Bölüm 43

458 18 16
                                        

         
Kapının önünde duran kişi bir ara sürekli tuhaf bir şekilde karşılaştığım çocuktu. Adı yanlış hatırlamıyorsam Efe olmalıydı. Ama ne alaka? Burada ne işi var ki? Şuan yaşadığım durum bana oldukça saçma geliyordu.

Kendimi tutamadım ve hayretle, "Senin burada ne işin var?"diye sordum.

Gülerek bana baktı. O benim burada olmama hiç şaşırmış görünmüyordu.

"Asıl bunu benim sana sormam gerek. Çünkü burası benim evim."

"Buğçe siz birbirinizi nereden tanıyorsunuz?"diyen Cem'e döndüğümde ateş saçan gözlerle karşılaşmayı hiç beklemiyordum. Neden sinirlenmişti ki bu kadar?

Ben herhangi bir şey demeyince, "Cevap ver bana!"diye bağırdı. Olduğum yerde sıçradım. "Sana birbirinizi nereden tanıyorsunuz dedim!"

Korkakça yanıtladım onu. "Daha önce bir kaç kere çarpıştık.. Bir de Selin'le gittiğimiz barda karşılaştık Cem. Neden bu kadar sinirlendin? Neler oluyor böyle?"

Efe yayvan bir şekilde sırıtarak, "O sevgilileriyle tanışmamı istemez. Kızın üstüne bu kadar gitme sevgili kardeşim. Dediği gibi sadece bir kaç kere karşılaştık o kadar."dedi.

Kardeşim mi? Nasıl yani? Gerçekten kardeş anlamında bir kardeş mi bu yoksa arkadaş anlamında mı? Ah, şu an her şey çok karışık.

"Kes sesini!" Cem Efe'nin yakasına yapışıp onu sarstı. "Sen ne yapmaya çalışıyorsun lan şerefsiz! O pis beyninden hangi adi planlar geçiyor yine?"

Efe, "Bir şey planladığım falan yok benim. Ama planlamış olsaydım emin ol sevgilin şuan senin değil benim yanımda olurdu."dedi alay edercesine.

Daha bu salak ne diyor böyle diye düşünemeden Cem Efe'ye vurmaya başladı. Yumruklarını bir bir suratına indiriyordu. Efe'nin Cem'e kafa atmasıyla Cem'in başı geriye doğru savruldu ve burnu kanamaya başladı. Kalbim korkuyla çarpıyordu. Cem'e zarar gelmesin diye kolunu tutup onlara engel olmaya çalıştım ama beni ittiği gibi yere yapıştım.

Sesim titreyerek, "Kesin şunu!"diye bağırmam da işe yaramadı elbette.

Merdivenlerden koşarak inen Hale Hanım ve Taner Bey'i görünce bu kadar sevineceğim aklımın ucundan geçmezdi doğrusu. Hemen arkalarından da Selin geliyordu.

"Cem bırak kardeşini! Ne yapıyorsunuz siz!"diyerek Cem'i Efe'nin üstünden almaya çalıştı Taner Bey.

Kardeş? Onlar resmen kardeşler miydi yani? Olduğum yere çakılmış gibi hissediyordum. Cem'e daha önce kardeşi olup olmadığını sorduğumda bana olmadığını söylemişti. Ama neden? Bir türlü aklım almıyordu.

Taner Bey Cem'i zar zor Efe'nin üstünden alırken Cem işaret parmağını Efe'ye doğrultup tehdit edercesine, "Seni bir daha etrafımda görmeyeceğim lan it, hele Buğçe'nin etrafında sakın! Kimse elimden alamaz seni kimse! Defol git lan bu evden."dedi. Nefes nefese kalmıştı.

"Dilan senin yerine beni tercih etti diye çıldırıyorsun değil mi? Bunu bir türlü hazmedemiyorsun. Buğçe de aynısını yapacak diye ödün kopuyor."

"Baba bırak beni! Bırak!"diye bağırdı Cem. Taner Bey bıraksa muhtemelen Efe'yi öldürecekti. Öyle şiddetli bağırıyordu ki boynundaki bütün damarlar belirgin hale gelmişti. Onu ilk kez böyle görüyordum. 

"Efe yeter artık! Neler söylüyorsun sen?"dedi hayretle Hale Hanım.

"Ne var gerçekleri söylüyorum işte. Dilan beni seçti oğlunuz da kafayı yedi bu yüzden. Yalan mı? Hadi yalan olduğunu söyle."

KARMAŞIKBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin