Bölüm 41 - Küçük Çocuk Gibi

5 0 0
                                    

Küçük çocuk ruhu, her şeyden daha sevinçli oluyordu. Hele ki Aspar çocuk oluyorsa, daha ayrı bir neşesi oluyordu. Beş dakikadır sahilin çöl gibi görünen kum taneleri üzerinde koşuşturuyoruz. Koşarken bir yandan da Aspar'ın küçük gülüşleri ve sevinci gözlerimi büyülemişti adeta. "Aspar'a, biraz yavaş olur musun, nefesimin de bir sınırı var," diyordum. O da, "Kusura bakma, kendimi çok kaptırdım bir anda," dedi. Ben de önemli olmadığını, biraz yavaş olursak çok mutlu olacağımı söylüyordum. O da, "Tabii ki de prenses hanım," dedi ve küçük çocukların tatlı gülümsemesini bana armağan etti.

Sonunda Aspar'ın motorunun yanına gelmiştik. Aspar, o kadar koşturmasına rağmen ufacık bir yorgunluk kırıntısı bile göstermiyordu. Ben ise rahat nefes alıp vermek için mücadele veriyordum. Aspar bana kaskı uzatarak, "Tak bakalım küçük hanım, birazdan eğlenceli yolculuğumuz başlıyor," dedi. Kaskı kafama geçirmiştim ama bir türlü çeneme bağlanan kısmı takamıyordum. Aspar, "Takamadıysan bana söyleyebilirsin. İnatçı keçi gibi bu kadar uğraşıp sinirini bozmaya gerek yok. Sonra acısını benden çıkarıyorsun küçük hanım," dedi ve bana yandan trip atar gibi bakış attı. O an şaşkınlığımı gizleyememiş, "Siz hayırdır Aspar bey? Bu bakışlar, sözler falan. Bak şimdi nasıl takacağım, izle de gör," dedim. Aslında kaş yapayım derken göz çıkartmış ve takma aparatının plastik kısmını kırmıştım. Bunu gören Aspar, "Nasıl takılacağını öğrendim küçük hanım, bu güzel eğitim için teşekkür ederim," dedi ve ardından sesli bir şekilde gülmeye başladı. Suratımı asmış, kafamı öne eğmiştim. Bunu gören Aspar, "Hey, asma tatlı suratını. Kırıldı diye üzülüyorsan hiç üzülme, ben dert etmiyorum. Senden değerli değil böyle şeyler," dedi. Hatta, "Bak şöyle yapalım, ben kendi kaskımı sana vereyim ama bu sefer ben takayım ki sen de ne üzül ne sinirlen," dedi. Ben de, "Ama motoru süren sensin, bu yüzden de senin güvenli bir kask takman daha doğru," dedim. O da, "Sana verdiğim kask zaten benim eski kaskım. Kafama küçük oluyor diye yeni kask aldım. Yani bağlanma aparatı olsa da olmasa da kafama tamamen oturuyor, o yüzden bunu dert etmene gerek yok," dedi. "Peki, şu anki kaskın öncekine göre büyükse bana nasıl olacak?" dedim. O da, "İp kısmını biraz sıkacağım ki kafana rahat olsun, seni de rahatsız etmesin," dedi. "Hadi artık kasklarımızı takalım da lunaparkı daha da kaçırmayalım," dedi. Bir yandan konuşurken de kaskı yavaş hareketlerle ayarlıyordu. "Evet, artık lunapark maceramız başlasın," dedi. Ben de, "Başlasın bakalım, bu sefer bizi ne bekliyor acaba," dedim. O da, "Seni çok eğlenceli anlar bekliyor, gidince göreceksin," dedi. "Ama lunaparktan önce benzinliğe uğramamız gerekiyor çünkü benzin baya azalmış. Eğlenceli yolculuğumuzun yarıda kesilmesini istemeyiz, değil mi?" dedi. Ben de, "Evet, Aspar bey," dedim.

Havanın soğuk esintisi bedenimi üşütse de akıp giden yolun durgunluğu içime huzuru dolduruyordu. Aspar, "Bakıyorum da yine kabuğuna çekilmiş kaplumbağa gibi sessizsin," dedi. "Yol huzur verici, o yüzden sessizce yolu izlemek iyi geldi," dedim. "Rahatınızı bozmak istemem küçük hanım ama benzinliğe geldik, motordan inmemiz gerekiyor," dedi. "Hiç sorun değil, ben de bir lavaboya gidip elimi yüzümü yıkayayım, kendime geleyim," dedim. O da, "Tamam, ben seni burada bekliyorum," dedi. Benzinliğin marketine girdiğimde içeride bir sürü peluş oyuncak vardı. İçimdeki minik çocuk almamak için çok zor duruyordu. Zor da olsa peluş standından ayrılıp lavaboya girmiş ve soğuk suyla birkaç defa elimi yüzümü ferahlayana kadar yıkamıştım. Markette çıktıktan sonra motorun yanına geldiğimde Aspar ortalıkta yoktu. "Nereye kayboldu?" diye düşünürken omzuma çok hafif bir şey dokunduğunu hissettim. Ne olduğunu anlamak için döndüğümde Aspar'ın elinde kahverengi minik bir peluş oyuncak vardı. Şaşkınlıkla bakıyordum, o ise, "Al bakalım," dedi. "Nereden çıktı şimdi bu?" dedim. O da, "Marketin camından seni gördüm, büyülenmiş gibi birkaç dakika orada dikildin. Ben de ne olduğunu merak ettiğim için sen gittikten sonra bakmaya gittim. Peluş oyuncakları görünce neden büyülendiğini anladım ve ben de sana minik bir sürpriz yapmak istedim," dedi. Küçük çocuklar gibi yerimde duramıyor, sevinçten olduğum yerde zıplıyordum. Sevincimi gören Aspar, "Bu kadar mutlu olacağını bilseydim daha önceden alırdım," dedi. Bünyeme giren mutluluğa kendimi o kadar kaptırmıştım ki aniden, kendimde farkına varamadan Aspar'ın yanağından öpmüş ve teşekkür etmiştim. Aspar, "Şimdi de ben çok mutluyum," dedi. "Küçük hanım biraz sakinleş ve enerjini lunapark için de sakla lütfen," dedi. Aspar'ın dediği gibi enerjimi dengeledim ve motora bindik. Çok geçmeden lunaparka varmış, giriş için biletlerimizi bile almıştık. Aspar, "İstersen önce biraz gezelim, neler var bakalım. Sonra senin istediğin bir şey varsa ona bineriz, yoksa ben seçim yaparım," dedi. Aspar'a bakış atıp, "Sana seçim bırakacağımı düşünmüyorum," dedim. O da, "Öyle mi küçük hanım? İstersen işleri daha eğlenceli hale getirmek için taş-kağıt-makas oynayarak ilk kimin seçeceğine karar verelim. Hatta beş adet biletimiz var, hepsi için ayrı ayrı yaparız," dedi. "Bana böyle tekliflerle gel Aspar bey," dedim. O da, "Hay hay hanımefendi, yaparız, siz merak etmeyin," dedi ve ilk taş-kağıt-makası yaparak kimin seçeceğine karar vermiştik. Aspar, "Senin gönlün olsun diye bilerek yenildim, çok da sevinme istersen," dedi. Ben de ona, "Bileğimin hakkı ile kazandım, burada numara yapmana gerek yok," dedim. O da, "Tamam be, bu sefer sen kazandın ama bir dahakine ben seçeceğim, görürsün sen," diyerek küçük çocuklar gibi oyunbozanlık yapıyordu. Ben ise sadece gülüyordum. "O zaman kesinlikle dönme dolaba biniyoruz," dedim. O da, "Küçük hanım, aklını yitirmedin değil mi? Farkındaysan çok yüksek, eminsin değil mi?" dedi. Ben de, "Kesinlikle eminim Aspar bey. Ne oldu, yoksa tırstın mı?" dedim. O da, "Ne alakası var? Altı üstü bir dönme dolap," dedi. Ben de, "İyi o zaman Aspar bey, düşün önüme de binelim hadi," dedim. Biletlerimizi verip kendi vagonumuza binmiştik. Aspar'a, "Sen iyi misin? Biraz tedirgin görünüyorsun," dedim. O da, "Ne alakası var, ben gayet iyiyim," diyordu. "Bence hiç de öyle görünmüyorsun," dedim. "Elini tutmamı ister misin?" diye sordum. O da, "İtiraz edemeyeceğim, tut lütfen,"Aspar'ın elini tuttuğumda, kafasını omzuma koymuş ve bana, "Küçük hanım, seni kandırmak çok kolay," diyordu. Ben de, "Ne kandırması?" diyordum. O da, "Sırf omzuna yatmak için korkuyormuş gibi yaptım. Bir de unutmadan, iade yapmam gerekiyor," dedi. Ben de garipseyerek, "Neyin iadesi acaba?" dedim. O da, "Bilmem ki," deyip yanağımdan öpmüştü. Ben de gülerek, "İşinizi biliyorsunuz gerçekten Aspar bey," dedim. O da, "Tabii, ne sandın? Bundan sonra bana aşk adamım diyeceksin," dedi. Ben de, "İstersen daha da saçmalama," deyip koluna bir tane vurdum. O da, "Ne kızıyorsun ya, şaka yapıyorum. Düşününce gerçekten de itici geldi," dedi ve güldü.

"ASPAR, ÇABUK BAK!" dedim. O da, "Ne oldu, neye bakayım?" dedi. Ben de, "Şu manzaraya bak," dedim. Dönme dolabın içinde iken tüm şehir ayaklarımızın altındaydı ve eşsiz bir manzara ile karşı karşıya kalmıştık. "Ne kadar da güzel, değil mi?" diyordum. "Evet, gerçekten de çok güzel," diyerek beni onaylıyordu. "Acaba Aspar'la beraber daha fazla güzel manzaralar görebilecek miydik, ya da beraber güzel manzaralar oluşturabilecek miydik?" 

Sen YoksunHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin