***
Benim yaklaşık üç haftadır bir sevgilim vardı. Bir erkeğin sevgisine ve şefkatine tanık oluyordum. Hayatımda hiç tatmamıştım. Bir abim veya kardeşim yoktu ailemin tek çocuğuydum ve üstüme fazla titreniyordu. Babamla bir defa sarılmamıştım aramazda Titanic'in çarptığı buz dağları vardı.
Ömer'le her pazar buluşuyorduk. Okulu bırakma ve şirkette çalışma kararı almıştı. Sadece pazar günleri ve hafta içide yediden sonra müsait olabiliyordu. Tabiki akşam yediden sonra ben kim dışarı çıkıp sevgilime gitmek kim?
Babası kendi şirketleri dâhi olsa çok çalışması gerektiğini söylemişti. Bu yüzden Ömer'i iyi terletiyordu. Üniversiteyi bıraktığına pişman etmeye çalışıyoru kısaca.
Annem telefonun sürekli elimde olmasından ve her pazar çıkmamdan çok rahatsız oluyordu. Aramız eskisine göre o kadar kötüleşmişti ki... Yüzüme bakmıyor emir yağdırıyordu üstüme. Anlamıştı kadın sanırım üzerime gelirse daha da hırçınlaşmamdan korktuğu için bir şey demiyor, diyemiyordu.
Ömer'e aşık mıydım? Ben daha önce aşık olmadım ki bilmiyorum... Hani karnımızda kelebekler uçacaktı? Hani damarlarımızda ördekler yüzecekti? Aşık olan herkes böyle diyordu. Bana neden olmadı ki?
Birazdan yine evden çıkıp Ömer'in yanına gidecektim. Dolabın başına geçtim. Spor giyinmek geldi içimden bugün. Odamda berbat dağınık şuan laf aramızda. Sınav haftam başlayacağı için bir yandan Ömer'le mesajlaşıp bir yandan ders çalıştığımdan dalgınlık diz boyu. Buzluktan kitap defter çıksa şaşırmayacaktı kimse.
Neyse açtım dolabımı. Koyu renk dar kotumu, üzerime tam oturan ince çizgileri olan kırmızı beyaz gömleğimi giydim. Artık kasım ayındaydık ve dışarısı ciddi anlamda soğumaya başlamıştı. Üzerimi değişip çıkarttıklarımı dolaba 'teptikten' -ciddi anlamda atmıştım- sonra siyah mor maskılı sevimli çoraplarımı giydim ve kalçamı hafif örten lacivert montumu geçirdim üzerime. Hava yağmurlu olduğundan siyah botlarımıda giyip "Anne Melike'yle takılcak biraz!" diye bağırdım kapıdan.
Söylenmeye başlamıştı bile "Her pazar her pazar ya Melike ya Rabia nereye gidiyorsun sen? Senin saçını başını yolarım!" diye bağırdı. Kapıyı kapatıp kaçtım. Ah! Delirdi yine.
Yakamoz'a gidecektik hava çok soğuktu dışarı çıkmayacak kafede oturacaktık.
Merdivenlerden indim. Dün yağmur yağdığından sokak ıslak ve ıssızdı. Telefonum titredi ben yürürken. Dar kotun cebinden zar zor çıkardım.
Ömer 'Kafedeyim aşkım.' yazmıştı. Aa! Ben size söylemedim değil mi? Biz bu üç haftalık sürede sevgili olmuştuk. Nasıl olduğumuzu sormayın bende anlamadım bir oldu bittiye getirdi Ömer.
'Yoldayım.' yazdım. Aşkımlara, hayatımlara başlamıştık. Hiç hoşlanmazdım böyle şeylerden ama beni seven adam bunları söyleyince insan bir hoş oluyordu tabi.
Yakamoz'un girişine geldim. Yine gölün yanındaki ince yokuş beni bekliyordu. Dün yağan yağmur ne güzel sinmişti ağaçlara. Muhteşem görünüyordu.
Kafeden içeri girdim. Ömer her zamanki yerinde oturuyordu. Kafede çalan ince müziği dinlediğine eminim. Yanına gittim beni görünce ayağa kalkıp gülümsedi. Sarıldı bende onun boynuna doladım ellerimi. Hımm.. Parfümünü değiştirmiş. Çokta güzel beğendim. Dudaklarını yanaklarıma bastırdı ve oturdu. Bende montumu çıkartıp yanına oturdum. Bu dört veye beşinci buluşmamızdı hemde sevgili olarak ama ben hâla mesafeli oturuyordum.
Bu sefer o benim yanıma yaklaştı. Gözlerimin içine bakıp konuşmamı bekliyordu. Diyecek bir şey bulamayıp
"Parfümünde değişmiş." dedim sırıtarak. Farkettiğime memnun olmuş gözüküyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ZORBA
Ficção AdolescenteEğer sol tarafımda atan şeye engel olabilseydim, senden uzak dururdum.
