tanıdığım ve sevgi dolu olan Sam değil, çevresindekiler için endişelenen Sam vardı. Alçak bir ses tonuyla '' Şey...şey ben onu buldum.'' Bana soran gözlerle bakıyordu. '' Onu batı üssünden bir adamla...'' Sam '' Batı üssündeki adam'' lafını duyunca sinirden köpürdü. Elindekini yere fırlattı ve hemen oradan ayrıldı. Tahminimce Keşiş Steve'in yanına gidiyordu.  Cismi yerden alırken elimde biraz inceledim. Harika bir silahtı. Hafife alınılabilecek gibi gözüküyordu ama görünüşü kesinlikle aldatıcıydı. Gücü muazzamdı. Hançerin ucu orak şeklindeydi. Kabzasında desenler vardı ve üstünde yamuk yumuk bir şey oyulmuştu. Biraz yaklaşınca yamuk yumuk oymanın aslında bir isim olduğunu fark ettim. HAYMITCH... Bir anda şok oldum. Demek ki bu sayede ruhu kapalı tutuyorlardı. Bir anda olayın büyüklüğünün farkına vardım. Elimde tuttuğum silah aslında Haymitch'in ruhuydu. Daha fazla oyalanmanın anlamı yoktu. Keşiş'i bulma vakti gelmişti.

Kapının önüne vardığımda nefes nefeseydim. Neredeyse bir solukta koşmuştum kapının önüne. Kapı aralıktı ve içeriden belli belirsiz insan sesleri geliyordu. Minik bir tartışma gibiydi. Kapıyı tıklatıp içeri girdim. Steve ve Sam'in gözleri bir anda bana çevrildi. Steve beni gördüğüne memnun gibiydi. Bir şey söylemesine fırsat vermeden elimdeki hançeri ona verdim. Bir dakika inceledikten sonra bu hançerin ruhu tutan hançer olduğunu anladı. Hemen hançeri Haymitch'in yanına götürdü. Kendisi şu anda mavi, sıvı gibi bir şeyin içinde yatay durumda duruyordu. Keşiş hançeri tam olarak Haymitch'in yanına, sıvının içine koydu. O sırada aklıma geldi. Bu sıvı ben '' Ruhlar Dünyası'' ndayken durduğum svıydı. Steve'e dönüp '' Bu sıvının adı nedir?'' diye sordum. Steve '' Spiritus aquae, yani Latince'de Ruh Suyu.'' diye cevapladı ve konuşmayı sürdürdü. '' Bakın fazla zamanımız yok. Ruh suyu çok fazla idare edemez. Bu nedenle Avatar Anita hemen yola çıkmalı.'' '' Bir dakika, ruh suyu beni bir hafta idare etmişti.'' dedim. Keşiş Steve ise hışımla bana döndü ve '' Elbette sen Avatar'sın. Ruh Suyu senin derbeni iyileştirmek ve aramıza geri dönmeni hızlandırmak içindi. Ayrıca Haymitch ruhundan uzun süre ayrı kalırsa...'' Biraz durakladı ama sonra konuşmaya devam etti. '' Önüne geçmesi mümkün olmayan zararlar alabilir.'' dedi. Bunu duyan Sam '' Ben de bu yolculuğa geliyorum.'' dedi. Ben ise ona bir bakış attım ve Keşiş'e döndüm. '' Keşiş Steve, şu anda Ruhlar Dünyası'na geçemem, bir eğitimim hala yarım. Biraz bekleyebilir mi?'' diye sordum. Keşiş Steve biraz düşündü ve kaygılı bir ses tonuyla cevap verdi. '' Belki...  onu oyalayabilirim ama yarın en geç sabah altıda burada göreve hazır bulunman gerekiyor. Ayrıca eğer Sam gelmek istiyorsa onun ruhuna dokunmanın bir yolunu bulmalısın.''  Bunu duyduktan sonra biraz önce odadan çıkan Sam'e yöneldim. Keşiş arkamdan seslendi '' Unutma, sabah altı...''

Sam'in önüne geçtim. '' Sam gerçekten gelmek istiyor musun Çünkü biliyorsun hala biraz yaralısın ve bu biraz tehlikeli olabilir.'' dedim. Sam bir anda hiç düşünmeden konuşmaya başladı. '' Elbette geleceğim, hem kendin söyledin bu biraz tehlikeli olabilir diye hem tehlikeyi severim, hem de birileri sana göz kulak olmalı. Ayrıca sen yaraları dert etme. Fakat bir sorum var bu ruhuma dokunma işi nasıl olacak?'' '' Endişelenme, ben halledeceğim. Sen sadece yarın saat sabah beş buçuk civarı benim odamda ol, oradan gideriz.'' dedim ve biraz duraksadıktan sonra '' İyisin değil mi, yaraların nasıl?'' diye ekledim. Sam içten bir sesle '' En büyüğü seni görünce kapandı. Bana senin öldüğünü söylediler. Ben de saf saf inandım ve o andan sonra direnmeyi bıraktım.'' dedi. Bu sözler yanağımın kızarmasına sebep oldu. Sam görmesin diye önüme bakmaya başladım. Ardından '' Seni özledik.'' deyip koluna minik bir yumruk indirdim. Sam de ben de gülmeye başladık. Kısa bir süre sonra benim kapımın önüne vardık. Sam'e gülümsedikten sonra kapıyı açtım. Yerde hala kağıtlar duruyordu. Sam ise eskisi gibi kapının kenarına yaslanmıştı. '' O öğle yemeğinde buluşuruz. Ben şimdi olanları General'e anlatmaya gidiyorum.'' dedi. Ben de başımı sallayarak onayladım ve ardından Sam gitti. Hemen kapıyı kapatım çalışmaya başladım. Kolyemi tişörtümün içinden çıkardım ve kitabı elime aldım. Ama bana yardım edecek tek şey Avatar Aang ile konuşmaktı. Çünkü ne kitapta ne de kolyede bana yardım edecek şeyi görebilmiştim. Bağdaş kurup ellerimi yumruk yaptım.  Ellerimi birbirine kenetledim ve sadece Avatar'lığa odaklandım.

Gözlerimi açmamla kendimi bir ormanın ortasında bulmam bir oldu. Her şey biraz bulanık gözüküyordu.  Ayağa kalkıp etrafı keşfe çıktım. Birkaç adım atmıştım ki birden karşımda Avatar Aang belirdi. '' Merhaba genç Avatar sanırım bana ihtiyacın var.'' dedi. '' Evet, efendim. Ben... ben arkadaşımı kurtarmaya Ruhlar Dünyası'na gitmem gerekiyor ama sorun şu ki ben korkuyorum.'' deyiverdim birden. Avatar Aang biraz ileri geri yürüdükten sonra konuşmaya başladı. '' Bak genç Avatar, hayatta her şeye hazır olmalıyız birden gelişen saldırılara hazırlıklı olmak gerekir. Gayet güçlüsün de...'' Avatar Aang konuşmaya niyetliydi ama benim yüzüm bir anda kızardı ve sesim çok garip çıkmaya başladı. Avatar Aang yanıme geldi ve '' Seni çok iyi anlıyorum. Ben de Ateş Ulusu'nun Kralı'nı yenmeye çalışırken senin gibiydim. Hatta bazı zamanlar arkadaşlarımın yardımını istemedim. Bu sorumluluğun sadece bana ait olduğunu biliyordum bu nedenle onları olayın dışında tutmaya çalıştım ve bu uğurda onların kalplerini kırdım. Neyse ki onlar da beni anlıyorlardı. Ben de sonunda başardım ve eminim sen de başaracaksın. Hatta ben de sana arkadaşının ruhunu nerede bulacağını söyleyebilirim.'' dedi. Bunun üzerine Avatar Aang bir kütüğün üstüne oturdu. Beni de yanına çağırdı. Anlatmaya başladı. Doğrusu anlattıkları çok ilgi çekiciydi. Anlattıkları doğrultusunda eğer Haymitch'in ruhunu bulmak istiyorsak ruh uçurumuna gitmeliymişiz. Tabii bunun için ormandan geçmemiz gerekiyordu. Orman ise... Bu konu soru işaretliydi çünkü bizim ormandan kolaycana geçebilmemiz için ormanın bizi sevmesi, bize karşı iyi olması gerekiyordu. Bu da ruhumuzun temizliğiyle ilgiliydi. Bu bilgiler gerçekten hayati önem taşıyorlardı. Avatar Aang'e teşekkür ettim. O da bir anda ortadan kayboldu. Fakat ben hala oradaydım. Yani benliğimden çıkamadım. Önümde hala uçsuz buçaksız orman vardı. Bir anda bir ayna kırılması sesi geldi ve etraf karardı. Şimdi boşlukta duruyordum. Kalbim delicesine atıyordu. Bunun ne olduğunu düşünebiliyordum sadece. Bir anda karşımda uzun boylu, esmer adam belirdi. Ve elinde... Yine o bıçak vardı. Benim çok uzağımda değildi. Bir iki adım atıp konuşmaya başladı. '' Yine karşılaştık Anita, beni herhalde unutmadın değil mi?'' Birden içgüdüsel olarak elim onun birkaç saat önce kestiği yere gitti. Adam şimdi pis pis gülüyordu. Hızla elindeki bıçağı aynı kolumdaki damarlarımdan birine batırdı ve çıkardı. Ben daha ne olduğunu anlayamadan her yer kan olmaya başladı. Birden yere düştüm. Dizlerimin üstünde savunmasız bir halde duruyordum. Başım dönüyordu ama vücudumun hiçbir yerini kımıldatamıyordum. Adamın gülüşü kahkahaya dönüştü. Ben dizlerimin üstünde dururken adam karnıma doğru bir tekme attı. Şimdi sırt üstü yerde yatıyordum. Adam bana yaklaştı ve bıçağı tam kafamın yanına fırlattı. Bir anda her şey bitti.

Biri beni delicesine sarsıyordu. Gözlerimi zorla araladım. Yanı başımda yere çömelmiş Sam duruyordu. O an ne söylediğini algılayamıyordum fakat yüz ifadesiden yola çıkacak olursam beni gördüğüne memnun gibiydi. Ancak hala bir şeyler söyleyip kolumu gösteriyordu. O sırada anladım. Kolum delicesine kanıyordu. Sam hemen tuvalete koştu ve kalın beyaz bir havlu getirdi. Birazını kolay bir el hareketiyle hızlıca yırttı. Ardından bileğimdeki yaranın üstüne sardı. Artık söylenenleri duyabiliyordum. Sam bana doğru eğilerek '' Nihayet iyisin. Benimle kalman iyi oldu. Başkalarının daha kaybedemezdim.'' dedi. Ardından kolumu gösterek '' Bunu batı üssündeki adam mı yaptı?'' diye sordu. Sinirlenmesini istemiyordum bu nedenle '' Evet ama inan bana çok önemli değil.'' dedim. Bir süre sessiz kaldık. Ben o sırada hem Sam'in bana söylediklerini düşünüyordum hem de beni nasıl bulduğunu... '' Sam başımın dertte olduğunu nereden anladın?'' diye sordum. Bana kendinden emin bir bakış attıktan sonra '' Çünkü benim muhteşem içgücülerim var.'' dedi ve ikimizde gülmeye başladık. Ardından da ekledi. '' Ayrıca seni uzun bir süredir tanıyorum ve bir yere geç kalmayacağını anladım. Bir de sorum var, bu dağınık kağıtlar da neyin nesi?'' Yeri işaret ediyordu. Ben de hemen '' Hiçbir şey, hadi yemeğe gidelim. Çok acıktım!'' diye Sam'i odadan itekledim.

Arkadan Gelenler (#Wattys2015)Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin