|63|

140 24 4
                                        

31 Ocak 2024,

Yeni yılın ilk ayının son günü, beklenmedik felaketin günüydü. Antalya'nın meşhur hastanelerinden birinde, acı dolu kalplerin içinde yalnızca bir tanesinin çığlıkları yükseliyordu: Mihra Karavadi. Narin ve zayıf bedeni, hiç tatmadığı bir acıyla sınanırken vücudundaki gücün şaşkınıydı herkes. Onu sakinleştirmek için tutan eller sarsılıyor, yetersiz kalıyordu. Gözlerinden hiç durmadan akan yaşları, dağılmış saçları, ses tellerini kaybedecek kadar yüksek haykırışlarıyla bütün dikkatleri üzerine çekmişti.

"Asilhan!" İsmi hiç böyle acıyla dökülmemişti dudaklarından. Genç adam duyabilseydi eğer gözlerini aralardı, izin vermezdi karısının canının böyle yanmasına. "Hayır, hayır! Olmaz! Bırakamazsın beni!" Ellerini cama sertçe çarptı, bir kez daha belinden tutup uzaklaştırmaya çalıştılar. Öyle çırpınıyordu ki... "Asilhan! Bırakma beni!" Dedi bir kez daha bütün koridoru inleterek. Boğazında saf bir acı belirirken gözlerinden yaşlar iri damlarlarla dökülüyordu.

"Baba bir şey yap!" Çaresizlikle babasının kendisini tutan kollarına sarılırken onu aşıp camın ardındaki adama ulaşmaya çalışıyordu, hâlâ. "Yalvarırım bir şey yap! Ölmesin!" Sanki babasının elindeymiş gibi, her sorununu çözdüğü gibi bunu da çözmesini bekledi genç kadın ama boşunaydı. "Ne olur bırakmasın beni! Baba kurtar onu!" Babasının da gücünün yetmeyeceği şeyler olduğunu biliyordu. Yine de istemekten geri durmuyordu. "Lütfen, ona bir şey olmasın!" Dizleri üzerine düştü, artık sürünmesi gerekiyordu ama bundan hiç gocunmazdı. Bilincini kaybetmenin sınırındaydı, Asilhan'ın odasından yükselen sabit sesli makineyle de sınırı aşmıştı.

<><><><><><>

Mihra A. Karavadi

Bir kabus görmüştüm. Asilhan'ın beni yalnız bıraktığı bir kabustu... Öyle gerçekti ki kalbim hâlâ sıkışıyordu. Üstündeki ağırlığa aldırmadan araladığım gözlerimi yoğun beyaz bir ışık karşıladı. Hastane kokusu ciğerlerime nüfuz ediyordu. Gözlerimi yumdum yeniden. Zihnimin kabusun etkisiyle kendisini kapattığını düşünmek istiyordum. Hepsi bir kabustu. Bütün bunları silmek için de bayılmıştım, başka bir şey olamazdı.

Gözlerimi yeniden aralamak acı veriyordu ama direndim. Etrafımdaki kalabalığa baktım sakince. Annem, babam, kız kardeşim... Bir odanın içinde yalnızca dördümüz vardık. Asilhan neredeydi? Haberi mi yoktu? Başları önünde beklerken onlar soluma doğru döndüm. Odanın camından gördüğüm kadarıyla koridor sakindi. Burak'la Emin, Asilhan'ın yanında olabilirler miydi? Neden üçü birden yoktu? Asena da yoktu, neden beni görmeye gelmemişlerdi?

"Anne," boğazımdaki acı katlanırken ortada sesim yoktu. Yalnızca kuru bir acı, çaresiz bir fısıltı hissediyordum.

"Kuzum," dedi hızla ayaklanarak. Oysa annem alçak sesleri duymazdı. "Bebeğim benim. İyi misin annem?" Konuşamıyordum. Elimi boğazıma doğru götürüp ufak parmak hareketleriyle vurdum. Sanki bunlar sesimi geri getirebilecekmiş gibi birde yutkundum. "Konuşma, zorlama boğazını. Yaz ne söyleyeceksen." Başımı aşağı yukarı salladım zorlukla. Kardeşim bana telefon uzatırken babam olduğu yerden kalkamıyordu. Kızarmış gözleriyle beni izliyor fakat ağzını bıçak açmıyordu.

Telefonu elime alır almaz klavyede gezdirdim parmaklarımı. Telefonu onlara doğru çevirdim, bana değil birbirlerine baktılar. Bir kez daha yazıp onlara çevirdim.

Asilhan nerede?

Haberi yok mu hastanede olduğumdan?

Bana, delirmişim gibi bakıyorlardı. Aklımı kaybetmişim gibi perişanlık duyuyorlardı. Gözlerinde yaş izi, dudaklarında buruk bir ifade. Ne oluyordu?

Yayınlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: 6 days ago ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

22 | Yarı TextingBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin