Rüzgâr Kadar Hızlı...
Karşısındaki çocuğun her hali ona altı harfli karanlık şeyi hatırlatmıştı. Gülüşü, parıldayan beyaz teni, kıyafetleri ve donuk mavi bakışları ile sanki onun için doğmuş gibi gözüküyordu. Kötülüklerin, karanlığın ve ateşin hükümdarı ona... Onlara babalık ediyordu. 'Şeytanın oğulları' diye düşündü siyah saçlı çocuk
Elindeki silahtan dolu bir kurşun çıkardığında, havaya fırlayan kurşun yakalayıp iki parmağının arasında tutup karşısındaki şeytani ruha sahip olan çocuğa gösterdi. "Gördüğün mermiyi havaya atacağım... Yer ile temasa geçtiği anda aramızdaki bu uzamış savaşı sonlandıracağız" dediğinde Kavin'ın buz gibi donuk bakışları parıldadı.
Parmaklarının arasında tuttuğu mermiyi umursamazca havaya attığında ikisi de yoğun gürültü, tezahürat ve Paul'un sabırsız sesinin arasında yaşadıkları sessizlik, gerilim filmlerindeki ağır çekim sahnelerine benziyordu. Dikkatle dinledikleri gelecek olan o ufak çarpma sesinin heyecanıyla yanarken, havada hızlıca süzülerek inen kurşunun çıkardığı sessiz denilecek kadar az 'Tık' sesiyle siyah saçlı çocuk ilk atışını yaptı. Attığı ilk atışla beraber ortalıklardan rüzgâr gibi yok olan Kavin, yoğun sisin içinde savaştığı çocuğun arkasına geçip bekledi. Kendisini hisseden çocuk etrafa rast gele ateş etmeye başladığında bir kurşun Kavin'ın güçlü kollarından birisine saplandı.
Ateş eden çocuğun etrafında koşmaya devam eden Kavin, kanayan kolunu umursamadan ufak bir boşluk aradı. Mermisi bitip silahı yere atan çocuk etrafında rüzgâr kadar hızla hareket eden mavi gözlü şeytanın yapacağı saldırıyı beklemeye başladığında, derin bir nefes alıp bacağında taşıdığı büyük bıçağı sıkıca kavrayıp, deri kılıfından çıkardı.
Eline aldığı askeri bıçağı gören Kavin, etrafında koşmayı bırakıp karşısına geçti. Hızlı hareketleriyle ilk defa karşısına bu kadar güçlü birisinin çıkmasının heyecanıyla savaşıyordu. Elinde tuttuğu ince yapılı kılıcı sıkıca kavrayıp, ona doğru atılan askeri yeşil bıçağı tuttuğu kılıç ile savuşturduktan hemen sonra sessizce fısıldadı. "Son"
Elindeki ince yapılı kılıcı karşısında duran kahverengi gözlü, güçlü çocuğun göğsüne sapladığında acı bir çığlık sis'in içinden dağılarak gökyüzüne uzandı. Kavin hızlıca kılıcını çekip çıkardığında, karşısında ağzından kan akan çocuk bir çığlık daha attı. Ayakta zor duran çocuk sendeleyerek adım atarken, Kavin acımasızca bir tekme atıp zaferini ayaklar altına aldığında sis tamamen dağılmış arkasından ona doğru koşan ikizinin endişe dolu gözlerini gördü.
Seyirciler gladyatör savaşı izlemiş gibi arenanın her tarafından coşkuyla bağırıp, ıslık çalarken, Paul kardeşinin yanına gelip elini omzuna koydu. Mavi gözler bir biriyle buluştuğunda, Paul hemen yanında yorgun görünen çocuğun kulağına fısıldadı. "Biraz fazla ileri gitmişe benziyorsun" dediğinde Kavin itiraz eder gibi başını iki yana sallayıp, güldü.
"Kazanan şeytan ikizler" diye bağırdı hakem
Tüm arena seyirciler ve hakemin anonsu sayesinde yankılanırken yorgun bedenleriyle bir birlerinden destek alarak soyunma odasına doğru yürüyen ikizler, soyunma odasına giden kapıda usta Lan ve biricik annesinin el salladığını gördükler. Gözlerindeki sevinç ve gururu fark ettiklerinde birbirlerine bakıp adımlarını hızlandırdılar.
"Tebrik ederim" diye cırladı Lily
"Tebrik ederim çocuklar" dedi usta Lan sakin tavrıyla sanki kazanacaklarını önceden biliyor gibi duruyordu.
"Teşekkür ederiz" dedi Paul karşısında duran beyaz elbiseli, kahverengi saçlı, beyaz tenli kadın ile siyahlar içinde ellerini göğsünde birleştirmiş sert, kaslı adama teker teker sarılıp tüm sevincini saf gülüşüyle taçlandırıyordu. "Paul bu sadece deneme maçıydı. Bu kadar ışık saçmaktan vazgeç" dedi Kavin yorgun ve yaralı vücudu ile zar zor ayakta duruyordu.
"Artık eve gidelim" dedi Lily sevinç saçan gülüşüyle omuzlarına düşen dalgalı saçlarını arkaya atıp, "Size tatlı yapmıştım. Eve gidip bu günü kutlayalım"
Ψ
Eve geldiklerinde hızlıca hazırlanan ikizler, her gün yaptıklarını yapıp okuldan sonra savaş eğitimi veren ustalarının evine gitmek için hazırlanan Kavin ve Paul sakince odalarından çıkıp, merdivenlerden indi. Ahşap merdiven basamakları her zamanki gibi hafif gıcırtısıyla evin içine dağılırken, Kavin belinde kılıfının içinde duran kılıcının sapından tutup sıkıca kavradı.
"Ne yaptığını sanıyorsun" dedi Paul kardeşinin silahını sıkıca kavradığını görünce dış kapının kolunu kavrayıp yavaşça açtı. Dışarı çıktıklarında kılıcını sıkıca kavramaktan vazgeçen Kavin, derin bir nefes alıp kasabanın dışındaki Haystone Villasına eğitim aldıkları yere doğru yürümeye başladılar. Dokuz yaşından bu yana her gün okuldan sonra eve uğramadan savaş ustasının üç katlı görkemli evine gidip geceye kadar eğitim alır ve en son binadan onlar ayrılırdı.
Aile dostu olan usta Lan ikizlere eğitim verirken bir anlaşma yaptı. Eğitim salonlarını temizleyecek ve ortalığı toparlayacakları için eğitim ücreti almayıp bedava eğitim verecekti. Usta Lan ikizlerin babası Max'ın eski bir arkadaşı olduğundan yıllar önce çocukları olduğunda onlara kendi alanlarında eğitim verip, en iyileri olmalarını sağlayacaktı.
İkizler birbirinden farklı olarak büyümeye başladığında usta Lan elindeki bu değişik karakterleri farklı eğitimlere sokmaya başlamıştı. Kavin gün geçtikçe atletik yapısıyla yakın dövüş ve kılıç eğitimi alırken, Paul kendi isteği üzerine tuzak ve zehir üzerinde çalışıp bir Ninja gibi keskin şeyler fırlatarak uzak dövüş eğitimi almaya başladı. Gün geçtikçe çocuklar güçlenmeye devam ederken Lan babalarına verdiği sözünü tutmanın gururunu yaşıyordu.
Üç katlı evin kapılarını açtığında, ikizler tahta kapıyı sonuna kadar açıp tozlanmış havayı açtıkları cam ve kapılarla temiz havaya yol açıyordu. Eğitim saatinin birkaç saat önce geldiklerini fark eden ikizler hızlıca ortalığı toparlamaya başladılar. Kunailer, shirukenler, kılıçlar, mızraklar ve birçok değişik silahı yerden yavaşça kaldırıp yerlerine koyduklarında ilk işlerini bitirmişlerdi. Paul yerdeki cilalarken, kardeşinin şeytanı barındıran gülümsemesiyle kıkırdadığını duydu. Tüm dikkatini üzerine çeken Kavin elinde tuttuğu tahta sapalardan birisini kardeşine atıp, "Biraz eğitim yapmanın zamanı geldi" dedi.
Havada tuttuğu tahta sopayı kendi etrafına çeviren Paul başını onaylar gibi salladığında, elinde tuttuğu sopayı sıkıca kavrayıp ilk adımını attı. "Gel bakalım kardeşim"
Ψ
Ellerindeki bambudan yapılma sopalar sertçe birbirlerine çarpmaya devam ederken, iki kardeşin birbirine olan güven ve sevgisiyle bu durumdan zevk alıyor gibi en güzel hareketlerini göstererek bir birlerine saldırıp, savunma yapıyorlardı. Birbirleriyle yaptıkları bu antrenmanda sanki bir birleriyle değil de, bir ayna karşısında kendilerine saldırıyormuş gibi gelen saldırılardan haberdar bir şekilde kaçınıyorlardı. Onlar aşağıda birbirleriyle eğlenirken usta ve kızı evinde sıcak yeşil çayını yudumluyordu.
Odanın içinde yankılanan çarpma sesleri üç katlı evin en üst kısmına kadar çıkarken, usta elindeki çayı son kez yudumladı. Oturduğu yumuşak minderlerden kalkıp merdivenlere doğru ilerlediğinde oturduğu odanın kapısını kapatıp, gözlerinin içine bakan kızına gülümsedi. Aşağıya indiğinde iki kardeşi tüm benlikleriyle birbirine saldırıp gelen saldırıları büyük bir ustalıkla savuşturduklarını gördüğünde 'Bir ruhun, iki bedende ki hareketine benziyor' diye düşündü. Hemen yanında duvara yaslanmış sopayı alan usta üzerindeki beyaz spor hırkayı çıkardığında, Kavin ve Paul bulundukları yerde güçlü bir kişinin varlığını hissetmişlerdi. Bakışlarını çeviren ikizler onlara doğru gelen orta yaşlı, bir seksen boyundaki güçlü ustayı gördüklerinde bir ağızdan seslendiler.
"İşte şimdi yandık"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Oyuncak Melekler #Wattys2016
FantasyRuhlar, Kurt adamlar, Vampirler, periler ve farklı taraflardaki büyücüler 18 yaşındaki Kavin Smith kardeşinin bir partide esrarengiz şekilde ortadan kaybolması aklına gelmezdi. Hele ki, bu nedenle gizemli aile sırlarının an sızın içinde bulur. Sığ...
