Tam olarak 1.900 okuyucu!!! Herkese çok teşekkürler...
Gözlerimi yıldızlardan nihayet ayırdığımda etrafıma bakındım ve tam önümde ayakta duran ve bana bakmakta olan Avatar Aang'i gördüm. Daha önce hiç bu kadar mutlu olduğumu hatırlamıyordum.Bu benim için bir umudun başlangıcıydı. '' Merhaba genç Avatar, bana ihtiyacın olduğunu hissettim.'' dedi. Ben de '' Evet, efendim. Hisleriniz çok doğru.'' dedim. Avatar Aang uyku tulumunun kenarına oturdu. Ben de yatay durumumdan oturma konumuna geçtim. '' Bana lütfen Aang diye hitap et.'' dedi. Ardından da '' Bana neden ihtiyacın oldu. Gördüğüm kadarıyla şu ana kadar çok iyi idare etmişsin.'' diye ekledi. Aynı zamanda da kafasıyla Sam'i göstererek. '' Teşekkür ederim fakat çok ciddi olduğunu düşündüğüm bir konuda çok yardıma ihtiyacım var... Aang.'' dedim. Beni biraz daha dikkatle dinlemeye başladı. Ben de konuşmamı sürdürdüm. ''Şey... Ben ve arkadaşım Sam bir şekilde yaralandık ve iyileşmemiz için su bükücülüğümü kullanabileceğimi öğrendim. Fakat işin aslı bu iş sadece su bükmekle olmuyor. En azından ben beceremedim. Lütfen bana öğretebilir misiniz? En azından yardımcı olacak bir şey yapabilir misiniz?'' Avatar Aang kafasını kaldırdı ve uzaklara baktı. Gözlerinde garip bir hüzün vardı. Tam ne olduğunu soracakken Avatar Aang derin bir nefes aldı ve sesli bir şekilde aldığı nefesi verdi. Ardından da konuşmaya başladı. '' Yani sana şifayı öğretip öğretemeyeceğimi soruyorsun?'' Ben de kafamı salladım. '' Bunu sana benden çok daha iyi öğetecek biri var. Katara...'' Bir anlığına durdu. Uzaklara bakmaya devam etti. '' Fakat o burada olmadığına göre bunu sana ben de öğretebilirim.'' Katara'nın kim olduğunu cidden merak ediyordum ama anlaşılan bu konu Avatar Aang'e hüzün veriyordu. Ben de sessiz kalmayı tercih ettim. Avatar Aang ayağa kalktı ve '' Genç Avatar, bu şifa verme işi göründüğünden daha karmaşıktır. Sana karşı dürüt olacağım. Bu işin üstesinden sadece suyla gelebilirsin ama bunun için bir su bükücü olman gerek, yani kabilenin su kabilesi olması gerek.'' dedi. Derin bir nefes aldıktan sonra konuşmaya devam etti. ''Bu arada senin kabilen neydi?'' Ben de '' Ateş Ulusu.'' dedim. Avatar Aang bir an dehşetle irkildi ve dengesini kaybetti. Tam düşerken onu kolundan yakaladım ve tulumun üstüne oturttum. '' İyi misiniz?'' diye sordum. '' Evet genç Avatar. Seni endişelendirdim ama bir gece de bu kadar şok bana çok geldi. Bir anda eski günleri hatırladım da istersen bir gün sana da anlatırım.'' dedi. ''Bundan onur duyarım.'' dedim. Bunun üzerine Avatar Aang şifacılığa geri döndü. ''Şimdi ilk olarak bu işi sadece su ile yaparsan yaralar tamamen kapanmaz ama sadece kanaması durur. Tabii ki bu da çok iyi bir başlangıç. Fakat daha iyisi için çok daha güçlü bir şeye ihtiyacın var. Spirit Water (Ruh Suyu)... Bu çok güçlüdür. Birisi beni böyle hayata döndürmüştü. Bu sıvı sayesinde sen de aynısını yapabilirsin ama zamanla. Bu konuda ustalaşman gerek.'' ''Bir dakika peki bu sıvıyı nereden bulacağım?'' dedim. Bana baktı ve '' Anita, etrafına bak. Ruhlar Dünyası'ndasın ve nereye gidiyorsun?'' dedi. Biraz düşündüm ve ağzımdan '' Orman, ormanın önündeki göl?'' sözcükleri döküldü. Avatar Aang zafer kazanmış gibi kafasını salladı. '' İyi ama bu sıvıyla Sam'i nasıl iyileştireceğim?'' diye sordum. Avatar Aang ciddi bir sesle '' Bunu sana ancak kendin gösterebilirsin. Şimdi gitmem gerekiyor. Yolun açık olsun Avatar Anita.'' dedi. '' Teşekkür ederim Aang.'' dedim ve bunun üstüne ortadan kayboldu. Uyku tulumunun üstüne uzandım ve yıldızlara bakarak düşüncelerimle uykuya daldım. Tahminimce uykuya dalalı üç dört saat olmuştu ki sabahın ilk ışıklarıyla uyandım. Gün bizi bekliyordu. İlk olarak Sam'i iyileştirmem gerekiyordu. Uyku tulumunun içinde döndüm ve Sam'in uyuduğu yöne doğru bir bakış attım. Ama kendisi orada yoktu. Birkaç dakika bekledim. Belki de sadece gerekli olan ihtiyacını gideriyordu. Sonunda böyle bir şey olmayacağına kanaat getirdim ve ayağa kalktım. Sam'in tulumunun yanına gittim. Garip bir şekilde tulumun etrafında bazı izler vardı. Tam olarak ne olduğunu bilemiyordum. Yavaş yavaş izleri takip etmeye başladım. Sonunda patika gibi bir yere gelmiştim. Patika tam olarak da ormanın önüne yani kayalıktan aşağıya iniyordu. Bu izler her neyse içimden Sam ile bir alakası olmamasını diliyordum. Patikada biraz ilerlemiştim ki yerde yapış yapış bir şey ayakkabıma yapıştı. Eğildim ve daha yakından baktım. Elimi değdirdim ve kırmızı renkte olduğunu gördüm. Yoksa bu.. Kan... Artık patikadan daha hızlı inmeye başlamıştım. Bu şüphesiz Sam'in kanıydı ya da burada bizden başka insanlar da vardı ama bu imkansızdı. Biraz daha aşağıya inince nehri gördüm. Daha önce gördüğüm hiçbir nehre benzemiyordu. Çok berraktı ve rengi yeşile çalıyordu. Gözlerimle nehirin kenarlarını taramaya başladım ve biraz ötede bir harek gördüm. Pek belli değildi ama birkaç figür vardı. Sam'i kurtarmak önceliğimdi ama orada ne olduğunu da bilmeliydim. Hızımı daha da arttırdım ve birkaç dakika içinde aşağıya varmıştım. Daha yaklaştıkça figürlerden üçünün Gölge Ruhları olduğunu gördüm ama diğer figür hala net değildi. Nehirin yakınındaki çalılıkların arkasına saklanarak daha da yaklaştım. Diğer figür... Sam'di. Ve pek iç açıçı değildi. Yerde yatıyordu ve benim suyla onarmaya çalıştığım yaraları kanıyordu. Üstüne üstlük kafasında da büyük bir yarık vardı. Anlaşılan onu patikada taşırken pek özenli davranmamışlardı. Bu görüntüye daha fazla katlanamazdım. Gölge Ruhları Sam'i arkalarına almışlardı ve kendileri bir şeyler yapıyorlardı. Hemen öne atıldım. Beni ilk fark eden ruh garip bir ses çıkarmaya başladı. Bunun üzerine elimi çabuk tutmam gerektiğini anladım. Hemen bana doğru atılan bir gölge ruhuna kaya parçası fırlattım. Birkaç metre geriye düştü. Bunu gören diğer iki ruh sanki arkadaşlarının öcünü almak ister gibi aynı anda üstüme atıldı. Biri ayaklarımı tutuyordu. Diğeri ise kafamın üstündeydi. Ayaklarımı tutmaya çalışana ellerimle cevap verdim ve tam önüne bir ateş topu yolladım. Kafamdaki ise saçlarımı çekiştirip bana vurmaya başlamıştı. Kafamı sallamamla aşağıya düşmesi bir oldu. Anlaşılan bu ruh pk dayanıklı değildi. Kayanın altından kurtulan ve önüne ateş topu attığım ruh yanyana geldiler ve ağızlarını açıp bana döndüler. Ne yapacaklarını merak ediyordum ama savaşmaya da hazır bekliyordum. Bir anda ikisi de ağızından sırayla yeşil bir sıvı fırlatmaya başladılar. Sıvının ne olduğunu bilmiyordum ama ondan kaçmaya devam ediyordum çünkü sıvı yanlışlıkla bir ağaca gelmişti ve ağaçtan birkaç saniye içinde dumanlar çıkmaya başlamıştı. Onları yormaya başlamıştım. Bunu hissedebiliyordum. Birden daha zayıf olan ruh diğer iki ruha Sam'i işaret etti ve iki ruhtan biri Sam'in eline doğru yeşil sıvıdan fırlattı. O sırada doğrulmaya çalışan Sam acıyla haykırdı ve elini geri çekti. Bunu görmek bana yetmişti. Müthiş öfkeliydim. Ayağımı yere vurdum ve ruhların hemen diplerinde çukur açtım. Üçü birden içine düştü. Bunun üzerine çukurun hemen yanına gittim ve bana saldırmaya çalışan ruhlara aldırış etmeden çukura elimle ateşler yağdırmaya başladım. Bunun üzerine ruhlardan garip sesler çıkmaya başlamıştı. Birkaç saniye sonra da çukurun üstünde üç kara bulut belirdi ve belli bir yöne doğru gitmeye başladılar.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Arkadan Gelenler (#Wattys2015)
FanfictionBüyük bir sorun vardı. Kim olduğumu ve oraya nasıl geldiğimi bilmiyordum. Bükücülük kitaplarını sevenlere tavsiye ediyorum.
