Gözlerimi açtığımda etrafın hala karanlık olduğunu gördüm. Cem'in yatağına baktım, hala gelmemişti. Yan tarafımdaki komodinin üzerinde duran telefonuma uzandım ve saatin kaç olduğuna baktım. 02.30'u gösteriyordu. Neden hala gelmemişti?
İçimdeki merak uykumu kaçırmış, ruhumu kemirmeye başlamıştı. Bir şey mi olmuştu acaba? Aklımdan bin türlü senaryo geçerken telefonumdan rehberime girdim ve parmağım Cem'in isminin üstünde durduğunda kararsızdım. Aramalı mıydım? Onu aramak için bir sıfata ihtiyacım yoktu sonuçta. İnsanlar arkadaşlarını merak ederlerdi ve ben de merak etmiştim işte. Bu doğaldı.
Derin bir nefes aldım ve aradım. Çaldı, çaldı ve çaldı.. Açmıyordu. İçimdeki merak iyice büyürken bir de huzursuzluk eklenmişti üstüne. Aptal! Beni böyle merakta bırakmaya hakkı yoktu.
Sadece düşüncelerimin olduğu sessizlikte telefonumun sesi oldukça yüksek bir tonda çalmaya başlayınca irkildim. O arıyordu. Hemen açtım.
"Cem?"dedim hafif panikle.
"Buğçe? Seni duymakta zorlanıyorum. Bir şey mi oldu?"dedi. Arkasından yüksek sesli müziği işittiğimde sinirlerim yine beynime hücum etmişti işte. Tahminimce bar gibi bir yerdeydi. Ben burada onu merak ederken o barlara gitmiş eğleniyordu.
"Yok bir şey. Ben başkasını arayacaktım yanlışlıkla seni aramışım. Sen eğlenmene devam et."dedim ve telefonu yüzüne kapattım.
Geri zekalı! Her defasında beni sinirlendirmeyi başarıyorsun işte. Kim bilir kimler vardı orada? Asu da orada mıydı?
Kafamı yastığa bastırıp çığlık attım ve yatağı tekmeledim. Ben bu tatile sinirden çıldırmaya mı gelmiştim acaba?
Bir süre daha yatağın içinde sinirle sağa sola döndükten sonra uyuyakalmıştım.
***
Sabah telefonuma gelen mesaj sesiyle gözlerimi açtığımda Cem'in uyuyan yüzüyle karşılaştım. Kim bilir ne zaman gelmişti!
İtiraf etmeliyim muhteşem görünüyordu. Saçları dağılmış, birbirine karışmıştı ve yüzünde çok masum bir ifade vardı. Belli ki üstünü değiştirmeye de üşenmiş direk kıyafetleriyle yatmıştı.
Gözlerimi kısıp ona sinirli bakışlar attıktan sonra yatağımda doğrulup telefonuma baktım. Aslı'ydı. Kahvaltıya çağırıyordu ve kahvaltının belli bir saati olduğunu geç gelenin aç kalacağını yazmıştı.
Yüzümde sinsi bir gülümseme oluşurken, Cem'in komodinin üstüne bıraktığı telefonuna uzanıp sessize aldım. Evet onu aç bırakacaktım.
Mutlulukla yatağımdan kalktım, kıyafetlerimi aldım ve banyoya yöneldim. Orada üstümü değiştirdikten sonra parmak uçlarımda sessizce odadan çıktım ve içimde en ufak bir pişmanlık olmadan aşağıya kahvaltı yapmaya indim.
Tabağıma yiyeceğim şeyleri aldım ve masaya oturdum. Selin de gelip yanımdaki sandalyeye oturdu. Onu umursamadım. Tabağımdakileri yemeye devam ettim.
"Bana kızgın mısın hala?"dedi.
"Evet. Bir süre konuşmayalım mümkünse."
"Ama ben seninle konuşmadan duramam ki. Özür dilerim. Hata yaptım söz bir daha arkandan iş çevirmeyeceğim." dedi üzgün bir ifadeyle.
"Tamam Selin. Ama bak bu sana verdiğim son şans. Bir daha arkamdan iş çevirirsen yüzüne bakmam ona göre."
"Tamam söz."dedi ve boynuma sarıldı.
Kahvaltımızı bitirip sohbet etmeye başlamıştık. Cem'in gelip tam karşımdaki sandalyeye oturduğunu gördüğümde Selin'le konuşmaya devam ettim. Cem de kollarını göğsünde kavuşturmuş, kafasını da yana yatırmış beni izliyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KARMAŞIK
RomansArtık buraya kadardı! Aptal gibi peşinde dolanmayı bırakma zamanı gelmişti. Evet geç alınmış bir karardı fakat malum geç olsundu fakat güç olmasındı. Artık o karaktersizin yüzünü bile görmek istemiyordum. Hiç kimsenin benimle böyle oynamasına izin v...
