"Salih Bey, iletişime geçmişler." dedi.
Dondum. Salih Bey?
"Blake canım yanıyor bırak beni." diye çırpıdım.
Beni duymazdan geliyordu.
"Önce telefonda konuştuklarını duydum, şimdide hazırlanmış onun yanına gidiyor." dedi. Artık çırpınışlarımın bileklerimi daha çok zedeleyeceğini anladığımdan sakince durup olayı çözmeyi bekledim.
Karşı tarafın konuşmasını bekledi.
"Tamam ama araç yok, taksiye binersek riskli olabilir." diye devam etti Blake.
"Tamam bekliyorum." dedi ve telefonu kapattı.
"Blake neler oluyor?" diye şaşkınlıkla sordum.
"Kapa çeneni ve yürü." diyip kapıya doğru yönlendirdi.
"Bir yere gitmiyorum." dediğim an boştaki eliyle açık bıraktığım saçlarımı eline doladı ve yön vermeye devam etti. Canım o kadar yanıyordu ki direnemedim.
Apartmanın önündeki bahçede bekliyorduk öyle bir halde.
"Sesini çıkartırsan öldürürüm seni." diye kulağıma bir tehtit fısıldadı.
Sessizce bekledik. Neyi bekliyoruz diyecektim ki siyah lüks bir araç geldi.
Blake hemen arka kapıyı açıp beni itti ve oda yanıma bindi.
Araç hiç duraksamadan yol almaya başladı.
"Blake yeter artık. Ne bu saçmalık? Ben senin sevgilim neler dönüyor burda?"
"Kes sesini. Sen benim sevgilim felan değilsin. Gidince anlarsın." dedi.
Önde aracı kullanan adam bir silah uzattı Blake'e, gözünü yoldan ayırmadan. Bu iyice susmamı ve sinmemi sağlıyordu.
Kısa ve hızlı bir yolculuğun ardından büyük bir villanın önüne geldik. Araç alttan açılan bir park yerinden içeri girdi. Hava iyice karamıştı.
İçerizi izbe bir yerdi. Çok devasa büyüklükte değilde ama büyüktü. Salih Bey bir sandalyenin başında bekliyordu. Karanlık yeri sarı kötü hissettiren bir ışık aydınlatıyordu.
Araçtan inerken Blake yine aynı şekilde tuttu bileklerimi. Bu çok canımı yakıyordu.
Salih Bey'in yanına kadar getirdi. Rahat durmuyor bileklerimi kurtarmaya çalışıyordum.
Salih Bey başıyla arkamızda duran sandalyeyi gösterdi.
"Salih Bey ne oluyor?" diye sorunca Blake "Ben sana sesini çıkartma demedim mi?" diye kulağıma fısıldadı.
Sandayeye oturttu. Birkaç kez kalkma girişiminde bulunduysamda engelledi. Ellerimi arkadan zımbalarcasına bağladı.
İşi bittiğinde geri çekildi. Salih Bey'in yanına gitti.
"Yatak odasında telefonu çaldı, açtı konuşmaya başladı, Kaan dedi, buluşmak için zaman ayarladılar kapattılar. Sonra hazırlanıp bir arkadaşla görüşmeye gidiyorum diyince bende sizi aramak zorunda kaldım." diye kısaca özetledi durumu.
"Kaan demek..." diye mırıldanıp yanıma yaklaştı Salih Bey.
Sert bir tokat atıp "Daha fazla torunumun hayatını mahfetmene izin vermicem!" diye bağırdı.
Kim? Kaan'ın dedesi mi? O imkansız.
"Ne?" diye ciyakladım, tokatında verdiği acıyla. Eminim yanağımda beş parmağın izi kalmıştır.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ZORBA
Novela JuvenilEğer sol tarafımda atan şeye engel olabilseydim, senden uzak dururdum.
