38

3K 155 12
                                        

Beynim yavaş yavaş uyuşurken yanı başımda sakin gözlerle beni izleyen İlhan' a baktım. Sanki boşluğa bakar gibiydim. Gözlerimi geri çektim.

Etrafı süzdüm. Her şey yavaşlamıştı. Boğazımdan mideme doğru hafifleyen hücrelerimi hissettim ama sanki bu his bedenimde değil kafamın içindeydi. Yalan söylememişti vücüdumda artık acı hissetmiyordum... aslında hiçbir şey hissetmiyordum. Sadece yoğun bir hafifleme ve algısızlık.

Sanki şimdi tam önümde büyük bir patlama olsa tek bir yara almaz gibiydim, sanki ayağa kalkabilsem dünyayı fethedebilecek güce sahiptim, sanki her şey çok yoğundu ama hiçbir şey yoktu, sanki boşlukta süzülüyor, boşluğun varlığını tüm hücrelerimde hissediyordum.

İlk defa deneyimlediğim bu his Tanrı' ya yaklaşmak gibiydi. Gözlerimde renkten renge giren tavana karşı istemsizce kıkırdadım bu benzetmeme. İlhan' ın çok uzaktan duyduğum sesi kulaklarıma ulaştı.

"Keşke ilk verdiğimde de şu etkiye ulaşabilseydik."

Saçlarıma okşadı. Dokunuşu tüm saç diplerimi yakıyormuş gibi hissettim. Doğrulmak istedim ama hissettiğim o yoğun gücü vücudumun tek bir yerinde bile kullanamıyordum. Elimi zorlukla kaldırdım. Sırtını yatak başlığına dayamış İlhan' ın omzunu kavradım. Zorlukla kendimi bir dağa tırmanır gibi yukarı çektim. İlhan çabamı fark ederek koltukaltlarımdan tutup beni doğrulttu ve sırtımı yatak başlığına dayadı. Olmasını istediğim bir şey uzun süreden beri ilk defa olmuştu. İçime dolan dünyalar benim olmuş hissiyle neşeli bir gülümseme sundum.

Gözlerimi İlhan' a çevirdim. Kalıpılı vücudu parlak teni yakışıklı yüzü ve açık kumral saçlarıyla küçükken hayranlıkla izlediğim süper kahramanlara benziyordu. Karşımda bir an için onlara dönüştü. Hayranlıkla gözlerimi kırpıştırdım bu manzaraya.

"Seni seviyorum..."

Gülümsedi. Aramızda mesafe bırakmayacak şekilde yaklşatı. Elini yanağıma koyup uzun uzun okşadı.

"Bir daha..."

"Seni seviyorum."

"Kaçmayacaksın değil mi benden?"

"Kaçmayacağım."

"Gitmene izin vermeyeceğim."

Üzerime çöken yorgunluğa direnmedim. Başımı İlhan ın çıplak göğüsüne koyup rahat ve hissiz bir uykuya daldım.

°°°

Nefes... nefes alamıyordum. Kalbim sıkıştı. Uykuyla uyanıklık arasında elimi göğsüme atıp yumruğumu sıktım. Tüm vücuduma ateş basmıştı. Gözlerim yorgunca açıldı. Ter içindeydim. Acıyla boğazımı yırtacak kadar bağırdım.

Başımı geriye atıp tüm vücudumu yakan acı hissiyle gözlerimdeki yaşların şakaklarımdan yastığa süzülmesine izin verdim. Kırık yüzündendi... bu yüzden ona hastaneye götürmesi için yalvarmıştım. Olmasından korktuğum şey olmuştu. Kırık iltihap yapmıştı, iltihapsa ateş.

Bir şeyler yapmam lazımdı. Tek bir parmağımı kıpırdatamayacak kadar güçsüz hissediyordum buna rağmen çarseizliğimin farkında olmak bana güç verdi. Kendimi zorlukla kaldırdım. Pencereden dışarı bakarak saati tahmin etmeye çalıştım. Batıya bakan pencereden güneş görünmüyordu ya öğlendi ya da öğlen olmak üzereydi.

Kendimi yatakta sarkıtıp kollarımı yere dayadım. Dikkatlice bacaklarımı yataktan indirdim. Soğuk zeminle temasımla tüm vücudum titredi. Donuyordum sanki. Yerde sürünerek antredeki çekmeceye ulaşıp içinden aspirin çıkarttım. Hapı dilime koyup ne zamandan kaldığını bile bilmediğim pet şişe içindeki suyu büyük bir susuzlukla kafama diktim.

Şu kısacık haraketim bile yorgunluktan nefes nefese kalmama sebep olmuştu. Dinlenme lüksüm yoktu. Daha fazla oyalanırsam önüne geçemeyeceğin şeyler olacaktı. Büyük bir kararlılıkla kitaplığa dağru süründüm. Elimi uzatıp yoklayarak duvarın dibindeki telefona ulaştım. Çıkartıp hemen saate baktım. Saat on olmuştu. Şimdi her dakikanın önemi vardı. İşler bu kadar ciddiye binmişken hiçbir şeyi günlere, haftalara yayamazdım. Ezbere bildiğim numarayı çaldırdım. Üçüncü çalışta açıldı.

"Alo?"

"Sarp, benim Selim..."

İsmimi duyar duymaz konuşması pişkin bir hal aldı.

"Vay... vazgeçtin sanıyordum."

"Vazgeçmedim. Yardım edecek misin?"

"Sen önce bunca zamandır aklın nerdeydi onu söyle? Neyi tükettin de aklına kaçmak geldi?"

"Lan yavşak! Senin o orospu çocuğu baban ayağımı kırdı neyi sorguluyorsun sen hala?"

Kısa bir sessizlik oldu. Bu psikopatlığı eminim o da beklemiyordu.

"Hak etmişsindir."

Bunu söylemesiniyse ben beklemiyordum. Telefonu öfkeyle sıktım. Ona cevap vermek yapaleceğim en kötü hamle olurdu ondan başka seçeneğim kalmamıştı. Öfkeden titreyen sesime rağmen konuştum.

"Uzatma. Yardım edecek misin etmeyecek misin?"

"Sözümden dönmedim. Belli ki bırakıp gitmen herkes için en sağlıklısı olacak. Ne yapacağımı söyle."

"Sürekli iletişim halinde olamayız. Bu telefonu ne kadar tutarım bilmiyorum. Sana tüm planı mesaj atacağım. Beni Mersin'e götüreceksin."

"Mersin yeterince uzak değil seni bulur."

"Onu bende biliyorum. Mersin' de kalmayacağım. Mersin'de gemiye bineceğim."

"Gemi mi? Nereye..."

"Kıbrıs."

"Bak bunu beğendim."

"Sana yazdıklarımı yap yeter."

Cevap beklemeden telefonu kapattım. İlhan' ın ne zaman çıkıp geleceğini kestiremiyordum bu yüzden diken üstündeydim fırsatını bulmuşken ne yapabiliyorsam yapacaktım. Hızlı ve dikkatlice kafamdaki tüm tasarıyı mesaja döktüm. O andaval söylediklerimi becerirse yarın bu saatlerde kurtulmuş olacaktım. Mesajı kontrol edip gönderdikten sonra telefonu tekrar eski yerine sakladım. Tüm vücudumu saran acıya rağmen hissettiğim zafer kazanmışlık hissiyle gülümsedim.

Folie à Deux - BxBHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin