Eve geldiğimde bugünkü sınavlarımın çok iyi geçmesinin rahatlığıyla kendimi yatağıma attım. Ama mutluluğum Cem'in bana hiçbir şey demeden sınıftan gitmiş olmasını hatırlamamla son buldu. Bu çocuğu çözmekte bazen çok zorlanıyordum açıkçası.
Telefonumun mesaj sesini duymamla hemen yattığım yerden doğruldum ve telefonuma bakınmaya başladım. Ah nereye koydum ki ben bu telefonu! Her yere baktıktan sonra yatağımın üstünde duran montumun cebine de bakmayı nihayet akıl edebilmiştim. Operatörden gelen mesajı görünce sinirle telefonu yatağa fırlattım. Yere fırlatmaya bir taraflarım yemedi çünkü. Yatak güvenli, yumuşak. Telefona bir şey olma ihtimali yok ama sinirini de bir yandan çıkarmış oluyorsun oh mis. He tabi yataktan sekip de yere düşerse başka. O da sizin üstün becerilerinize kalmış artık. Gereksiz nasihatlerimi de verdikten sonra devam edebilirim. Evet.
Ben Cem'den mesaj beklerken mal operatörden gelen mesaj gerçekten sinirlerimi bozmuştu. Bak bu saat olmuş ne arıyor ne soruyor! En iyisi ben arayayım da ağzına edeyim diye düşündüm ve rehberden Cem'i bulup kendime hiç düşünme fırsatı vermeden, çünkü düşünme fırsatı verirsem vazgeçebilirdim, aradım. Açmadı. Evet yanlış duymadınız tam olarak açmadı dedim. Derin bir nefes verip sakinleşmeye çalıştım. Sonuçta belki önemli bir şey vardır ve bu yüzden bana cevap veremiyor olabilir değil mi? Yoksa Dilan'ın yanında mı? Ah hayır kızım saçmalama kendine gel. Cem'in o kızla işi olmaz. Ama eskiden aşıkmış, ya yine ona karşı bir şeyler hissetmeye başladıysa? Ya o sinsi kız benim sevdiceğimin aklına girdiyse? Sevdicek kelimesini kullandığım için herkesten özür dileyerek felaket senaryolarıma devam ediyorum. Ya şimdi o kız Cem'in evindeyse ve Burak da onları yalnız bırakmak için evden çıktıysa?
Tırnaklarımı yemeyi bırakıp telefonumu tekrar elime aldım ve Burak'ı aradım. Stres içinde kalmıştım açıkçası. Tamam senaryolarım belki saçma olabilir ama içime kurt düşmüştü bir kere. Burak'ın açmasını beklerken oturduğum yataktan kalkıp odanın içinde tur atmaya başladım. Tam umudumu kesmişken Burak'ın sesini duydum.
"Alo."
"Burak selam. Şey, ben Cem'e ulaşamıyorum da merak ettim. Yanında mı acaba?"
Burak bir süre cevap vermeyince benim teorilerin gerçek olma ihtimali iyice aklıma yattı ve kalbim bu ihtimalle fazlasıyla hızlı atmaya başladı.
"Yok, yanımda değil. Ben evde değilim zaten. Bir işim vardı da dışardayım ama merak edilecek bir şey olduğunu sanmıyorum. Belki banyoda falandır o yüzden açamamıştır telefonunu."
"Pekala, tamam. Eğer görürsen beni aramasını söyle olur mu?"
"Söylerim."
"Görüşürüz."dedim ve kapattım telefonu. İçime bir huzursuzluk çökmüştü resmen. Burak'ın konuşmaları da bir tuhaftı. Onu tanıdığımdan beri benimle hiç bu kadar ciddi konuşmamıştı. Hep dalga geçer gibi konuşurdu. Yok yok kesin bir şey vardı evet. Artık buna iyice inanmıştım.
Cem'i bir kez daha aradım fakat yine cevap yoktu. Vücudumu ateş basarken hala odada turlayıp duruyordum. Neydi şimdi bu Allah aşkına? Evet kesin evde Dilan'la beraberdi, kesin yani. Peki ben buna izin verir miydim? Hah, elbette hayır! Onları basacaktım. Tamam yarın sınavım vardı ve benim ders çalışmam gerekiyordu ama onları basıp Cem'in ağzını burnunu dağıttıktan sonra rahatlayıp ders çalışmaya karar vermiştim. Evet bu daha mantıklıydı. Çünkü şuan derse aklımı nasıl vereyim?
Neyse ki üstümü çıkarmamıştım. Hemen montumu giyip çantamı aldım ve kapıya doğru yürüdüm.
Tam kapının koluna uzanmıştım ki annem, "Kızım, nereye gidiyorsun daha yeni gelmedin mi sen?"diye sordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KARMAŞIK
RomanceArtık buraya kadardı! Aptal gibi peşinde dolanmayı bırakma zamanı gelmişti. Evet geç alınmış bir karardı fakat malum geç olsundu fakat güç olmasındı. Artık o karaktersizin yüzünü bile görmek istemiyordum. Hiç kimsenin benimle böyle oynamasına izin v...
