Doruk'la uzun bir bakışmadan sonra artık lafa girmem gerektiğine karar verdim.
"Ne yapmışım ki? Neden bahsediyorsun?"
"Buğçe bana bilmiyormuş numarası yapma. Selin bana her şeyi anlattı. Ona abuk subuk şeyler söylemişsin."
Kısa bir an inkar mı etsem acaba diye düşündüm ama hayır yaptığımın arkasında duracaktım. Hem burada tek hatalı ben değildim, onların da hatası vardı.
"Evet söyledim. Siz de benden saklamasaydınız görüştüğünüzü."dedim gidip yatağıma otururken.
"Ne yani sakladık diye senin gidip yalanlar mı uydurman gerekiyordu?"
"Yalan değildi o bir kere şakaydı. Hem söyleyecektim dersinizi aldıktan sonra."
Güler gibi kısa bir nefes verdi ve, "Buğçe sana noluyor? Sen kim oluyorsun da bize ders vermeye kalkıyorsun, hayırdır?"dedi.
Evet bu kavganın hiç iyi bir yere gitmediği belli olmaya başlamıştı çünkü yavaş yavaş ben de sinirleniyordum.
"Doğru haklısın ben kim oluyorum zaten. Bana söylememiş olmanızı da bu tezinize bağlıyorsunuzdur eminim. Ben ikinizin de hiçbir şeyi olmuyorum çünkü değil mi?"
"Duygu sömürüsü yapma Allah aşkına Buğçe."
"Ne duygu sömürüsü be ne diyorsun sen? Size kırıldım ve böyle bir şey yaptım. Ne oldu yani ikiniz de öğrendiniz işte dünyanın sonu mu geldi? Bu kadar sinirlenecek ne vardı ortada Doruk?"
"Sorun senin hiç hakkın olmadığı halde bizim hayatımıza müdahale ediyor olman. Bu şımarıklıklarından çok sıkıldım artık. Sürekli beni birilerine karşı mahcup ediyorsun. Bir kendine gel artık."
Söyledikleri artık iyice kırıcı olmaya başlamıştı. Ben kuzeniydim hatta kardeşten bile öteydim yani en azından ben öyle sanıyordum ama ne kadar yanıldığımı anlıyordum şimdi. Sinirden ağlamak üzereydim şuan.
"Tamam Doruk. Bir daha sizinle alakalı hiçbir şeye karışmayacağım. Ne istiyorsanız onu yapın. Artık beni ilgilendirmiyorsunuz. Zaten sizin için hiçbir öneme sahip değilmişim."dedim gözlerim dolu dolu ve onun bir şey demesine fırsat vermeden önce odadan sonra da evden çıktım.
Biraz hava almak istiyordum. Doruk'la daha öncede kavgalar etmiştik elbette ama küçük küçük tartışmalardı. Hiç böylesine kırıcı şeyler söylediğini hatırlamıyorum.
Daha önce Cem'le buluştuğumuz parka gelip yine onu beklediğim banka oturdum. Bana böyle şeyler söylemiş olmasını hazmedemiyordum. Bu kadar mı değersizdim yani onun için? Gözyaşlarıma artık engel olamıyordum, akmaya başlamışlardı işte. Kendime de sinir oluyordum. Hayır ağlayacak ne var şimdi bunda? Bu kadar duygusal olmak zorunda mısın Buğçe? Neyse ki etrafta hiç kimse yok.
Telefonumun çalmaya başlamasıyla gözlerimi sildim ve cebimden telefonu çıkarıp kimin aradığına baktım. Cem'di. Açmadım. Ağlarken konuşmak istemiyordum. Meşgule atıp telefonu tekrar montumun cebine koydum. O da tekrar aramadı zaten. İşim falan var, o yüzden açmıyorum diye düşünmüştür muhtemelen.
Orada ne kadar oturdum bilmiyorum ama eve hiç gidesim gelmiyordu. Doruk'un suratını görmek istemiyordum doğrusu. Ben böyle düşüncelerimde boğulup bir yandan da aptal aptal ağlarken uzaklardan birinin bana doğru yaklaştığını gördüm. Bir dakika, bu Cem'di! Ne işi vardı ki burada? Hemen göz yaşlarımı silmeye çalıştım. Beni böyle görmesini istemiyordum.
İyice yaklaştığında ayağa kalktım ve, "Senin ne işin var burada?"dedim.
Gelip tam karşımda durdu. "Telefonumu açmadın."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KARMAŞIK
Roman d'amourArtık buraya kadardı! Aptal gibi peşinde dolanmayı bırakma zamanı gelmişti. Evet geç alınmış bir karardı fakat malum geç olsundu fakat güç olmasındı. Artık o karaktersizin yüzünü bile görmek istemiyordum. Hiç kimsenin benimle böyle oynamasına izin v...
