Sabırsızlıkla son dersin bitmesini bekliyordum. Aksi gibi bugün de hocanın uzun uzun ders anlatası tutmuştu. Sanki işi bu değilmiş gibi! Of stresten saçmalamaya başlamıştım. Olanları Selin'e de anlatmıştım. O da benim gibi çok heyecanlanmıştı. Sonunda hoca dersi bitirdi. Ben de hemen Cem'in yanına gittim.
Gülümseyerek, "Ee nereye gidiyoruz?"diye sordum.
"Balık sever misin?"
"Bayılırım."dedim. Yalan söylemiştim. Aslında balıkla pek aram yoktu ama ilk dakikadan hiçbir şeyi beğenmeyen izlenimi bırakmak istemiyordum. Evet düpedüz saçmalıyordum. Sanki çocuk balığı sevmiyorum diye benimle yemeğe çıkmaktan vazgeçecekti. Neyse artık olan olmuştu, yalan söylemiştim ve buradan dönemezdim.
"Tamam öyleyse. Çok güzel bir yer keşfettim geçenlerde. Oraya gidelim."dedi.
"Tamam."diye cevap verdim ve birlikte okuldan çıktık.
Adımlarına ayak uydurmaya çalışırken düşüp bayılmamak için kendimi zor tutuyordum. Neredeyse bir aydır uğraştığım şey sonunda olmuştu. Ay sanki ne oldu! Sanki çıkıyoruz! Zaten ben böyleyim ufacık bir şeyde hemen hayal dünyasına dalmalar sonunda da hayal kırıklığına uğramalar tabi. Neyse en iyisi hiç hayallere dalmadan hayatı olağan akışına bırakmak.
Otobüs durağına doğru ilerliyorduk. Demek ki gideceğimiz yer uzaktı. Bari sorayım da aramızda bir konuşma geçsin diye düşündüm. Böyle sessizlik içinde yürümek garip hissettiriyordu.
"Uzak mı gideceğimiz yer?"
"Yürürsek uzak otobüsle gidersek kısa."
"Yürüsek daha iyiymiş o zaman."dedim kendi kendime. Daha fazla zaman geçirmiş olurduk.
"Efendim?"dedi hafifçe gülerek. Duydu mu acaba? İnşallah duymamıştır.
"Hiç ya bir şey demedim."dedim kafamı öne eğerek. Herhangi bir şey söylemedi. Çaktırmadan yüzüne doğru baktım ifadesizdi. Demek ki duymamıştı. Duysa söylerdi heralde. Of! Artık şu gerginliği üstünden atsan diyorum kızım!
Durakta biraz bekledikten sonra otobüs geldi ve iki yabancı gibi bindik otobüse. Bugün hep böyle mi geçecekti acaba. Hiç konuşmadan, sessizliği dinleyerek. Toparla kendini Buğçe! Bir şansın var onun da içine etme lütfen!
Elbette otobüste oturacak yer yoktu. Ayakta durmak zorunda kaldık. Her durakta biraz daha kalabalıklaşıyordu ve biz de otomatik olarak birbirimize daha fazla yakınlaşıyorduk. Aramızda iki parmaklık bir mesafe vardı diyebilirim. Nefesini saçlarımda hissedebiliyordum. İçim bir tuhaf olmuştu. Hafifçe kafamı yukarı kaldırıp yüzüne baktım. Sanki sinirli görünüyordu. Nedenini anlayamamıştım. Ağzından hani şu bir türlü yazarak ifade edemediğimiz ama yinede 'cık' diye yazdığımız sesi çıkarıp kafasını sağ tarafa salladı. Dişlerini sıktığını yanağındaki seğirmeden anlayabiliyordum. Neye bu kadar sinirlenmişti ki bu çocuk diye düşünürken, "Sen bu tarafa gel."dedi ve beni belimden tutarak yerimi kendi olduğu yerle değiştirdi.
"Ne oldu?"diye sordum kaşlarımı kaldırarak.
"Yok bir şey."dedi ve sabit bakışlarla karşıya bakmaya devam etti. Bu arada hala bir eli belimdeydi. Ben de bu durumdan hiç şikayetçi değildim açıkcası.
Biraz daha gittikten sonra ineceğimiz durağa geldiğimizi söyledi ve otobüsün boğuculuğundan kurtulduk nihayet. Yemek yiyeceğimiz yer deniz kenarında küçük bir restorandı. Genel renk maviydi ve çok şirin görünüyordu.
"Üşüyorsan içeride oturalım?"dedi. Anlaşılan kendisi dışarda oturmak istiyordu ki bence de dışarıda oturmak daha iyiydi.
"Yok üşümüyorum burada oturalım."dedim ve bir masaya geçip oturduk. Gözlerimi kapattım ve deniz kokusunu derin derin içime çektim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KARMAŞIK
RomanceArtık buraya kadardı! Aptal gibi peşinde dolanmayı bırakma zamanı gelmişti. Evet geç alınmış bir karardı fakat malum geç olsundu fakat güç olmasındı. Artık o karaktersizin yüzünü bile görmek istemiyordum. Hiç kimsenin benimle böyle oynamasına izin v...
