19. Bölüm

1.8K 54 0
                                        

Gün geçtikçe Alp ile daha fazla anlaşıyor ve bağlanıyorduk. Her günümüz beraber geçiyordu. Beraberken kahkahalarımız eksik olmuyordu. O gün buluşamadıysak mesajlaşıyor konuşuyorduk. Her şey kusursuz ve güzel ilerliyordu.  Ve ben onu arkadaştan da yakın görüyordum. Aramızda farklı bir bağ vardı.

Yine sıradan bir gündü. Bugün Irmağın yanına gidecektim. Kaç gündür onunla buluşamadığımızdan özlemiştik bir birimizi. Bende hızlı bir şekilde duş alıp hazırlanmaya başladım. Saçlarım hafif dalgalıydı bende açık bıraktım. Saçlarımın arasına Alpın bana verdiği mor ve pembe renklerle  süslenmiş tokamı taktım. Annemi bilgilendirip evden çıktım.

Arabayla yolculuğumuzun sonunda Irmağın evine gelmiştim. Derin bir nefes alıp arabadan indim.

Evin kapısının önüne geldiğimde kapı açıktı.

"Sonunda geldin. İçeri gel" Irmağın sesini duymuştum ama kendisi yoktu. Bende ayakkabılarımı çıkartıp evin içine girdim.

"Nerdesin?" Diye seslendim. Evin içinden değişik sesler geliyordu.

"Odamdayım gel." Demesiyle odaya girdim. Her şeyi dağıtmıştı.

"Irmak ne oldu burda? Savaştan çıkmış gibi dağılmış odan" çekmeceler boşaltılmış, elbise rafları yere yığılmış.

"Şarj aletimi arıyorum dünden beri yok."

"Ayaklanıp gitmiş olmasın. Şarj aleti bile sana dayanmamış." Gülerek söylemiştim. Başını dağınıklığın içinden kaldırıp bana baktı.

"Dalga geçmenin sırası değil" gülmeyi bırakıp aramaya başladım. Sırayla çekmeceleri açtım üçüncü çekmecede buldum.

"Bu mu?" Dedim .

"Evet bu nereden buldun." Dedi şaşırarak.

"Çekmeceden" dedim.

"Hadi ya bir saattir arıyorum bulamadım" genellikle eşyalarımı bulamam ama başaklarının eşyalarını bulama konusunda iyiyimdir.

"Çekmecelere bakmayı akıl etseydin bulurdun" dedim dalga geçerek.

"Neyse gel içeri geçelim." Telefonunu şarja taktı ve içeri geçtik.

"Ee nasıl gidiyor bu aralar yanıma gelmiyorsun"

"Unutuyorum" Alp ile beraber olduğumuz için gelemedim diyemezdim.

"Kanser yine etki gösteriyor mu?"

"Bazen ama duygusal olarak çok iyiyim." Dedim.

Hava da yağmur bulutları vardı. En sevdiğin havalardan birisi. Mutfağa geçtik kahve yapmak için. Her bir araya geldiğimizde olmazsa olamazımız kahvedir. Her zamanki gibi orta kahve yapmaya başladık.

"Sevgilin ile konuştun mu?" Dedim sessizce. Onu üzmek istemiyordum.

"Evet dün aynı şeyler işte. Yanına gitmek çok istiyorum." Çaresizce başımı yere eğdim. Sevgilisinden uzakta. Çok zordur onun için.

"Neden gitmiyorsun?"

"Kütahya'da"

"Farkındaysan aynı ülkedesiniz dünyanın öbür ucu değil."

"Bilmiyorum ama gitmeyi düşünüyorum"

"Düşünmekle Kütahya'ya gidemeyeceğini biliyordum değil mi?" Onu alı koyan neydi? Neden gitmiyor ki?

"Biliyorum Ece zamanı bekliyorum"

Kahveler olmuştu fincanlara döktük ve içeriye tekrar geçtik.

"Ben geliyorum" dedi ve gitti Irmak.

Onun gitmesiyle telefonumda dolaşmaya başladım. Beş dakika sonra Irmak Alpın bana yaptığı papatya tacıyla geri döndü.

"Bu ne? Çantanda buldum?" Hızlıca ayağa kalktım.

"Çantama bakamaya mı gittin?" Diyip elinden aldım.

"Hayır telefonuma bakacaktım çantanı da içeri getireyim derken içinden düştü" ne büyük tesadüf ama!

İkimizde kanepeye tekrardan oturduk.

"Sorum hala geçerli Ece"

"Hamdi soru?" Soruyu biliyordum ama unutmuş gibi davrandım.

"Kim yaptı bunu sana? Sen bunu yapamazsın" doğru ben bu kadar güzeldir şey yapamazdım.

"Şey... Alp verdi" çekinerek söylemiştim.

"Ne! Gerçekten mi?" Coşkuyla sormuştu. Başımla onayladım.

"Demek ki buluştunuz"

"Hayır bir ara tesadüfen karşılaştık o esnada verdim"

Öğlendi ama hava kapalıydı ve hafiften yağmur yağmaya başlamıştı. O esnada Alptan mesaj geldi.

"Ece beş dakikalığına aşağı gelir misin?" Bende mesajına "tamam" yazdım ve kanepeden kalktım.

"Nereye?" Diye sordu Irmak.

"Dışarıda beş dakikalığına işim çıktı hemen geleceğim" dedim ve evden çıktım.

Hızlıca merdivenleri inip dışarı çıktım. Arabasının yanında beni bekliyordu Alp.

"Annen bura da olduğunu söyledi."

"Ece ben Kütahya'ya geri dönüyorum" yüzüm de olan tebessüm gitmişti onun yerine üzüntü gelmişti.

"Ne?!" Şoka girmiştim sanki bir gün gideceğini bilmiyormuş gibi şaşırmış ve üzülmüştüm.

"Evet, belki bir daha görüşmeyeceğiz ama Ece senin olan anılarımızı unutmayacağım. Lütfen üzülme yoksa bende üzülürüm. Seni unutmayacağım hem yine yazışırız."
Hayır Alp sana bağlanmışken seni sevmişsem gidemezsin.

"Görüşürüz" tek bir kelime dahi söyleyememiştim. Arkasını dönmüş gidiyordu. Gözlerim sızlıyordu.

"Alp!" Diye gür bir sesle seslendim arkasından ve ona doğru koşmaya başladım. O da bana döndü ve yanıma geldi. Sarıldım yapmalı mıydım bilmiyorum ama sıkı sıkı sarıldım o da bana karşılık verdi.

"Gel Alp yine gel! Sana ihtiyacım var" ağlıyordum. Sarılmayı bıraktık. Başımı eğmiştim ağladığımı görsün istemiyordum. Eline çeneme getirdi ve yüzümü yerden kaldırdı. Eliyle göz yaşlarımı sildi.

"Ağlama Ece söz veriyorum tekrar görüşmeyeceğiz seni bırakmayacağım" yağmur çok hızlanmıştı. Islanmadık bir yerim kalmamıştı.

"Özletme kendini tamam mı?" Dedim. Başıyla onayladı ve ellerini yanaklarımdan çekip gitti. Ne zaman bu kadar sevmiştim seni Alp? Ne zaman sana bu kadar bağlanmıştım? Arkasından el sallıyordum göz yaşlarım eşliğinde. Kendimi yağmura ve rüzgara bırakmıştım. Kalbim acıyordu onsuzluk beni üzüyordu. Ama neden?

Şimşek çakmıştı ama umrumda değildi. Omzumda bir el hizmetmişsin.

"Gel Ece" masum sesiyle Irmak gelmişti. Beni yavaşça eve doğru yürütmeye başlamıştı eliyle omzumu okşuyor du.

Sen gittin Alp. Ama ben seni bırakmayacağım anıları hatırlamak yerine yeni anılar yaşayacağız.

Sevgilim Asker Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin