44- Kabullenememek

9.6K 975 290
                                        

"Olacak şey miydi şimdi senin yaptığın?"


Etrafımda ki kargaşaya aldırmadan yavaşça arkamı dönüp merdivenlere yöneldim. İsmimin seslendiğini duysam da dönüp bakmadım arkama. Yukarı çıkıp Valeriyle bana ait olan odamıza girdim ardından kapıyı arkamdan kapatıp kilitledim. Odanın ortasına ilerleyip damatlığımla yatağımıza oturdum. Ellerimi kucağımda birleştirip dudaklarımı nemlendirdim. Dakikalarca oturup sevdiğim adamın gelmesini bekledim. Aşağıda ki bağırışlara aldırmadan beklemeye devam ettim. Saatler geçerken yerimden bir santim bile kaymadım. En sonunda kalbim terk edildiğimi kabullendiğinde sol gözümden bir damla yaş düştü ardından hıçkırarak ağlamaya başladım. 

"Valeriy..." Fısıltım kulağıma zor ulaşırken göz yaşlarım görüşümü bulanıklaştırdı. Bağırarak ağlamak istiyordum. Hiçbir şeyi umursamadan haykırmak istiyordum ama yapamıyordum. Bağırırsam sesim çıkmayacak gibi hissediyordum. 

Yavaşça uzanıp kafamı yastığa bastırdım. Göz yaşlarım artmaya devam ederken bacaklarımı göğsüme kadar çekip ağlamaya devam ettim. Ne kadar ağladım bilmiyorum ancak sonunda yorgun düşüp gözlerimi kapattım ve uyku beni kollarına çekerken sevdiğim adamın rüyalarımı süsleyeceğinden habersiz uykuya daldım.

...

Başımda ki keskin ağrıyla gözlerimi hafifçe araladım. Sağ tarafıma dönüp baktığımda gördüğüm boşlukla ağzımdan bir hıçkırık kaçtı. Terk edildiğimi iliklerime kadar hissediyordum artık...

Göz yaşlarım tekrardan akmaya başlarken ayaklanıp üstümde ki damatlığı sökercesine üstümden çıkardım ardından valizime eğilip birkaç parça kıyafet çıkardıktan sonra üstüme geçirip banyoya ilerledim. Aynadan yüzüme baktığımda ağlamaktan şişmiş gözlerimle karşılaştım. Makyaj tüm yüzüme yayıldığı için sabunla iyice yıkayıp kurulamadan odaya girdim ardından valizimi alıp odadan çıktım. Merdivenlerden hızla inerken salonda ki kimseye bakmadan dışarı ilerledim. Hızlı adımlarla bahçeye çıktığımda korumaların durdurmasına fırsat vermeden yürümeye devam ettim.

"Toprak!" Babamın seslenişini duymamla olduğum yerde durup sertçe yutkundum. "Bebeğim benim." Babam yanıma gelip beni sıkıca sardığında kafamı omzuna yaslayıp hıçkırarak ağlamaya başladım.

"Baba kalbim acıyor." Babam saçımı okşayıp alnıma küçük bir öpücük kondurdu.

"Biliyorum oğlum." Omuzlarım sarsıla sarsıla ağlamaya devam ederken babamda benimle birlikte ağladı. Annem ise sırtımı sıvazlayıp her haykırışımda bir göz yaşı döktü. "Ağla, dök içini. Akıt içinde ki zehri yanındayım ben senin." Dudaklarımı dişleyip ağlamaya devam ettim ardından babamın kollarından ayrılıp burnumu çektim.

"Gidelim baba. Evimize dönelim ne olur." Babam kafasını sallayıp derin bir nefes aldı.

"Gidelim güzel oğlum." Babam telefonunu cebinden çıkarttığında arkamı dönüp akmaya devam eden göz yaşlarımı hırsla sildim. Tam o sırada gözünde ki yaşlarla bana bakan Figen hanımla göz göze geldim. Ağzından küçük bir hıçkırık kaçtığında dudaklarımı birbirine bastırıp yanına ilerledim.

"Oğlum..." Sesi titrerken burnumu çekip gözü yaşlı kadına sıkıca sarıldım. Her şeye rağmen o kadın benim için farklıydı ve bir vedayı tabi ki de hak ediyordu.

"Kendinize iyi bakın." Figen hanım elini sırtıma atıp okşadığında iç çekip kollarından ayrıldım. "Hoşça kalın." Arkamı dönüp babamların yanına ilerledim ardından kenarda duran arabaya binip oturdum. Esin de yanıma oturduğunda ellerimi ellerinin arasına aldı.

"Minik kuşum..." Dudaklarımı birbirine bastırdım.

"Derin nerede?" diye sordum.

"Babalarıyla dönmek zorunda kaldı. İstanbula vardığımız an gelecek yanına." Kafamı usulca salladım. Araba hareket ederken içim gide gide yolu izlemeye başladım. Bana acıdan başka bir şey getirmeyen bu ülkeye, bu şehre son kez baktım.

"Biletleri aldım, uçak da iki saat sonra kalkacak." Babamın konuşmasıyla annem kafasını salladı. Ben ise iç çekip dudaklarımı ıslattım. İçimde tarifi imkansız bir ağırlık vardı sanki. Kabullenemiyordum. Daha geçen gece kollarında uyuduğum adam tarafından terk edilmeyi kabullenemiyordum. Canımdan çok sevdiğim kişinin ihanetini kabullenemiyordum. Yüreğimde baharlar açtıran adamın bu sefer hançer soktuğunu kabullenemiyordum. Gözlerimin içine bakarak seni seviyorum diyen adamın bana yaptıklarını kabullenemiyordum. Başka bir şey olmalıydı. Bu işin içinde başka bir şey olmalıydı. Sevdiğim adam bana kıyamazdı. Saçının teline ölürüm diyen adam beni kolay kolay terk edemezdi. 

"Geldik efendim." Babam cebinden çıkardığı parayı adama uzattığında arabadan indik. Valizleri alıp havalimanına ilerlediğimizde tüm işlemleri yapıp uçuşa kadar beklemek için boş koltuklara oturduk. 

"Su ister misin annecim?" Annemin seslenmesiyle kafamı sağa sola salladım. İçimde ki yangını içeceğim bir yudum su mu söndürecekti? "İstediğin bir şey var mı peki?"

"Yok anne." Ağrıyan şakaklarımı ovuşturduğumda uçağın kalkacağına dair anons yapıldı. 

"Hadi bakalım." Babam ayaklandığında bizde kalkıp peşinden ilerledik. Ruh gibi yürürken uçağa bineceğimiz dakikaya kadar düşünüp durdum. Uçağa binip yerleşene kadar da düşünmeye devam ettim. Koltuğa oturur oturmaz da ağrıyan başıma daha fazla dayanamayıp uykuya daldım...

...

Sabah uçaktan inip eve geldiğimiz andan beri odama giremiyordum. Anılarla dolu olan o oda bana acı verecekti biliyordum. Annemin komşudan aldığı shnezok bile bana onu hatırlatıyordu. Bana onu hatırlatan her şey içime bir ok misali saplanıyordu.

"Annecim duş alıp dinlen biraz. Harap oldun artık ağlamaktan." Annem yaşlı gözleriyle bana baktığında kafamı halsizce sallayıp ayaklandım ardından banyoya ilerleyip duşakabine girdikten sonra sıcağı bile ayarlamadan suyu açtım. Soğuk su vücudumdan yavaşça akarken alnımı fayansa yasladım. Bitik hissediyordum. Yarım kalmış hissediyordum.

"Bunu bana yaptın mı gerçekten?" Fısıltım sessiz ortamda kulaklarıma ulaştı tekrardan. "Kıydın mı bana?" Gözümden düşen yaşlara aldırmadan iç çekip suyu kapattım. Hiçbir şey yapmak istemiyordum. Ruhum bedenimden çıkmıştı sanki. Beni terk ederken ruhumu da beraberinde götürmüştü.

Duşakabinden çıkıp havluya sarındıktan sonra odama ilerledim. Hiçbir şeye bakmadan pijamalarımı giyinip yatağıma girdim. Bu zamana kadar kaldığım bu oda şuan hem karanlık hem de fazlasıyla kasvetliydi sanki. Üstümde ki örtüyü kafama kadar çekip yaşların gözlerimden akmasına izin verdim. İnsan onu terk eden insanı özler miydi? Sesini duymak için kıvranır mıydı böyle? Seven sevdiğine kıyar mıydı peki? Kıymamalıydı. Sebebi ne olursa olsun kıymamalıydı. İnsan onu seven insanı kandırmamalıydı. Arkasında bıraktığı harabeden bihaber rahatça yaşamamalıydı.

Gecenin ortasına ışık saçardı sesin. Şimdiyse her yer karanlık...


                             Devam Edecek

Diğer bölüme çok güzel bir yorum sayısı geldi umarım bu bölüme de aynı şekilde gelir. Oy vermeyi de unutmayalım lütfenn :) Seviliyorsunuz <33


RUH ADAM (BXB)Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin